Atatürk ile aldatmak !!!

04.12.2017         tkoc@comu.edu.tr

Merhaba dostlar. Dilerim iyisinizdir. Bu dilek sonrasında neler nelerden bahsedilir. Say sayabildiğin kadar. Hele gündemin ülke içinde eğitimden ekonomiye her konuda yaşanan kaos, Reza Sarraf ve/veya Man adası belgelerinden hareketle her konudan bahsedilebilir. Ama ben bu hafta bütün bunların hatta her sorunumuzun çözümü bir konudan bahsedeceğim.

 

 

Öncelikle belirtmeliyim ki bu başlık aramızdan ayrılan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ten değiştirilerek alınmıştır. Sn. Öztürk’ün “Allah İle Aldatmak” başlıklı bir kitabı var. Bu kitabı okumak bana çok şe kattı.

Atatürk ile aldatmak…

Biliyorsunuz 2017 10 Kasımından bu yana bir de Atatürk’e sahip çıkmak kavgası başladı. Bakın şimdi cümleyi yazdıktan sonra hatamı fark ettim. Atatürk’e sahip çıkmak değil Atatürk’ü kullanmak şeklinde yazsam daha iyi olacaktı.

Neymiş efendim şimdiye kadar Atatürk demeyenler Atatürk demeye başlamış.

Bence kimsenin Atatürk demesinde bir sakınca ya da sorun olarak görülemez veya görülmemelidir.

Bana göre üzerinde durulması gereken kavramların ve/veya isimlerin kullanılması (onlar ile aldatmak) değil o kavram ve/veya ismin felsefesine dönük iş, ekmek, yaşam, felsefe üretme çabası içinde olunmasıdır.

Bana göre Atatürk kavramının felsefe özünü kendi kelimeleri ile aşağıdaki paragraf özetler:

"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, bilimin gelişimini inkar etmek olur..." (Mustafa Kemal Atatürk).

Atatürk’ün bu sözlerinin bilimin temeli olan diyalektik felsefeyi işaret ettiğini düşünüyorum. Bu yaklaşımda; mutlak doğru (kalıp, doğma) yoktur, her şey değişim içindedir, sorunlara ancak doğadan toplanan veriler ile üretilen bilimsel bilgi ile çözüm üretilir düşüncesi ifade edilmiştir.

Bana göre bu aşamada üzerinde durulması gereken konu biz ülke olarak veya bu düşüncenin yaşama geçirilmesi için emek verdiğini iddia edenler olarak ne yapabildik?

Bu düşünceyi yaşama geçiriyor muyuz?

Yoksa Atatürk’ü kalıp olarak algılayıp yalnızca adından mı bahsediyoruz?

Diğer bir ifade ile Atatürk kavramını kullanıyor ve/veya bu kavram ile aldatıyor muyuz?

Bana göre bu soruların yanıtının aranması gerekir.

Eğer bu bilimsel düşünceyi yaşama geçiriyor isek:

Neden sorunların çözümünden çok birbirimiz ile uğraşıyoruz?

Neden herhangi bir üretime dayanmayan bencillikler yerine bir olup birlikte çalışamıyoruz?

Tarımdan eğitime, siyasetten ekonomiye hangi araştırmaları gerçekleştirerek halkın sorununu çözdük?

Hangi sorunu hiçbir ön yargıdan hareket etmeden konuşabildik?

Benim …… sorunum var diyen kişi veya kişileri suçladık mı dinledik mi?

Dedikodu yapmadan herhangi bir düşüncemizi ilgili kişi, kurum ve/veya kamuoyuna açıkça ifade ettik mi?

Hangi konuyu ezber, birilerinin hap haline getirdiği kelimeleri tekrar yerine bilimsel veriler ile akıl ve mantık süzgecinden geçirdik mi?

Türkiye’nin tarihine baktığımızda konuşup çözemediğimiz her sorun emperyalizm ve taşeronlarının elinde bizi birbirimize düşürme, sömürme, bölerek yönetme aracı olarak kullanılmıştır. Diğer bir ifade ile sömürülmemizde bizim sorumluluğumuz yok mu?

Birisi veya birilerini önder, kurtarıcı olarak tanımlayıp bütün sorumluluğu onların sırtına yüklemek yerine kendi sorumluluğumuzu yerine getirdik mi?

Evimiz, apartmanımız, mahallemiz veya kentimizdeki sorunların çözümünde ne kadar emek verdik?

Günü kurtarmak, risk almamak, ufak çıkarlar sağlamak için aslında bilimsel ve evrensel düşünceye aykırı kurum ve kuruluşların güçlenmesine göz yumduk hatta üye olarak destek verdik mi?

Ülkemiz saman dahil tarım ürünlerinin büyük kısmını dışarıdan alıyor ise tarım alanlarının tarım dışı kullanımına göz yumarak destek vermedik mi?

Hangi kararımızı bilimsel veriden hareketle verdik?

Yaşadığımız kentlerde örneğin Çanakkale’de tarım alanları yok edilirken ne yapıyoruz?

Atikhisar Barajı havzasında altın madenciliği yapılmak istenip içme suyumuzun kirletilme olasılığına karşı ne yapıyoruz?

Çanakkale kentinden hemen karşıya Gelibolu Yarımadasına bir bakalım. Bütün dünyaya karşı verilen antiemperyalist savaşta mücadele eden kardeşliği bu gün koruyabiliyor muyuz?

Birbirimize bakarken etnik kimlik, inanç, siyasi düşünce, cinsel tercih ve/veya memleket gibi ötekileştirici ayrımlara girmeden bakabiliyor muyuz? Hani bizim bu gün ötekileştirdiklerimizle daha dün ülkenin bağımsızlığı için emek vermiştik bunu hatırlıyor muyuz?

Ülkemizde halkın bütün bileşenleri ve bütün farklılığı ile katıldığı gerçek demokrasi için ne yapıyoruz?

Daha neler neler yazılabilir. Bütün bunlardan daha fazlasını siz daha iyi biliyorsunuz.

Bu gün ülkemiz bütün emperyalist güçler ile taşeronlarının üzerinde hesap kitap yaptığı ve uygulamaya geçtiği bir ülke ise bu onların başarısı değil bizim başarısızlığımızdır.

Bu durum “Atatürk ile aldatmanın” sonucudur.

O zaman halkı aldatmak için her şeyi kullananların bu gün Atatürk’ü kullanmak istediğinde neden kızıyoruz?

Bütün bu yazdıklarım sonrasında ne düşünürsünüz bilmem ama ben bana göre doğru olanları paylaştım.

Gelin bu günden tezi yok artık eleştirel düşünce için emek vererek hem bir birimizin hem de ülkemizden hareketle insanlığın sorunlarına çözüm arayalım.

Yoksa bana göre bu gün yalnızca konuşuyor ama yaptıklarımızla bizi sömürenlerin işini kolaylaştırıyoruz. Bu hatamızdan vazgeçmezsek toplum olarak sömürülmeye devam ederiz.

Haydi, gelin konuşalım.

Var mı cesaretiniz?

Konuşup ortaklaşalım ve günlük yaşamımızdan hareketle Tam Bağımsız Türkiye ve Dünya’yı kuralım.

 


4247

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER