"Sömürüye, kirliliği ve talana karşı yaşam alanlarımızı savunacağız"

07.06.2019         

Çanakkale Çevre Örgütleri ve STK'ları 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısı ile açıklama yaptılar. Dünyanın en önemli doğal güzelliklerinden biri olan Kazdağlarının maden ocağı, JES ve HES'lerle yok edilmek istendiği belirtilen açıklamalarda; "Tüm bu talan, sömürü ve kirliliğe karşı bizler de yaşam alanlarımızı savunuyor, her türlü mücadele yöntemlerine başvuruyoruz" denildi.

  5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısı ile Çevre örgütleri, STK ve dernekleri tarafından açıklama yapıldı. Ekoloji Birliği bileşeni olarak Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği,  Yeşil Sol Parti Çanakkale İl Temsilcileri Hasan Türkoğlu ve İjlal Gitmez, İda Dayanışma Derneği ve Kent konseyi Çevre Meclisi tarafında yapılan açıklamalarda, gaz salınımı, çevre kirliliği, endüstriyel atıklar…vs gibi sebeplerle dünyanın büyük bir kirlilik ve yok olma tehdidi altında olduğu belirtildi. Dünyanın en önemli doğal güzellikleri sahip Kazdağlarının, maden ocağı, JES, HES… gibi tehditler nedeniyle yok olma tehlikesi altında olduğu ifade edilen açıklamalarda,  doğa ve yaşam alanları için mücadele etmeye devam edileceği ifade edildi. 


“Bölgemizin hem doğal varlıkları, hem de kültürel değerleri sömürü ve talan tehdidi altında”
Ekoloji Birliği bileşeni olarak Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından yapılan açıklamada; “Kazdağı çevresinde, çok güzel bir bölgede yaşıyoruz. Ülkemizin çoğu köşesi gibi bizim bölgemiz de bir sürü özelliği açısından çok kıymetli. Dünya’da da sayılı önemli yerlerden birisi… Ancak ne yazık ki, sınıf ve cinsiyet sömürüsü gibi bölgemizin doğası da bu sömürüden nasibini alıyor.  Bölgemizin hem doğal varlıkları, hem de kültürel değerleri bu sömürü ve talan tehdidi altında. Termik santralcılar, altın -gümüş-kurşun vb. madencileri, barajcılar, RES’çiler, JES’çiler, taş ocağı işleticileri Kazdağı’nın her yanında.  Kazdağı’nın kuzeyinizde 5 adet termik santral faaliyette. Daha sırada 11 proje var. Ne yazık ki TÜMAD ve Alamos Gold’a ait altın madenciliği faaliyetleri tüm mücadelemize rağmen başladı. Başka onlarca proje de çeşitli aşamalarda. Yenice, Havran, Kalkım civarında da Teck Madenciliğin Bahar Madenciliğe devrettiği bir sürü altın madeni ruhsatı, Eczacıbaşı, CVK gibi çalışan kurşun ve demir madeni projeleri var. İvrindi’de ise TÜMAD altın madeni projesi ne yazık ki faaliyete başladı.  EYBEK Dağı ve daha bir sürü dağımız Rüzgar Enerji Santralları tehdidi altında. Gülpınar, Tuzla bölgemizde onlarca Jeotermal enerji projesi var. Havran civarında Kocaseyit Köyündeki taş ocağı yetmezmiş gibi yeni yeni taşocağı ruhsatları verilmekte.  Zeytinli Çayı’ndan Mıhlı Çayı’na kadar tüm dereler üzerinde baraj projeleri öngörülmekte. Derelerimizi tüm itirazlarımıza rağmen beton kanallara hapsedildi.  Denizimizin ve derelerimizin giderek artan kirliliği, yanan çöplükler, kıyı yağması, her gün rant uğruna kesilmekte olan zeytin ağaçlarımız, tarım ilaçlarının yarattığı kirlilikler diğer bazı sorunlarımızdan bir kaçı… Tüm bu talan, sömürü ve kirliliğe karşı bizler de yaşam alanlarımızı savunuyor, her türlü mücadele yöntemlerine başvuruyoruz. Şu anda açtığımız onun üzerinde dava var.  Bir yandan da savunduğumuz yaşamı kurmak için yerelde, kırsal alanda çalışıyor, yerel kırsal kalkınmaya destek olmaya, kadınlarla, çocuklarla çalışarak doğa koruma bilincini yeşertmeye çalışıyoruz” denildi. 

“Her gün üç canlı türü yok oluyor”
Yeşil Sol Parti Çanakkale İl Temsilcileri Hasan Türkoğlu ve İjlal Gitmez tarafından; “5 Haziran, kutlanacak bir gün olarak değil, mücadeleyi sürdürmek ve büyütmek için işaretlenmiş bir tarih olarak ajandamızda yer alıyor. Gezi ile beraber 31 Mayıs-5 Haziran arası Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası olarak anılıyor. Her gün üç canlı türü yok oluyor. Değişen iklimler, seller, fırtınalar, eriyen buz dağları hafife alınıyor. Hava, toprak ve su kirliliği, erozyon, ormansızlaşma, asit yağmurları, radyasyon, heyelanlar yaşamı korkulu bir rüyaya dönüştürüyor. Doğal varlıklarımız, kapitalist sistem tarafından geri gelmemek üzere yok ediliyor. Doğanın çığlığına sessiz kalan hükümetler ve şirketlere karşı da Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada isyanlar hızla yayılıyor. Özellikle iklim krizine karşı başta gençler olmak üzere yüzbinlerce insan sokaklara dökülüyor.  Mayıs ayı sonunda yapılan Avrupa seçimlerinde Yeşiller’in yükselişi de bu taban hareketinin sandığa yansımasıdır. İklim krizini ve sosyal adaleti öne çıkarak kampanya yürüten Yeşiller Partisi, birçok ülkede ilk dört partiden biri olmuş, 30 yaş altı insanların neredeyse tamamının oyunu almıştır. Yeşil Sol Parti olarak bir parçası olduğumuz Avrupa Yeşiller Partisi’nin bu zaferi, yerkürenin geleceğine dair ciddi bir umuttur ve bu umut ülkemiz dahil dünyanın her yerine taşınacak ve büyütülecektir.  Doğaya yapılan onlarca saldırı karşısında yılmıyor, direnmeye devam ediyoruz! Yeşil Sol Parti olarak, tüm canlıların yaşam kaynağı olan doğanın sadece para kazanma aracı olarak görülmesini ve ticarileştirilmesini reddediyoruz. Doğanın ticari bir mal olmadığını, tüm canlıların hakkı olduğunu savunuyoruz. Kapitalizm, parasına para katmak için sözde enerji bahanesiyle binlerce HES projesini, onlarca termik ve nükleer santrali, Kanal İstanbul’u, zehir saçan madencilik çalışmalarını, geçiş projelerini, zeytin yasasını, taş ocaklarını ve daha onlarca projeyi ülkemiz halkının başına ve doğasına bela etmeye çalışıyor… Doğal varlıklar üzerinde, artık yargıyı da yanına alan vahşi saldırılara karşı, seslerimizi, ellerimizi, yüreklerimizi ve mücadelelerimizi birleştirme zamanıdır...” denildi.
 
“Su kaynaklarımız, ormanlarımız bugün yok olmanın eşiğindedir”
 İda Dayanışma Derneği tarafından; “Kutlama sözcüğü, daha çok iyiye, güzele, başarıya dönük sevinçleri ifade eder. Oysa çevreye dair çözülemeyen sorunlar her yıl daha da artarak endişe verici boyutlara ulaşmış bulunuyor. Geniş resim hiç iç açıcı değil maalesef. Dünyanın ateşi giderek yükseliyor. Karbon artış grafiği, özellikle son 50 yılda tamamen yukarı doğru ivmelenmiş bulunuyor. Karbon salımı bilim insanlarının ifadeleriyle, geri dönülmez eşik sayılan 400 ppm sınırını aşmış, durumda,415 ppm’lerde seyrediyor ve bunda insanın sorumluluğu oldukça fazla. Ülkeler, toplumlar ve bizzat insanın kendisi, üretim biçimleri, tüketim alışkanlıkları, yaşam tarzlarıyla küresel ısınmaya katkı verirken, sanayide, ulaşımda, enerjide, mimaride, tarımda vb. başta gelişmiş ülkeler olmak üzere ısınma nedeniyle oluşan iklim değişikliğinin ve yarattığı sonuçların nedenidirler. Rio Sözleşmeleri, Kyoto Protokolu, Paris Antlaşması, COP24 e kadar süregelmiş Konferanslardan önlem içerikli sonuçlara ne yazık ulaşılamamıştır. Olağanüstü atmosfer olaylarından, kasırgalardan, buzullardan, yükselen denizlerden, kuraklıktan, çölleşmeden sellerden...İlk etkilenen ise hep yoksul ülkeler ve o ülkelerin başta çocukları, kadınları olurken, ülke ekonomileri de birer birer çökmektedir. Karbon salımını önemsemeksizin doğayı, onun nimetlerini alabildiğine hoyratça tarumar ederek zenginleşenlerin, gezegendeki tahribatları bugün uzaydan bile görünür durumdadır. Ancak, tüm insanlığa kesilen faturanın, en ilk mağdurlarına ayrılan fonlar en zenginlerin vicdan azaplarının kendilerince uygun buldukları karşılığı kadardır. Geç kalınmış önlemler kapsamında, düşük karbonlu toplumlara ve ekonomilere geçiş kaçınılmaz olup, özellikle enerjide fosil yakıtlardan geri çekilme ve yenilenebilir kaynaklardan üretim kendini dayatmıştır. Batıdan gelişen bir enerji dönüşümü ilk adımlar olarak umut verici olmakla birlikte, hala fosilde direnenlerin direncini kırmak kolay olmayacak gibi.. Ülkemizin karar vericilerinden biliyoruz ki; giderek artan fosil yakıt (petrol, doğalgaz, kömür) ithalatı her geçen yıl artarken, dışa bağımlılık sürdürülemez boyutlardadır. Üstelik yenilenebilir enerji kaynakları bakımından önemli bir potansiyele sahip iken. Durum, yaşadığımız kent; Doğal, tarihsel, kültürel değerler zengini Çanakkale’miz için de maalesef  hiç iç açıcı olmadığı gibi, tüm bu değerleri adeta yok sayan karar vericilerin, başta termik santral istilası olmak üzere, dünya mirası Kazdağlarına uzanan siyanürlü  altın madenciliğinin tehdidi altındadır. Binlerce yıldır korunagelmiş, mitolojisiyle Troya ve onun ayrılmaz mekanı Homeros’un ifadesiyle ‘’Bin Pınarlı İda’’bu tehdidin en başat hedeflerinde olup, İda’dan beslenen ve binlerce insanın yaşamını sağlayan su kaynaklarımız, ormanlarımız bugün yok olmanın eşiğindedir” denildi.
 
“Kazdağı çığlık atıyor! Vicdanınızın sesini duyun!”
Kent Konseyi Çevre Meclisi tarafından yapılan açıklamada; “Çanakkale 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü işletilmekte olan toplamda 3000 MW’dan fazla kurulu gücü olan 5 termik santral, işletilmekte olan Lapseki/Şahinli Köyü’nde ki altın madeni, işletime açılması için çalışılan Kirazlı Altın Madeni saha hazırlama çalışmalarında katledilen on binlerce orman ağacı, niçin yapıldığı, kime hizmet edeceği bilinmeyen bir boğaz köprüsü ve beraberinde getireceği otoban projesiyle yok olmayla yüz yüze kalmış olan 150.000 meyve ağacı ve 5000 ha tarım alanı , aynı zamanda altın-gümüş madenciliğine ek olarak 38 ruhsatlandırılmış maden sahası, kömür ocakları, ruhsat sürelerinin ne zaman bittiği bilgisine ulaşamadığımız taş ocakları, çimento fabrikası, kıyı işgali ve tarım alanlarının imara açılması ile birlikte kutlamakta. Dünya’da 1974 yılında ilki ‘’Tek Dünya’’ temasıyla kutlanan Dünya Çevre Günü’nün bu yıl ki dikkat çektiği konu ‘’hava kirliliği’. Çanakkale’de Türkiye özelinde düşünüldüğünde ciddi hava kirliliği yaratan şehirlerden. 5 kömürlü termik santrale ek olarak yapılması planlanan 11 termik santral projesi çalışır duruma geçtiğinde yaratacağı hava kirliliğinden dolayı her yıl 1130 insan erken ölüm yaşayacak. Kirliliğin tarım ürünlerine, hayvan ürünlerine, su ürünlerine vereceği zarar ayrıca düşünülmeli. Çanakkale Devlet Hastanesi yeni binasında çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra bölgenin en kapsamlı kemoterapi bölümünün hizmete açıldığını ve 6 ayda 3 bin kemoterapi hastasına hizmet verdiğini açıkladı. Çanakkale’de var olan gerçekler ve sağlık kuruluşunun açıklamaları göstermektedir ki şu an işletimde olan termik santraller daha geç olmadan kapatılmak zorundadır. Tüm canlılar ve ekosistem için. Kazdağı ve yöresinde ruhsatlandırılan maden sahaları tüketecekleri ve kirletecekleri kaynaklar bakımından yöreyi tehdit etmektedir. Çanakkale’nin 1.Derece Deprem Kuşağı’nda olduğunun da bilinciyle bu bölgelerde yapılacak atık havuzlarının Brezilya’da defalarca atık havuzlarının doğaya yayılması gibi bu bölgede de olması kaçınılmazdır. Özellikle altın ve gümüş madenciliğinde hiçbir arıtma söz konusu değildir bu nedenle ‘’vahşi madencilik’’ denilmektedir. Atık havuzlarında öylece bekletilecek kimyasal çözeltili bileşikler buharlaşma ile havaya, yer altına sızmasıyla toprağa ve suya karışacaktır. Yok olacak orman örtüsü, patlatma yöntemiyle yok olacak dağlarda coğrafi yapıyı ve ekosistemi etkileyecektir. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün bayrama denk gelmesi ile birlikte ziyaret edilen dost ve akrabalarımıza geleceğe devretmek istediğimiz örf ve adetler yanında bırakmak istediğimiz temiz bir doğanın varlığının ne derece önemli olduğunu hatırlatmakta yarar var. Çocuklar sevinçle kapınızı çalıp şeker istediğinde çocukların gözlerine bakıp vicdanınızı dinleyin. Onların temiz bir geleceğe ihtiyaçları var” denildi.   (Eren Aşnaz)
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER