Akademisyenin saygınlığı

08.10.2014         tsavas@comu.edu.tr



Size gavurlardan iki örnek vereceğim:
Almanya`ya doktora için ilk gittiğimde 3 aylık vizem vardı. Vizemi uzattırmak için istenen ve istenmesi muhtemel tüm evraklarla yabancılar polisine gittim. Sıra bana geldi, bankoya tüm evrakları koydum. Memur gülümseyerek evrakların arasından danışman hocamın yazısını çekti ve diğer evrakları bana doğru iterek, "bunları alabilirsiniz, bunlara gerek yok", dedi.
Danışman hocamın yazısında ne yazıyordu:
"Türker Savaş yanımda doktora yapacaktır".
Bu kadar!
Dikkatinizi çekmek isterim, yalnızca profesör hocanın çıplak yazısı; ne dekanlık ne de rektörlük var arada. Peki dekanlık ve rektörlük ne işe yarar o zaman, değil mi ya! Oralarda dekanlık ve rektörlük asli görevlerini yapıyor. Onlar asli görevlerini hakkıyla yerine getirdikleri için zaten akademisyenlerin saygınlığı oralarda bu noktada...
İkinci örnek "yok artık daha neler" dedirtecek türden.
Uzun yıllar bölümde beraber çalıştığımız, bir önceki yönetim zamanında bilimsel bir projede çalışmak üzere Almanya`ya çağrılan, ancak yönetim değiştikten sonra geri çağrılan Dr. Gürbüz Daş`tan bir örnek vereceğim. Bu arada Dr. Gürbüz Daş proje bitmeden geri çağırıldığı için dönmedi. Bu arada Dr. Gürbüz Daş`ın hem Almanya`dan hem de Türkiye`den doktorası var. Bu arada Dr. Gürbüz Daş yaptığı çalışmalarla bizleri katladı. Yani bir beyin göçü... Artık vebali buna neden olanların üzerine. Hem kendine milliyetçi diyeceksin hem de beyin göçüne neden olacaksın; bunun vebali büyük!
Neyse dönelim konumuza. İşte Dr. Gürbüz Daş yenilerde Almanya`da yeni bir pozisyona başvurdu ve başvurusu kabul edildi. Ayrıldığı üniversitede personel işleri daha önce çalıştığı yerlerle ilgili evrak istemiş. Dr. Gürbüz Daş`ın elinde ÇOMÜ`den hizmet belgesi var ama hizmet belgesinde görev tanımı yok. Demişler ki Türkiye`deki danışmanın bize, görev tanımınla ilgili bir mektup göndersin. Ben de oturdum bir araştırma görevlisi olarak Dr. Gürbüz Daş`ın Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü`nde yaptıklarını anlatan bir mektup kaleme aldım ve gönderdim. Çıplak bir mektup, yalnızca altında unvanım, ismim ve imzam var. Bu kadar...
Hadi kardeşim önceki örnekte profesör Almandı; ama bir Türk vatandaşı olarak (çifte vatandaşlığım falan da yok ha), profesörlüğe Türkiye`de yükseltilmiş ve atanmış biri olarak benim mektubum yetti. Mektup antetli kağıda yazılmamış; imzamın üzerinde damga falan da yok ha!
İşte budur kardeşim!
Şimdi bize dönelim. Geçenlerde Nijeryalı lisans mezunu bir öğrencimiz benden bilimsel projelerimde çalışabileceğine dair bir yazı istedi. Ben de hay hay dedim. Ama bizde işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğim için dedim ki, Bölüm üzerinden Dekanlığa gönderelim ve sen de yazıyı Dekanlıktan al. Bir kaç gün sonra Dekanlıktan bir yazı, "...uygun görülmemiştir". Ne uygun görülmemiş, neden uygun görülmemiş, nasıl uygun görülmemiş... ...uygun görülmemiş işte!
Kendi kendimize ettiğimizi el alem bize yapamaz!
Ben aslında diğer kurumlardan korktuğum için bu bürokratik yolu seçmiştim. Diğer kurumlardan korkmaya gerek yokmuş, bürokrasi iliklerimize işlemiş, ne diyeyim...
Allah bürokrasinizi versin!

1633

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun