BENİM ATATÜRK'ÜM...

13.11.2019         turgutcamer@hotmail.com

Değerli okurlarım bugün size bir Nöroloji uzmanının yaklaşık 7.5 yıl önce "Tanyerihaber.com" da kaleme aldığı ve benimde imzamı atacağım harika bir Atatürk tanıtımını paylaşıyorum.. Gerekçem; halkımızı yalanlarıyla kandırma gayretkeşliği içinde olan hainlere kapak olsun diye!

 

 

***

            Dr. Beşir DOSTER aşağıdaki satırları yazdığında 80 yaşındaymış.

            Okunsun da; özellikle Atatürk’ü ‘YOK’ sayanlar okusun! Okusunlar da ATATÜRK kimmiş öğrensinler! Sizce öğrenebilirler mi? Benim pek de umudum yok!

            ATATÜRK diktatördü. Tartışmaya bile gerek yok. Ama öylesi bir diktatör ki halkının ilerlemesine, halkının mutluluğuna engel olan hiçbir kararın altında imzası yok.

            ATATÜRK diktatördü. Ama öylesine bir diktatör ki Anadolu’da ki düşman işgaline karşı yaptığı ilk iş bölgesel kongreler aracılığı ile halkıyla bütünleşmek, ardından merkezi bir otoriteyle kurtuluşu ve kuruluşu yönlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin oluşumunu sağlamak olmuştur.

            ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatördü ki, kurduğu, kurdurduğu kabinelerde görev alan bakanlar 30-35 yaşlarında idiler. Mahmut Esat, Mustafa Necati, Cemal Hüsnü, Dr. Reşit Galip gibi. Hatta genç bakanlar O’nun akşam sohbetlerine katılamadıklarından ötürü sitem edince ATATÜRK; “Ben size bu genç yaşınızda devleti teslim ettim, soframdakiler hayatlarını ömür boyu bana hasreden, öl desem ölecek insanlardır” demiştir.

            ATATÜRK diktatördü. Ama öyle bir diktatördü ki Ulusal Kurtuluş Savaşına birlikte başladığı paşalar, savaşın kazanılmasından sonra O’ndan ayrıldılar, karşısına geçtiler, eleştirdiler dolu dizgin. Öyle ki hızlarını alamayıp siyasi parti bile kurdular, devrimi ters yüz etmek istediler, O’nu ortadan kaldırmak isteyenlerin girişimlerine destek oldular.

            Fakat O büyük diktatör, “Arkadaşlarımın ufku, muhayyilesi kurtuluştan sonraki Cumhuriyet Türkiye’sini, çağdaş, laik Türkiye kavramını kavrayamadı. Yolları açık olsun” diyerek omuz silkti. Nitekim yıllar sonra o muhalefet hareketinin başı “İçimizdeki en büyük kumandan O idi. O olmasaydı biz bu işi başaramazdık. Fakat biz olmasaydık O işi başarır, memleketi kurtarırdı” diyecektir.

            ATATÜRK yalnız adamdı. Dahilere yaraşır, dahiyane bir yalnızlık. Ancak bütün özgürler gibi yalnız, bütün yalnızlar gibi özgürdü, Sarayından ayrılmayan, köşkünden çıkmayan bir yalnızlık değildi onunki. Tersine sıkıldığında kendini halkın arasına atardı Öyle günü birlik gidip gelmelerle değil, günler, haftalar süren gezileri olurdu. Anadolu toprağı ile Anadolu insanı ile buluşmak en büyük keyfi, sevinci olurdu. Kars’a gelişindeki gezisi Ağustos ayının 20’sinde başlamış, Ekim ayının ortasında bitmiştir. Kırk günü aşkın bir süre. Bıkmaz, usanmaz, yorulmazdı o gezilerinde. Halkının içinde, halkının arasında olmak en büyük mutluluğu idi.

            ATATÜRK’ÜN yalnızlığı bir Namık Kemal yalnızlığıdır. Hani o büyük vatan şairi; “Görmeden ölürsem millette ümit ettiğim feyzi, Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun” demişti ya, öyle.

            “Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği” ulusunun çağdaş, uygar, mutlu, yaratıcı olmasının umudu ve beklentisi içindeki bir yalnızlık.

            ATATÜRK yalnız bir adamdı.

            Çünkü o yıllarda 100 yıl sonraki Türkiye’nin resmini çizecek birileri yoktu çevresinde. O nedenle hem yalnız, hem de tek adamdı.

            ATATÜRK rakı içerdi.

            Ama Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında ve önemli ülke sorunlarının tartışıldığı günlerde ağzına içki koymamıştır. Fakat İzmir’i işgal günlerinden 9 Eylül’de kurtarmış, 10 Eylül’de Konak’ta rakısını içmiştir. Hatta lokantanın perdelerini kapatmak isteyen garsona “Çocuk! Perdeleri açık tut. Milletim beni gerçek yüzümle görsün” demiştir.

            Ben o sarhoş Cumhuriyeti, böylesi mümin bir Cumhuriyete bin defa tercih ederim…

            YETTİ BE!..

                                                                       *

NOT: Bağımsız Cumhuriyet Partisinde kurucu üyelik, parti meclisi üyeliği ve merkez yönetim kurulu üyeliği yapmış biri olarak Sayın Mümtaz Soysal’ın vefatından derin üzüntü duydum. 2001-2008 yılları arasında birlikteydik. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun… T.Ç.  

 


464

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER