Ağrı Dağı Zirvesinde

11.05.2014         ercan@manyapi.com



Bu hafta sizlerle 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda (2009) zirvesinde bir bardak çay içme mutluluğunu yaşadığım Ağrı Dağı tırmanış hikâyemi paylaşmak istiyorum.
 
 
Altı aydır hayalini kurduğum tırmanış için nihayet vakit geldi. Ağrı dağı için tüm hazırlıklarımı yaptım. 26 ağustos öğle üzeri Antalya havalimanından Van’a hareket eden uçağa binmemle macera başlamış oldu.
Van’a inmemizin ardından bizi bekleyen araç ile Doğubayazıt’a hareket ettik. Ekipte daha önce Ağrı Dağına çıkanlar olduğu için ihtiyacımız olan birçok şey önceden ayarlanmıştı. Hemen otele yerleşip, alışveriş ve yemek için çarşıya çıktık. Sabah erkenden yola çıkacağımız için çok geç olmadan odalarımıza çekildik.
 
 
27 Ağustos
Sabah yedi gibi aracımız bizi alıp Eni Köyüne bıraktı. Köyde bizi daha önceden anlaştığımız katırcılar bekliyordu. Malzemelerimizin büyük bir kısmını katırlara yükleyip hemen yola çıktık. Ağrı dağı tüm ihtişamı ile tepemizde ve zirve kapalı olsa da bu metrelerde çok güzel bir hava var. Yaylalardan geçerken çocuklarla ve bölge halkı ile sohbet edip, bazı küçük hediyeler alıyoruz. Üç binlere geldiğimizde aniden yağmur başlıyor. Efsaneleri, ihtişamı ve değişken havası ile Ağrı dağı bize hoşgeldin diyor. Dört saatlik bir yürüyüşün ardından öğleden sonra saat iki gibi 3200 kamp alanımıza varıyoruz. Çadırlarımızı kurup biraz sohbetten sonra aklimitasyon için 3800lere çıkıp iniyoruz.
 
 
 
 
28 ağustos
Gün ağarmadan kalkıp doğayı seyrediyorum. Zirve yine kapalı ve yüzünü göstermiyor. Kahvaltı için güneşin doğmasını bekliyorum. Nefis bir kahvaltıdan sonra çadırlarımızı 4200 kampına götürecek katırlara yükleyip yola çıkıyoruz. Önümüzde düne göre biraz daha kısa ama dik bir parkur var. Yolda sık sık zirveden dönen dağcılarla karşılaşıyoruz. Bu rotadan çıkış yapacak tek Türk ekip biziz. Amerikalı, İranlı, Rus, Ermeni, İspanyol onlarca dağcı ile karşılaşıyoruz. Üç buçuk saatlik bir tırmanıştan sonra 4200 kampındayız.
Öğle saatlerinde çadırlarımızı kuruyoruz. Vaktimiz olduğundan fotoğraf çekip sohbet ediyoruz. Hava o kadar değişken ki uyum sağlamak çok zor. Sis yağmur güneş hepsi on dakika içinde oluyor ve bu döngü durmadan tekrarlanıyor.
 
 
 
29 Ağustos
Gece saat 02 de kalkıp hazırlanıyoruz. Şansımız gene bizden yana zira rekor denemsi yapacak ekipte bizimle yola çıkacak. Budan dolayı ekip liderimiz dağı avucunun içi gibi bilen burada mihmandarlık yapan çok güçlü iki dağcı Cemil ve Suat. Hava eksi on derecelerde ve açık. Dik, kayalık ve uzun bir yolumuz var. Suat tempomuzu çok iyi ayarladığından zorlanmadan kısa molalarla 4800 lere varıyoruz. Hava aydınlanmaya başladı ancak çok soğuk ve rüzgârlı. Bu yükseklikte kar başlıyor; karda bir saatlik bir yürüyüş ardından beş bin metreye çıkıyor ve kramponlarımızı takıyoruz. Önümüzde üç yüz metrelik bir yan geçiş var. Normalde ip açmamız lazım ancak bizden önce çıkan dağcılar buzda patika açmış. Çok dikkatli ve kısa adımlarla yan geçişi tırmanıyoruz. Nihayet İnönü düzlüğündeyiz grupta kopmalar olsa da  son yüz metre kaldığından dert etmiyoruz.
Saat 08.15 te Türkiye’nin en yüksek noktasındayım. Güneşte çoktan doğdu bundan hoş ne sürpriz olabilir. Zirvede; az rüzgâr alan bir noktada oturup anın tadını çıkarıyorum. Bir dünya rekoru kırılmasına tanıklık ettim. Dövme sanatçısı Ahmet İlker Kaya İngiliz bir dağcının sırtına denizden en yüksek noktada dövme yaparak rekor kırdı. 65 yaşında zirvede buzun üzerinde sıcak bir şeyler içen delikanlılarla hatıra fotoğrafı çektirdim. Dönüş yolunu düşündüm. Hayatımda ilk defa üç yüz dört yüz kilometrelik bir görüş ufkum oldu. Bulutların üzerinde olmanın tadını çıkardım. Üzerime buz yağmasına tanıklık ettim.
Derken iniş vakti geldi. Dağ kazalarının yarıdan fazlası dönüş yolunda olduğu için çok dikkatli yürüyoruz. Zirveye çıkmanın heyecanı ve yorgunluğu içinde pek fark etmediğimiz arkadaşlarımızın rahatsızlıkları daha da arttı. Beş bin metreye inince akut olan arkadaşlarımızın iyileşeceğini düşünüyoruz. Dikkati elden bırakmak yok. Baş ağrıları iyice arttı. Yavaş adımlarla beş bin metreye inip kramponlarımızı çıkarıyoruz Öğleden sonra iki gibi kampa varıyoruz. Akut olan arkadaşlarımız irtifa kaybettikleri için iyileşiyor. On iki saatlik bir tırmanışın ardından kampta bir sessizlik var.  Bol sıvı alıp biraz dinleniyorum. Hava sürekli değişiyor ve birden dolu yağmaya başlıyor. Yarım saat sonra her yer bembeyaz.
Akşamüzeri bir arada çay içip sohbet ediyoruz ve hava kararmadan herkes çadırlarına çekiliyor.
 
 
30 Ağustos
Sabah erkenden kalkıp kampın tadını çıkarıyorum. Güneş geç açtığı için ısınmak için daha beklememiz gerekecek. Kahvaltıdan sonra katırlarımıza eşyalarımızı verip hemen inişe geçiyoruz. Şimdi artık irtifa kaybettikçe hava ısınacak oksijen artacak ve kendimizi daha iyi hissedeceğiz. Eğlenerek 3200 kampına iniyoruz. Kısa bir kahve molasının ardından yola devam. Dört saatlik bir yürüyüşün ardından bizi bekleyen aracımıza varıyoruz. Bir saatlik bir araç yolculuğunun ardından otelimize geliyoruz. Sıcak bir duş alıp dinlenmek hakkımız olsa gerek. Kurt gibi açız ancak ramazan olduğu için çoğu yer kapalı. Yemek için akşam saatini bekliyoruz. Yemekten sonra sohbet edip kısa bir değerlendirmenin ardından odalarımıza çekiliyoruz.
 
31 Ağustos
Van’a dönüş yolundayız ve şehirlerarası otobüslerden yararlanıyoruz. Doğubayazıt’ın ayrılırken geriye dönüp Ağrı Dağına bakmak bende garip bir burukluk bıraktı. Üç saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından havaalanına giriyoruz. İki saatlik bir yolculuğun ardından Antalya’ya geliyoruz. 
 
 
Not: Geçen haftaki yazımda tırmanış.org editörlerinden Pınar Kavak’ın yazısından alıntılar yapmıştım. Yazımda bu hususu yazı stresi ile sehven belirtmediğim için kendisinden çok özür diliyorum.

1450

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun