“Bir Türkiye Klasiği…”

12.04.2015         tsavas@comu.edu.tr



Türkiye’nin klasikleri çok! Neler yok ki, burası Türkiye dedirten. Ne kadar acı değil mi, birçok sözümüz, birçok umudumuz, aman ha burası Türkiye, sözleriyle bitiyor. Daha da ilginç olanı sanki biz o Türkiye’nin bir parçası değilmişiz gibi bunu söylememiz. Birçok durumda da “doğru bilinen” ama “yanlış yapılan” davranışlarımıza kılıf da oluşturuyor:
“Aman, sanki ne olacak, burası Türkiye”.
Dün arkadaşlar konuşuyorlardı, eski rektör makam bilgisayarını da almış odasına götürmüş de yeni rektör de eski rektörün bilgisayarını mı ne söktürmüş. Eski rektör de “bir Türkiye klasiği” gibi bir şeyler cıvıldamış.
Ne tivitir takip ediyorum ne de Fesbuk, adamın çok zamanını alıyor. Sosyal medya konusundaki değerlendirmemi sorarsanız, iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi pek bir şey söyleyemem. Herhalde iyiye de kullanılabilir kötüye de, talep de görüyor, eh o zaman bana söyleyecek pek bir şey kalmıyor. Tek söyleyebileceğim bir insana zarar vermek için kullanılırsa bunun önüne geçilmesi gerektiğidir. Dedim ya, ben sosyal medyayı kullanmıyorum ve böyle daha mutluyum.
Türkiye klasikleri tartışması (!) konusuna dönersek, insan kendi kusurunu görmezmiş (çok hafif oldu be). Ötekileştirmelerle, sürgünlerle, entrika soruşturmalarla geçmiş bir dönemin mimarının cıvıldamaları çok ironik, hatta komedi. Aslında aynı zamanda bir Türkiye klasiği de diyebiliriz.
Narsisimin en ileri örneklerinin görüldüğü ve Türkiye dışında Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde görülebilecek denli uygulamaları gerçekleştirmiş birisi iş kendisine gelince benimle aynı dili kullanıyor. Vay vay vay…
Diyeceksiniz ki sen ne yapıyorsun. Benim yaptığımı en yakın kankalarına sorabilir. O kankalarını hiç kimseden farklı tutmadığımız için eleştirilere maruz kaldık. Ama insanlık, aydınlanma, demokrasi ve uygarlık bunu gerektiriyor.
Hay Allah ben Türkiyeli değil miyim neyim?
Elbette ki Türkiyeliyim, hatta Türküm; her ne kadar Türk olmamda kendi irademin bir katkısı olmasa da bunu yadsıyacak da değilim. En azından ebeveynlerim ve onların ebeveynleri ve onların ebeveynleri kendilerine Türk diyorlardı. Arada başkaları da varsa bilmem. Çok umurumda da değil; insanım ya!
Zaten Türkün, İngilizin, Almanın, Arabın, Japonun biyolojik olarak birbirinden farkının çok az olduğunu biliyorum. Ama ne yazık ki demokrasi kültürü anlamında dağlar kadar fark var. Demokrasi kültürünün yerleşmediği bir toplumda yaygın toplumsal huzursuzluklar dinmez; adalete güven kalmaz. Adalet konusunda güvensiz olan bir toplumda, travmatik olayların etkisiyle insanların psikolojisi çöker. Türkiye’de son 10-15 yılda antidepresan ilaç kullanımındaki katlanma bunu sonucudur. Kadına şiddetteki muazzam artış ve diğer şiddet vakalarındaki artışların nedeni hep topal demokrasi ve adalete güvensizliğin sonuçlarıdır.
Türkiye klasiklerinden bahsedenlerin o klasiklere olan katkıları sürdüğü müddetçe bu klasiklerin sürmesi kaçınılmazdır. Dün “men dakka duka” diyenlerin bu gün şikâyet etmeye hakları yoktur. Merak etmesinler, onların haklarını da demokrasiye samimiyetle bağlı inananlar koruyacaklardır. Nitekim Ahmet Şık örneğinde olduğu gibi bu tecrübeyle sabittir.
Tek bir isteğimiz var, yaptıklarını itiraf etmeleri…

886

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

“Böyle yönetim olmaz”
21.02.2017    3993
O bürokrat yargılanacak!
21.02.2017    688