AĞRI DAĞI KIŞ GÜNEY-KUZEY TRANSI

15.04.2014         ercan@manyapi.com



2010 Mayısında Todosk ekibi ile birlikte Geyiksivrisi’ne tırmandığım Esin Handal bir ilki gerçekleştirip Ağrı kış güney kuzey transını başarı ile gerçekleştirdi. Faaliyet sonrası yayınlamış olduğu raporu sizlerle paylaşmak istedim. Tebrikler Esin Handal.          
 
AĞRI DAĞI KIŞ GÜNEY-KUZEY TRANSI
 
FAALİYET ÖNCESİ GENEL DURUM     
           2 yıl önce yapmış olduğumuz ve 2 günde tamamladığımız Ağrı Kış Hız sonra yine oyun bahçemizdeydik. Yeni bir Esin HANDAL & Mehmet YALDIZ klasiği oluşturmak istiyorduk. Yeni İLK’lerin peşindeydik yine. Bu defa yazacağımız klasik Ağrı Kış Kuzey-Güney Transıydı. Bütün bu hayallerle 8-12 Mart 2014 tarihleri arasında Ağrı Kış Kuzey-Güney Transını planlamış ve bu planı hayata geçirmek içinde Şubat ayı başından itibaren Iğdır Valiliği, Iğdır İl Jandarma Komutanlığı, Iğdır Gençlik Spor İl Müdürlüğü ve Korhan Jandarma Karakolu ile yazışmalara başlamıştık. Yapılan bütün yazışmalar ve görüşmeler sonucunda dağın Kuzey rotası olarak bilinen Iğdır tarafından çıkışımıza “Güvenlik” nedeniyle izin verilmemiş ama Güney-Kuzey transı yapacak olursak kuzeye inmemize izin verilmişti. Yani kuzeye inmemizde bir sıkıntı yoktu. Bizde bu faaliyeti hemen Ağrı Kış Güney-Kuzey transı olarak değiştirmeye karar verdik. Ağrı Dağı’nın Kış Kuzey-Güney Transının 2002 yılında 15 kişilik bir ORDOS Ekibi ( Bildiğimiz adıyla ODTÜ Everest Takımı ) tarafından yapıldığını biliyorduk. Ama dağın Güney-Kuzey Kış Transına ait hiç bir bilgiye ulaşamamıştık. Bu konuda TDF yetkililerinin bilgilerine başvurulmuş ama bu rapor yazılana kadar herhangi bir yetkili tarafından bize geri bildirim olmamıştır. Bizde bu konuda biraz hassas ve sorumlu davranarak “İLK” tırmanış olarak nitelemekten özellikle imtina ediyoruz.               
FAALİYETİN AYRINTILARI
“Süper İkili”nin D.Bayazıt’ta buluşmasından sonra hemen faaliyetin mutfak kısmı halledildi, yakıtlar dolduruldu. Artık dağa gitmek için hazırdık. Ama trans öncesinde antrenman amaçlı da olsa yapmamız gereken bir faaliyet daha vardı. K.Ağrı Kış Tırmanışı. Uzun yıllardır güvenlik nedeniyle çıkışına izin verilmeyen K.Ağrı dağı artık tırmanışa açılmıştı. Uzun yıllar sonra birbirinden değerli ve sempatik 8 dağcı ile K.Ağrı kış tırmanışını deneyecektik. 15-16 Mart 2014 tarihleri arasında toplamında 6.30 saat süren bir tırmanış ile K.Ağrı’nın uzun yıllar sonra kış tırmanışını yapmıştık.
 
 
Yıllar Sonra Yapılan K.Ağrı Kış Tırmanışından Zirve Görüntüsü
 
         K.Ağrı faaliyeti sonrası şehre döner dönmez hava durumunu tekrar gözden geçirdik. Maalesef 17 Mart günü kar yağışı ve saatteki hızı 80-120 km arasında değişen bir rüzgar gösteriyordu. Evet yukarda fırtınalar kopuyordu. Hemen aramızda bir değerlendirme yaparak dağa 18 Mart 2014 Salı günü girmeye karar verdik. 18 Mart sabah 4.30’da otelden ayrılarak saat 5.30 civarında Eli Köyü’nün daha da aşağılarında araçtan indik. Artık Ağrı Kış Güney-Kuzey Transı resmen başlamıştı.4-5  günlük mutfak ve teknik malzemelerle dolu ağır çantalarımızı sırtlandık ve yürüyüşe başladık. Çantalar gerçekten ağırdı. Yürüyüşe başlar başlamaz ilk sürprizle karşılaştık. Kar yağışı başlamıştı ve görüş mesafesi giderek düşmeye başlıyordu. Ama hava bir o kadar da sıcaktı ki Esin  tozlukları bile çıkarıp, pantolonun paçalarını sıyırmıştı. Yukarılara çıktıkça kar ve rüzgar şiddetini artırmaya görüş mesafesi birkaç metreye düşmeye başlamıştı. 3.000 mt. civarında yakılan ve dağda öylece bırakılan 2 iş makinasının oraya geldiğimizde durup bir şeyler yiyelim dedik ama rüzgar çok şiddetlendiği için doğru düzgün mola veremedik. Dağ tamamen kapatmıştı ve göz gözü görmüyordu. Kar yağışı ve saatte 60-70 km. bulan rüzgarda ilerlemeye çalışıyorduk. Yer yer batak kardı ve Mehmet iz açabilmek için bütün gücünü kullanıyordu. 3200 kamp yerine geldiğimizde saat henüz erkendi. Kötü hava koşullarına rağmen ikimizde hırpalanmamıştık. Durumumuz ve tempomuz gayet iyiydi. Tek sorun Esin’in bir şeyler yiyip içmesi gerekiyordu. 3.350 mt. civarında hem rüzgardan korunmak, hem dinlenip bir şeyler atıştırmak için Mehmet bir ara kar mağarası kazmayı denedi. Vakit daha erken olduğundan girer, biraz dinleniriz diyorduk. Ama Değerli Partnerimin bütün uğraşları sonucu açtığı kar mağarasına ben yeterince küçük, çıtı pıtı olmadığımdan asla sığamayacaktım. J Sonunda bu tür ekstrem şeylere gerek olmadığına karar verip efendi efendi yolumuza devam ettik. Sırtımızda 4-5 günlük yiyecek deposu vardı ama biz o depodan bir türlü bir şeyler yiyemiyorduk. Rüzgar giderek şiddetini artırıyor, biz de batak karda bata çıka ilerlemeye çalışıyorduk. Dağda bütün izleri açmak ne yazık ki ikimize kalmıştı. Şiddetli rüzgar ve batak karda ilerlemenin çok zor olduğu ve vücudu daha fazla hırpalamanın anlamsızlığına karar vererek 3.600 mt. civarında ilk kampımızı attık. Ne de olsa bu bir trans faaliyetiydi ve ilk günden vücudu çok fazla hırpalatmamak gerekti. Kampı kurar kurmaz sıvı alımı ve yemek faslına geçildi. Çadırımız 3,5! mevsim olduğundan ( E: bu benim yorumum – M: faaliyet sırasında içinde fosur fosur uyurken hiç öyle demiyordun ama ) gün boyunca ve gece rüzgar devamlı kar savurduğu için çöken çadır tentesine değmemek için akrobatik hareketler ile uyuduk. Rüzgar o kadar şiddetliydi ki kendi aramızda ya çadırımız patlarsa ne yaparız diyerek çözümler bile üretmeye başlamıştık. Ama ben 3.600 kamp yerinde kendimi çok güvende hissediyordum. Çünkü 3.200 kampında 9 kişilik sevdiğimiz arkadaşlarımız ve 4.200 kampında da yine 9 kişilik başka bir sevdiğimiz arkadaşlarımız vardı. Yani bu sefer Ağrı Dağı o kadar kalabalıktı ki, Mehmet beni çadırdan bile atsa gidecek kapı bulurdum. J
 
 
Kötü havaya rağmen Kamp-1’i yükseklere kurmayı amaçlıyoruz. 
           
         İkinci gün yani 19 Mart 2014 günü hava aydınlanmaya başlamadan kahvaltı ve sıvı alımının ardından çadır ve çantalar toplanarak saatler 06:20’ yi gösterirken bir üst kamp olarak belirlenen Yaser Kampı’na doğru tırmanış başlamıştı. ( Sabah erken kalkma ve tırmanma disiplini her ikimizde de mevcut olduğu için bu konularda gayet iyi anlaşıyoruz. ) Mehmet batak karda iz açabilmek için çok büyük bir efor sarfediyordu. Buna rağmen rahat bir tempoyla saat 09:00’da 4.200 kamp alanına gelmiştik. Kamp alanındaki bütün çadırlar bomboştu ve bütün ekip zirveye gitmişti. Bizde gözümüze kestirdiğimiz ilk VE-25 çadırın içine girerek, ( Kamptakilerin hemen hemen hepsi arkadaşımızdı ama biz yine de kimin çadırına girdiğimizi bilemedik ) kendimizi acılı ve soslu güzel makarnayla ödüllendirdik. Bir taraftan makarnayı yerken, bir taraftan da bu harika çadırı inceliyorduk. İkimizin de düşüncesi aynıydı :  “Yok artık bu kadarı da fazla, bu çadırsa bizimkine ne demeliyiz” şeklindeydi.                ( Zira Mehmet de ben de biraz geri kafalıyız, hala eski malzemeleri kullanıp eski usullerle dağa çıkan garip tipleriz. ( Bu yaşlandığımızın göstergesi tabi…) Yeni malzemelerden ve gelişen teknolojiden bihaber kişileriz ne de olsa…) Neyse bu güzellll, konforluuuu ve uzay üssü görünümlü çadırda makarnamızı yiyip 1.5 saat kadar da dinlendikten sonra artık konfora veda etme zamanı gelmişti. Çadır sahiplerine küçük bir not yazarak teşekkürlerimizi ilettik. Saat 10.30 civarını gösterirken yeniden tırmanmaya başladık. Hava zaman zaman kapatıyor, zaman zaman rüzgar şiddetleniyor, ara sıra da olsa kar serpiştiriyordu. Hiç mola vermeden ve gayet rahat bir tempoda 4.600 mt civarına gelmiştik ki zirveden dönen Adem GÜL ve ekibi ile karşılaştık. Ayak üstü biraz sohbet ettikten ve zirve tebriklerimizi ilettikten sonra saat 13:30 civarı 4.700 mt.de bulduğumuz az da olsa korunaklı bir düzlüğe 2.kampımızı kurmaya karar verdik. Mehmet bir taraftan çadırı kuruyor, bir taraftan da bana vaktin erken olduğunu ve 1.30 – 2 saatte zirveye gidip gelebileceğimizi, yarında direkt Kuzeye inebileceğimizi söylüyordu. Ben de her zaman olduğu gibi çok aç olduğumu, önce karnımı doyurmam gerektiğini söyleyerek Mehmet’i geçiştiriyordum. ( Bu arada Sevgili Partnerim Mehmet’le anlaşamadığımız tek konu; rotada ilerlerken benim arada bir yemek yeme isteğim. Mehmet’e kalacak olursak rota üzerinde ne yemek yiyeceğiz, ne de dinleneceğiz. Saatlerce hatta günlerce hiç durmadan tırmanacağız. ) 4.700 mt. kurduğumuz 2.kampımız, 3.600 mt. kurduğumuz 1 kampımızdan daha konforluydu. Çadıra girer girmez Jandarma’ya yer ve durum bilgisi verdikten sonra dağdaki diğer ekiplerle de bilgi alışverişinde bulunduk. 2 gündür ağır çantalarla kendi izimizi kendimiz açıyor bata çıka da olsa her türlü ilerliyorduk. Artık öğle sonrası uykusunu hak etmiştik. Ne de olsa trans faaliyetimiz planladığımız gibi tıkır tıkır tıkır işliyordu. Herşey gayet yolunda gidiyordu. Eğer bir terslik olmaz yada hava bozmazsa yarın yani 20 Mart 2014 günü zirveye gidecek ve zirveden direkt Korhan Yaylası’na inecektik. Evet yarın zorlu ve yorucu bir gün olacaktı. 3-4 saatlik güzel bir uykudan sonra akşam yemeği için uyandığımızda çadırımızın iç tentesinde resmen buz sarkıtları oluşmuştu. Akşam yemeğinde son kez durum değerlendirmesi ve malzeme kontrolü yapıldıktan sonra tekrar uyku tulumlarına girdik. 4.700 kampında D.bayazıt gerçekten muhteşem görünüyordu.
 
 
 
 
Hava yine kapattı ama biz Kamp-2’ye gitmekte ısrarlıyız.
 
 
              20 Mart 2014 günü saat 05.00’de uyku tulumlarından çıktık. Maalesef bende hafif bir baş ağrısı var. Nerdeyse bütün plan altüst olacak bu baş ağrısı yüzünden. Uzun süre tartıştıktan ve tekrar tekrar durum değerlendirmesi ( Önceki gün 1.100 mt. yükseldiğimiz için etkilenmiş olabileceğimi, bu yüzden devam etmenin sakıncalı olabileceğini ama her şeye rağmen zirveye gidebileceğimizi, durumumda herhangi bir bozulma yada kusma başlarsa hemen aşağıya ineceğimizi karara bağladık. ) yaptıktan sonra kampı toplayıp zirveye gitmeye karar verdik. Ama gelişecek yeni durumlara karşı bütün alternatif çözümlerde cebimizdeydi.  Bizler çadırımızda bütün olasılıkları masaya yatırırken çadırın ön kapısından tanıdık 2 kafa uzandı.3-4 gün önce K.Ağrı’da beraber zirve yaptığımız Kürşat ve Ferhat. Zirve için onlara bol şans diledikten sonra biz de kampımızı ve çantalarımızı toplamaya başlamıştık. Çadırın ve uyku tulumlarının ıslaklığı yüzünden Mehmet’in çantası giderek ağırlaşıyordu. Saat 06:10 civarında zirveye gitmeye hazırdık. Zirve sonrası kuzeye ineceğimiz için emniyet kemerlerini kuşanmış ve bütün teknik malzemeyi üzerimize almıştık. Giderek ağırlaşan çantalarımızla emin adımlarla zirveye doğru giderken başımın ağrısının giderek azaldığını, daha sonra da aslında başımın değil de ensemin ağrıdığını fark ettim. Sebebiyse malum: Kamp yüklü çanta…Bir süre sonra da zaten ağrıdan eser kalmamıştı. Zirve platosuna varmadan rüzgar giderek şiddetini artırmıştı. Rüzgar o kadar sert esiyordu ki Mehmet bile kaz tüyü eldivenlerini giymek zorunda kaldı.           ( Normalde Mehmet soğuğa karşı çok dayanıklı olup kolay kolay eldiven giymez ) Zirveye giden 3 kişilik ekipten birisi platoya girmek üzereyken geri dönmeye başladı. Yukarıda yolunda gitmeyen bir şeyler var ya da burada bu kadar rüzgar varsa plato da kim bilir nasıl bir rüzgar var ki ekipten birileri döndü diye düşünmeye başladık. Dönüş kararı alan arkadaş ile konuştuğumuzda ellerini ısıtamadığını ve parmaklarını dondurmak üzere olduğunu belirterek geri dönüş kararı aldığını öğrendik. Ağrı Dağı yavaş yavaş gerçek yüzünü göstermeye başlamıştı. Platoya girmek üzereydik ve biz hala krampon takmamıştık. Bu sert ve dondurucu rüzgara rağmen krampon takmak zorundaydık. Ben Mehmet’in 7000.liklerde kullandığı kaz tüyü eldivenleri kullanırken Mehmet de benim kaz tüyü olduğu iddia edilen eldivenlerimi kullanıyordu. Mehmet ellerini dondurma pahasına eldivenlerini çıkartarak hem benim hem de kendi kramponunu bağladı. Platoya girmeden önce son bir kez göz göze geldiğimizde Mehmet’in dudağının kanlar içinde olduğunu gördüm ama O’na hiçbir şey yansıtmadım. İkimizde burada bu rüzgar varsa öncelikle plato da sonrasında da dağın kuzey tarafında kim bilir nasıl bir rüzgar vardır diye düşünüp dururken platoya çıktığımızda rüzgarın şiddetini biraz olsun azalttığını gördük. Plato yer yer cam buzdu. Platoda uygun bir düzlüğe çantalarımızı bırakarak sadece fotoğraf makinası ve zirvede açacağımız flamayı aldık.Zirveye giderken zirveden dönen Kürşat ve Ferhat’ı tebrik ettikten sonra emin adımlarla zirveye doğru ilerledik. Saat 08:10’ da 2 yıl önce olduğu gibi yine Ağrı’nın zirvesindeydim. Daha birçok önemli çıkışın altına imza atacak olan bu “Süper İkili” bir kez daha Ağrı’nın zirvesindeydi. Zirvede inanılmaz bir rüzgar olduğundan 10 dakika ancak kalabildik. Birkaç fotoğraf ve video çekiminden sonra bizim için artık bir bilinmezlik başlıyordu. Uzun yıllardır TDF haricinde dağın kuzey rotasına giren olmamıştı. Biz dağcılar için kuzey rotası tam bir muammaydı neredeyse.Bizim için asıl tırmanış şimdi başlıyordu.Plan akşam hava kararmadan Korhan Jandarma Karakolu’na ulaşmaktı.Ama önümüzde aşılması gereken yaklaşık 1.000 mt.lik bir kuzey buzulu vardı. Hem de çatlaklarla dolu bir buzul.
 
 Ve Ağrı Kış Güney-Kuzey Transının mutlu sonu..ZİRVE…
 
Zirveden platoya indiğimizde Kürşat ve Ferhat’ın grubunun geri kalan üyeleri ve Memet Güngör abiyle karşılaştık. Türkiye’nin en yüksek dağına kışın çıkıyorduk ama Bağdat Caddesinde yürür gibi devamlı arkadaşları görüp selam verip konuşuyorduk. Motivasyon olarak çok etkileyiciydi ama alışık olmadığımız bir durumdu J.Platoda çantalarımızın üzerine oturarak çay içip dostlarla biraz çene çaldıktan sonra onlar zirveye, Kürşat ve Ferhat güneye, bizse bir bilinmeze doğru yola çıktık. Çok farklı duygular içindeydik. Ne de olsa son yıllarda ayak basılmadık topraklara girecektik. Bütün bu garip duygular içinde Kuzey buzulundan inişe başladık.
Kuzey buzulunun neredeyse tamamı cam buzla kaplıydı. Son derece dikkatli bir şekilde inmeye başlıyoruz. Buzula girdikten bir süre sonra ip birliğine girmeye gerek olmadığına karar veriyoruz. ( Ne yapalım ikimiz de risk almayı seviyoruz )  Bazı buzul çatlakları belirgin olmasına rağmen, bazılarının üzeri karla örtülmüştü. Birkaç küçük buzul çatlağına düşmemize rağmen ağır ve emin adımlarla buzulu inmeye devam ettik. Tam buzulu bitirip 4.200 mt. bulunan kamp yerine doğru giderken hava birden bozdu. İşte şimdi dağın resmen kuzey tarafında olduğumuzun ilk işaretiydi. Rüzgarın ne yönden estiğini kestirmek mümkün değildi. Uzun süre 4.200 mt.den aşağıya iniş için uygun bir yer aradık. Girdiğimiz hemen hemen her vadi uçurumla sonlanıyordu. Sonunda iniş için uygun bir kar kulvarı bulduk. Ama nasıl uygun bir kulvar görmenizi isterim. Tam bir çığ kulvarı. Ama başka bir seçeneğimiz yok. Mecburen bu dik ve tehlikeli parkura bata çıka, düşe kalka da olsa giriyoruz. Çok uzun bir kar kulvarı. Mehmet resmen bütün bedeniyle kara giriyor çantayla beraber kara gömülüyor, sonra çıkıyor. Adam resmen karla mücadele ediyor desem yeridir. Vadinin tabanına yaklaştıkça rüzgar giderek şiddetini artırıyor ve görüş mesafesi giderek düşüyordu. Vadi tabanına gelince Mehmet’e artık dinlenmemiz gerektiğini söylediğimde biraz daha aşağılara inelim orada uzun uzun dinleniriz hem de bir şeyler yeriz içeriz cevabını aldım. Sırtlar, vadiler, kar kulvarları geçiliyor ama bir türlü Korhan Jandarma Karakolu görünmüyordu. Sırtlar sırtları, vadiler vadileri, kar kulvarları kar kulvarlarını kovalarken biz hala yürümeye devam ediyorduk. Bizim dinlenme, yiyip içme olayı da yalan olmuştu. Bir taraftan rüzgar, bir taraftan yorgunluk, bir taraftan da hala Karakolu görememenin endişesi içerisinde inerken Dağevini gördük. Evet doğru yoldaydık. Uzun süredir ne bir şeyler yiyip içmiş ne de dinlenmiştik. Amacımız bir an önce Karakola inmekti. Mehmet, Dağevine gelmeden önce bizi Korhan Jandarma Karakolu’ndan alıp D.Bayazıt’a götürecek olan arkadaşı Serkan’ı aradı ve birkaç saate Karakol’da olacağımızı söyledi. İnsan güney rotasında olduğu gibi burada da yol, köy ya da herhangi bir patika arıyor ama nerde. Rotada olduğumuzdan bile emin değiliz. Sadece alabildiğince hızla inmeye çalışıyoruz.
 
 
 Kuzey tarafının gizemi yavaş yavaş ortadan kalkıyor.
 
Artık neredeyse Karakolu bulmaktan ümidimizi yitirmiştik ki Mehmet’in o müthiş sevincini gördüm bir anda. Mehmet sonunda Jandarma Karakolunu görmüştü. Sevincimiz görülmeye değerdi. Saatlerdir aç, susuz ve dinlenmeden işte bu taş binayı görebilmek için uğraşıyorduk. 2-3 km.lik bir yolumuz daha vardı. Jandarmayı gördükten sonra zaten hızlı olan Mehmet bu sefer koşar adımlarla Karakola tepeden inmek için hızlandı. Adam dağda resmen koşuyordu. Derken gizli bir tehlike bizlere yaklaşıyordu.Köpekler…Bizim yukardan indiğimizi gören 8-10 köpek ordusu bizi karşılamak ve “Hoş geldiniz.Tebrik ederiz çok iyi bir iş başardınız..Belki de bir ilki gerçekleştirdiniz” demek için yanımıza kadar geldiler. Mehmet bir taraftan vadi içindeki kar kulvarından aşağı iniyor bir taraftan da köpekleri uzaklaştırmak için onlara kartopu atıyordu. Tabii ki bizim kartopu oyunumuzu pek ciddiye almadılar. Karakol hemen aşağımızdaydı ama biz köpeklerden dolayı inmek yerine ya yükseliyor ya da durmadan yan geçiş yapıyorduk. ( Karakola geldiğimizde bu köpeklerin Karakola ait olduğunu ve insanlara saldırmadığını öğreniyoruz ) Sonunda pes eden köpekler oldu. Bizim yaptığımız faaliyetin zorluğunu ve yorgunluğumuzu dikkate alarak bize Karakola ulaşmamız için yol verdiler. Artık Karakol 400-500 mt. önümüzdeydi ki birden Karakol’da görevli askerler bizlere doğru mevzi almaya başladılar. Herhalde onlar da bizleri tebrik etmek için yollarımıza düştüler diye düşünüyorduk. Ama yanıldığımızı fark etmemiz geç olmadı. Bütün askerler ve komutanlarını silahlıydı ve hepsi birer birer mevzi almaya başladılar. Bir anda etrafımız çevrilmişti. Mehmet ellerini kaldırarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Zaten Jandarma personeli bizi vadiye girdiğimizden beri dürbünle izlediklerini, herhangi bir duruma karşı da ne olur ne olmaz diyerek bizi silahla karşıladıklarını söylediler. Saatlerimiz 15:45’i gösterirken karakola girdik. Hoş geldin ve tebrik seansından sonra Karakolda bize çay, meyve suyu, kek, kurabiye ikramı başladı. J Gerçekten ödüllerin birisi gidiyor birisi geliyordu. Ne olsa onlarda farkındaydı yapılan faaliyetin belki de bir “İLK” olduğuna. Onlarda farkındaydı bu faaliyetin belki de “İLK” Güney–Kuzey Kış Transı olduğuna. Korhan Jandarma Karakolundaki personel bizi o kadar sıcak içten ve candan karşıladı ki, karşılama görülmeye değerdi. Hemen dağdan indiğimiz haberi gerekli bütün makamlara bildirildi. Burada Korhan Jandarma Karakolundaki bütün personele bir kez daha teşekkür etmek istiyoruz. Her şey için yürekten teşekkürler. Karakoldaki personelle tek tek vedalaştıktan sonra bizi D.Bayazıt’a götürecek olan Mehmet’in arkadaşı Serkan’ın arabasına bindik. Serkan’da Iğdır’da dağcılık yapan bir avukat arkadaşımız. Bize dağın kuzey yönü ve bilinmeyenleri ile ilgili çok farklı bilgiler aktardı. Koyu ve güzel bir sohbetin ardından saat 17:50 sıralarında kendimizi D.Bayazıt’taki otelimizde bulduk. Bizi gören herkes şaşırıyordu. “Yok ya bu kadar da değil, dağa 1 hafta önce girenler bile dönmedi siz de nerden çıktınız, şaka gibisiniz “ esprileri arasında bir de onlara anlattık bu muhteşem kış trans faaliyetini.
 
 
Ağrı Dağı Kış Güney-Kuzey Transından Kısa Notlar   ( Okumaya Üşenenlere ) J
 
  • 1.gün saat 5.30 civarında Eli Köyü’nün biraz aşağılarından başlayan yürüyüş kar yağışı, batak kar ve sert rüzgara rağmen saat 11:30 civarında 3.600 m.de kamp kurulmasıyla son buldu.
 
  • 2.gün saat 6.20 civarında kampın toplanıp çoğu zaman batak karda iz açmanın güçlüğüne rağmen 4.200 m.deki 1.30 saatlik konforluuuu bir dinlenmenin ardından 13:30’da 4.700 m. kamp kurulmasıyla son buldu.
 
  • 3.gün yada son gün mü demeliydik; saat 6.10 civarında kamp yüküyle beraber zirve için hareket etmiş, şiddetli rüzgara rağmen saat 8.10’da zirvede olmayı başardık.10 dakikalık bir zirve keyfinin ardından saat 8:20’i gösterirken dağın kuzey buzul rotasından inişe başladık. Hiç mola vermeden ve dinlenmeden saat 15:45’de Korhan Jandarma Karakoluna ulaştık.
 
  • Kazma, krampon dışında teknik malzeme kullanılmadı ama taşındı.Bu biraz da bizim risk anlayışımızla ilgiliydi.
  • Bu faaliyet belki de bir “İLK” Daha önce Güney-Kuzey Kış transının yapılıp yapılmadığını henüz tam teyit edemediğimiz için “İLK” ifadesini kullanmaktan imtina ettik.
 
Esin HANDAL  &  Mehmet YALDIZ

1689

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun