"Yaratmak istedikleri korku atmosferini yırtıp atmalıyız"

10.06.2018         

OHAL kapsamında çıkartılan KHK'larla işinden edilen ve işine geri dönme talebiyle Semih Özakça ile birlikte 324 günlük açlık grevine yapan 'Yüksel Direnişçisi' Nuriye Gülmen, Eğitim Sen Çanakkale Şubesi'nin düzenlediği panelde konuşmacı olarak yer aldı. Başladığı ilk günden bu yana devam den direnişi anlatan Gülmen; "Yaratmak istedikleri korku atmosferini yırtıp atmalıyız. Bunun için asla yalnız olmadığımızı bilmemiz gerekiyor. Ben de böyle olmadığını biliyordum" dedi.

 

OHAL kapsamında çıkartılan KHK’lar ile ihraç edilen öğretmenler arasında yer alan ve ihraçlara karşı ‘işine geri dönme’ talebi ile Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde Yükse Direnişi’ni başlatan Nuriye Gülmen Çanakkalelilerle bir araya geldi. Eğitim Sen Çanakkale Şubesi tarafından Çanakkale Belediyesi Belediye Çalışanları Eğitim, Sosyal Tesis ve Sendika Binası Ercan Adsız Konferans Salonu’nda düzenlenen panele konuşmacı olarak katılan Nuriye Gülmen, ‘Direnişi’ anlattı. Gülmen, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL kapsamında çıkartılan KHK’lar ile hakkında, FETÖ-PDY (Fetullahçı Terör Örgütü- Paralel Devlet Yapılanması) iddiasıyla açılan soruşturma gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırılmıştı. Gülmen, 9 Kasım 2016’da ‘İşimi istiyorum’ pankartı ile Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları anıtı önünde eyleme başlamış ve eyleme mücadele arkadaşı Semih Özakça da katılmıştı. Yüksel’de düzenlenen oturma eylemini 60’ıncı gününde açlık grevine çeviren Gülmen ve Özakça, 324 gün boyunca grevde kamışlardı. Gülmen, 9 Kasım 2016 yılında başlattığı 578 günlük direnişi Çanakkalelilere anlattı. Konuşmasında iktidarın çıkartılan KHK’lar ile korku duvarı yaratmaya çalıştığını belirten Gülmen; “Bulunduğunuz her yerde, herhangi bir haksızlık karşısında hiç tereddüt etmeden direnmeniz gerektiğini bir kez daha gözünüzün içine bakarak söylemeye geldim” dedi.  Başlattığı direnişin bugün hala devam ettiğini belirten Gülmen; “Ankara’da faşizmin başkentinde Kızılay Yüksel Caddesi’nde insan halkları anıtının önünde bir direniş 576’ıncı gününde bugün hala devam ediyor. 1 yılı aşkın bir süredir de insanlar oraya çıkıyorlar ve işkencelere maruz kalıyorlar. Ancak hala devam ediyorlar. Direnişimiz bir bayram gibi orada duruyor. Orada faşizme karşı bir mevzi var. Bu mevzi çok büyük hikâyeler biriktirdi” dedi. Direnişin en başından beri bir çağrı olduğunu dile getiren Gülme; “Ben oraya çıktığım il gün olan 9 Kasım 2016 tarihinde yapılan bir çağrıydı. Bugüne kadar 576 gün boyunca sesimizin çıktığı her an direnişe bir çağrı. İşkence görürken de, arabaya bindirilirken de, hastaneye götürülürken de orada inanlar karşılaştığınız halk ile ilişki kurduğunuz her an direnişimiz bir çağrı yapıyor. Bugün bir çağrıyı sizlerin gözlerinin için bakarak yine söylemek için buradayım. Bulunduğunuz her yerde, herhangi bir haksızlık karşısında hiç tereddüt etmeden direnmeniz gerektiğini bir kez daha gözünüzün içine bakarak söylemeye geldim” dedi.

 

  
“OHAL koşullarında her türlü baskıya maruz kalabilirsiniz”
OHAL ile korku duvarı oluşturulmaya çalışıldığını ifade eden Gülmen; “10 binlerce insan bir gecede işinden atıldı. Bir korku atmosferi yaratılması gerekiyordu. Bunun da birilerini atarak yaptılar. İleride kamu emekçilerinin iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılacak. Bu yasaya bağlı olarak yapılacak. Biz, aslında bunu söyledik. ‘Kamu emekçileri işten atılmayı beklemeyin, direnmeniz için bir gecede işinizden atılmış olmanıza gerek yok. Çünkü zaten yarın sizin de iş güvenceniz elinizden alınacak’ dedik. Bu anlamda hem kamu emekçilerine, hem de halk çağrı yaptık. Evet bu ülkede faşizm var. Bu ülkede OHAL koşullarında her türlü baskıya maruz kalabilirsiniz. Ancak bir kişide olsak teslim olmak zorunda değilsiniz. Direnmek zorundayız. Bunu söyledik. Yüksel Direnişi devam ettiği süre boyunca bu çağrıyı sürdürüyor” dedi.
 
 
“Direniş, korku ile teslim alma politikasına karşı bir cevaptı”
Çıkartılan yasaklarla insanların bir nevi tehdit edildiğini belirten Gülmen; “Yüksel’e ilk çıktığım tarih 9 Kasım 2016 bunu öncesinde 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Hemen ardından AKP, OHAL’i ilan etti ve KHK’lar ile ilk düzenlediği şeylerden bir tanesi gözaltı süreleri oldu. Gözaltı süresi 30 güne çıktı. Bu çok ciddi bir tehditti. İnsanlara aslında ‘Ben çok şey yapacağım, ama siz bir şey yaparsanız gözaltının 30 gün süresi var’ demek istendi. 70-80 bin insan KHK ile işten atılmıştı şu anda sayı 116 in civarında. 10 bin Eğitim Senli öğretmen açığa alındı. Kasım’a doğru HDP Milletvekilleri tutuklandı. Onlarca yasal dernek ve medya organı kapatıldı ve gazeteciler tutuklandı. Böyle bir ortamda, ‘ben her şeyi yaparım ama siz bir şey yaparsanız başınıza çok şey gelir’ deniliyordu. Böyle bir korku atmosferi yaratmak istenildi. 9 Kasım 2016 tarihinde sadece bir kişinin elinde ‘işimi istiyorum’ dövizi ile orada durmasına tahammülsüzlüğün sebebi yönetememek. Asıl korkan onlar. Korktukları için bu kadar çok saldırdılar. Böyle bir süreçte alana çıkılmasının anlamı ise korku ile teslim alma politikasına karşı bir cevaptı. İşimizi geri istemek çok doğal bir talep. Bir kişi elinizden ekmeğinizi Alırsa buna sessiz kalmazsınız. Faşizme ‘o kadar kolay değil’ dedik” dedi.
  
“Başımıza gelebilecek her şeye rağmen bunu yapmak gerekiyordu”
“30 gün gözaltı süresi var. Korkunç şeyler yaşayabiliriz” diyen Gülmen, “Ama bunlara yaslanarak bunlara teslim olarak hiç bir şey yapmadan bu sürecin geçmesini beklemek doğru değil. Bu durumda bence gerçekten en korkunç tablo bu olurdu. Bütün Anadolu halklarının direnme dinamiklerini yok eden, hiçe sayan, şimdiye kadar yaratılmış gelenekleri yok sayan bir şey olurdu. Teslimiyete kılıf uydurmak olurdu. Direnenler her zaman çok çetin şartlarda bunu yapmışlardır.  En çok direnmeye ihtiyaç duyulan zamanlar bu zamanlardır. O yüzden başımıza gelebilecek her şeye rağmen bunu yapmak gerekiyordu. Sen bugüne kadar katledilen çocuklar için adalet istiyordun, katledilen doğa için hesap sormak istiyordun. Bunu durdurmak istiyordun. Ağaçlar için sokaklara dökülmüştün. Bir sürü gencecik çocuk hayatını kaybetti. Onlar hak etmişler miydi? O zaman kolay mıydı? Değildi. O zaman ne yapacağız, bunu kabul mü edeceğiz? Hayır etmeyeceğiz. Yaratmak istedikleri korku atmosferini yırtıp atmalıyız. Bunu için asla yalnız olmadığımızı bilmemiz gerekiyor. Bene böyle olmadığını biliyordum. O gün te başıma oraya çıktığım zaman yalnız olduğumu da düşünmedim. Zaten öyle düşünseydim o alana çıkmazdım. Direnenlerin tarihi hep yanı başımızdaydı. Direnmenin zorunlu olduğunu bunun için iyi ve mükemmel koşullar olmadığını anlamak gerektiğini düşünüyorum” dedi.
 

“Biz, orada oturmaya başladık ve çok güzel şeyler yaptık”
Tek başına başlayan bir direnişin insanlar için nasıl bir umuda dönüştüğünü dile getiren Gülmen; “Diğer tablo ise bir kişi alana çıkıyor ‘işimi istiyorum, OHAL’in kaldırılmasını istiyorum’ diyor. Burada bir iddia var. Bir kişi istiyor diye kaldırmayacaklarını biliyorum ancak, bunu birilerinin söylemesi geliyor. Bu kişi ‘OHAL’i kaldırmalısınız. Siz yüz bin kişiyi işinden attınız. Bugün buraya tek başıma çıkıyorum ama işimi istiyorum işte. Ne olacak koskoca bir halkı telim mi alacaksınız. Yok öyle yağma alamazsınız. Çünkü biz varız. İşte çıktık ve işimizi geri istiyoruz’ diyor. Gözaltılarla geçen süre sonunda biz orada oturmaya başladık. Semih Özakça’nın da katılması ile birlikte iki kişi olduk. Saldırılar ara ara devam etti. 17 gün gözaltına alındık. Ancak 18’inci gün orada oturma hakkımızı kazanmıştık. Bu çok önemli bir zaferdi. Ankara’da eylem yasağı var, Valilik karar almış gözaltı yapıyorlar ,ancak sonunda pes ediyorlar. Her gün gözaltına alıyorlar. Çünkü orada oturmaya başlarlarsa biliyorlardı ki çok güzel şeyler yapacağız. Nitekim öyle oldu. Biz orada oturmaya başladık ve çok güzel şeyler yaptık. Çünkü direniyorduk. Çünkü umutsuzluk bizim etrafımıza bulunduğumuz alana hiç uğramamıştı. O zaman Türkiye’de tek bir direniş vardı oda ‘Yüksel Direnişi’ydi. Oturmaya başladık ve gerçekten güzel ve kıymetli şeyler yaptık. Açlık grevi başlayıp eylemi patladığı günlerde ciddi bir kamuoyu oluşturduk. Buda yaptığı z direnişin meyvesiydi. Her direniş sizin halka verdiğiniz umut için önemli olduğunu unutmamalıyız” dedi.
(Eren Aşnaz)
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER