Anahtar…

09.11.2015         tkoc@comu.edu.tr

Merhaba dostlar. Nasılsınız? Ülkemiz ve dünya sorunlu ve zor bir dönemden geçiyor. Evrensel halk ve özgürlüklerin gittikçe yaygınlaşması gerekirken ötekileştirme, düşmanlaştırma ve hedef gösterme yaklaşımı yaygınlaşıyor. Bu durum özellikle gelişmemiş ülkelerde daha da belirginleşiyor. Doğal olarak bu durum emperyalizmin işine geliyor.

        

            Dostlar bu gün, bana göre sorunları belirleme ve çözmenin anahtarı olan bir yaklaşımdan bahsetmek istiyorum:

            SORGULAMAK

            Sınırsız ve aralıksız her şeyi sorgulamak. Devamında ise sorularının yanıtını bilimsel yöntemler ile aramak. İşte o zaman doğruları daha doğrusu doğaya ve insana uygun olanı bulma ve uygulama şansımız olur.

Gözlemleyebildiğim kadarı ile dünyanın ve devamında Türkiye’nin sorunu Fransız Devrimi ile başlayan aydınlanma sürecinin yeterince anlaşılamamış ve benimsenmemiş olmasıdır. Böyle olsa idi pek çok sorun zaten oluşmazdı. Örneğin insanlar kendilerini farklı tanımlamaları nedeniyle birbirlerini öldürmezdi.

            Bu hafta andığımız Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuda çok temel doğruları yakaladığını düşünüyorum:

“Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. (Mustafa Kemal Atatürk, 1933, Cumhuriyet Bayramı açılış konuşmasından).

            Yalnız bu aşamada çok ama çok şaşırdığım bir durum var. Bu derece akıl bilimi temel alarak, yani sorgulama ve sorulara bilimsel yöntem ile yanıt üretme yaklaşımı ile kurulan Türkiye Cumhuriyetinde “dogmalar” nasıl oluyor da bu derece egemen oluyor?

“Dogma (a.) 1. Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. 2. fel. Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak (www.tdk.gov.tr).

            İşte tam da bu noktada “İyi de o zaman o beyni neden taşıyorsun? diye sorası geliyor insanın.

            Bu kapsam da bir diğer ilginç nokta ise Mustafa Kemal Atatürk’ün “dogma” haline getirilerek kullanılmasıdır. Her halde Atatürk’e yapılacak en büyük kötülük onu, düşüncelerini ve yapmak istediklerini bir dogma olarak algılamak ve algılatmaya çalışmaktır.

            Dogmalar halka değil onu kullanarak halkı sömüren egemenlere hizmet eder. Güncel durum tam da bunu ifade etmektedir.

            Ama sanırım işin püf noktası “emekte” bitiyor. Çünkü dogmalar hiçbir emek vermenize gerek yok. Uydum hazır olan ve güdülen sürüye dediğinizde her şey egemenler tarafından yönetiliyor. Oysa soruların/sorunların yanıtını “emekte” aramaya kalktığınızda:

            Kalıplara ters düşeceksiniz.

            Size çizilmeye çalışılan sınırların dışında olacaksınız.

            Var olan sömürü ilişkilerini rahatsız edeceksiniz.

            Ezber yerine emekten hareket edeceksiniz.

            Kalıpları değiştirmeye çalışacaksınız.

            Hak, hukuk ve adalet esaslı davranacaksınız.

            …..

            …..

            İşte o zaman emperyalizmi rahatsız edeceksin ve devamlı hedef olacaksın. Ama en önemli kazanç olarak da kendiniz olacaksınız.

            Dostlar gün uzun uzun konuşma ve üretme zamanıdır.

            Haydi…

 


955

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun