Aslolan öğrenmektir...

08.07.2019         ensarilyasoglu@gmail.com

Kendilerini "kadir-i mutlak" sananlar ve öyle olduğuna inanması için "sıkı" bir çevreye de sahiplerse ve bu pozisyonlarını "güçlendiren" tarihsel referanslara ve figürlere sahip bir toplumun içerisinden sıyrılmayı başarıp çıkabilmişlerse; her şart ve koşulda mutlak itaat beklerler ve sözlerinin bir buyruk olarak algılanacağına öylesine inanmış ve inandırılmış olurlar ki, yaşadıkları olaylardan ders çıkarma ve öğrenme yetisini bütünüyle kaybetmiş bir duruma sürüklenmiş olurlar...

 

 

 

Hele hele tarihsel ömrünü tamamlamış bir ideolojinin ve siyasal/yönetsel paradigmanın tek söz sahibi de iseler, öğrenmeye değil, ders çıkarmaya değil, öğretmeye ve ders vermeye koşullanmış/koşullandırılmış bir erkin sahiplenici olarak, elbette yaşadıkları ve karşılaştıkları gerçekli, teğet geçmeye tutsak kılınmış fenomenler olarak algılanabilecek kadar değerlidirler ancak!...

 

Elbette insanlığın bütün hikayesinin bize öğrettiği daha doğrusu biz fanilere öğrettiği en temel gerçeklik; aslolanın öğrenmek olduğudur. Başından sonuna insanlığın serüveni,  kabaca bir öğrenme serüvenidir, bir ders çıkarma serüvenidir. An an biriktirdikleri ne var ne yoksa, “an” geldiğinde  onu bilince çıkarma ve o bilinçle davranışlarını değiştirme ve yeni serüvenler yazabilme özellikleridir.

 

Yenilgilerden ve zaferlerden öğrenmek, akıl yürütebilmenin, doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak değerlendirilmelidir.

 

Ne yenilgi ne de zaferler saf özellikler taşır. Eğer bütünüyle çürüme ve yok olma sürecine girmiş olana bütün var oluşunuzu bağlamamışsanız her şeyinizle ona bağlanmamışsanız, geriye bir ideolojik, felsefi ve siyasi ömrünüzün kaldığını düşleyebilirsiniz…

 

Ancak bunun için yenilginin içindeki “zaferi”, zaferin içindeki “yenilgiyi” görecek, görebilecek ve bu durumdan sonuçlar çıkarıp ve bunu değişimin ve yenilenmenin dinamiğine dönüştürecek bir bilimsel akla ve bilimsel yönteme sahip olmanız gerekir.

 

İşte, İstanbul seçimlerinin en genel ve hatta en derin ve en uzak bakılması gereken özü bence burada yatmaktadır.

 

Şimdi geleceğe yürüyecek olanlar, zaferi kazanmış olanlar, bütün bu kitlesel yükselişin ve toplumsal muhalefetin içinde taşıdığı ve gelecek adına zaaf oluşturabilecek yönlerini görerek, başarıyı süreklileştirebilmek ve gelecekte her şeyin çok güzel ya da olabildiğince güzel kılınabilmesi için bütün bir seçim sürecinin ve öncesinin birikimlerini, taleplerini, bir programa bağlayarak ve o talepleri savunan güçleri birleştirebilecek somut ve pratik adımları atma sorumluluğu ile karşı karşıyadırlar.

 

Yoksa bu birikim, bu potansiyel, daha önceki benzeri durumlarda, toplumsal hareketlenmelerde olduğu gibi erimeye, dağılmaya, parçalanmaya ve sönümlenmeye ve moral değerler üstünlüğünü kaybetmeye evrilme tehlikesini içermektedir.

 

Yenilenler açısından ise mevcut iç ve dış koşullar ve bu koşulların ortaya çıkardığı sorunlar ve bu sorunları yönetme paradigmaları çoktan ömrünü doldurmuş, çözüm yöntemlerini aşarak pozisyonlarını güçlendirmeleri ise, ancak olağanüstü mucizelere kalmıştır.  Ve o bizim derdimiz değil, ancak öğrenmemiz gereken bir konu ve alandır.

 

Yani bütün halk güçlerinin, destek sunan tüm çevrelerin, hukukun üstünlüğü, en geniş parlamenter demokrasi, Cumhuriyetin bütün çağdaş, insancıl, demokratik ögelerle taçlandırılması için, insan yaşamının tüm alanlarını ilgilendiren, hakların ve özgürlüklerin kullanılabilmesi için, birleştirici bir program, her şeyin çok güzel olabileceği bir dünya için şimdi atılması gereken asgari adımlar olarak değerlendirme sorumluluğu ile bizleri karşı karşıya bırakmıştır.

                              

***

Nelere tanıklık ettik?

 

·         Trabzon’un Araklı ilçesindeki sel felaketinin ardından can kayıpları olmuşken; “Meteoroloji olarak biz sel, taşkın, heyelanla ilgili gerekli uyarılarımızı yaptık. Ama en nihayetinde bu işler Allah’ın işi…” diyen bir bakana sahibiz!

 

·         Adaletin gerçekleşmesiyle değil de hukukun uzunluğu kısalığıyla-varlığıyla yokluğuyla- azlığıyla çokluğuyla değil de müvekkilini savunan kadın avukatın etek boyuyla ilgilenen bir mahkeme yargıcı ile karşılaştığımız günlerden geçtik!...

 

·         Bir zamanlar “benim bir özgül ağırlığım var” diyen, şimdinin İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç Bey’in neden emekliler yüzde 5, memur emeklileri yüzde 6 maaş zammı alırken kendilerine yüzde 40’lık artışla 18 bin lira maaşın uygun görüldüğünün sırrını çözdüm… Mesele özgül ağırlık farkıymış meğer!... Milyonların özgül ağırlığı, Bülent Bey’in özgül ağırlığının yanında işte böyle bir hesaplama sonucu doğuruyor. Yani, ele verir talkını kendi yutar salkımı!...

 

·         Hadi bir de yerel bir olaya birkaç satırla değinelim; Belediye Başkanı sayın Ülgür Gökhan, mali nedenlerle festivalin iptal edildiğini açıkladı… Bu karar doğru bir karardır. Daha önce de değindiğimiz gibi festivallerin piyasa mantığı ile gerçekleştirilmesi, hatta en geniş ifade ile metalaştırılması kapitalist ilişkilere teslim edilmesi yanlıştı. Bu yanlıştan dönülmesi iyi…

 

Ancak duyumlarımıza göre kültür ve sanata ve bu eksen üzerinden festivallere bakışları bilinen çevrelerin perspektifleri ve himmetleri ile gerçekleştirilmesi, hatta bunun düşünülmesi bile daha büyük bir yanlıştır…

 

Yapılması gereken: Troia’nın hikayesinin özüne uygun, Çanakkale halkının yaratıcılığı ve hatta örgütlü yaratıcılığı ve katılımı ve yine Ülgür Gökhan’ın seçim programında belirttiği ilkelere uygun gerçekleştirilmesi en akılcı yol gibi görünmektedir.

 

90’lı yıllarda festival öncesinde çeşitli kesimlerin katıldığı, benim de birkaç kez içinde yer aldığım festival komiteleri kurulurdu ve planlamalara, yapılacak işlere önemli ölçüde katkılar sunulurdu, o sade alçak gönüllü, masraftan uzak, ancak katılımın yoğun olduğu etkinlikler düzenlenirdi. Kültür ve sanata dair tartışmalar yapılırdı, festival konuşulurdu. Elbette bugünün koşullarında geçmişin deneyimlerinden de yararlanılarak, en azından önümüzdeki yıllara dair daha halkçı, kültürün ve sanatın, Troia’nın mirası ile buluşup birleştirildiği, abartılı masraflardan uzak planlamalar yapılabilir, festivaller gerçekleştirilebilir…

 

Not: Yazılarıma bir süre ara veriyorum. Görüşmek üzere… 


1751

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER