Bahar

18.03.2015         tsavas@comu.edu.tr



Pırıl pırıl bir bahar sabahı; sabahın serinliği yüzüme vuruyor. Yüzüme vuran serinliği çekiyorum derin derin ciğerlerime…. Yaşama sevincini duyumsuyorum en derin haliyle… Öleceğiz ama an itibarıyla yaşamak güzel… Richard Dawkins cenazemde Brahms’ın “Zafer Şarkısı” çalsın, diyor; onu şimdi anlıyorum.
Anlayacağınız yaşamış olmayı zafer olarak görüyor; yaşamı zaferle noktaladım demek istiyor. Gerçi onun için söylemesi kolay diye düşünebilirsiniz. Demokrasinin beşiğinde, uygarlığın merkezinde yer alan bir coğrafyada, nispeten refah içerisinde bir entelektüel olarak yaşamını sürdürüyor. Herkes yaşamdan aynı derecede memnun değildir herhalde. Ne var ki yaşama tutunma isteği çok zorlu koşullarda dahi çoğunlukla galip geliyor.
Baharla günler uzamaya, geceler kısalmaya başlıyor; aydınlığın karanlığı sürdüğü günler yaklaşıyor. Sanırım bu nedenle baharı ve ilkyaz dönemini çok seviyorum. Karanlığın gerilemesi her zaman sevindirmiştir beni. Ne yazık ki tersi de olacak, aydınlık karanlık tarafından sürülecek; doğanın kanunu…
Kültürel anlamda aydınlık ve karanlık git gelleri ile ne çok benziyor değil mi?
Siz de öyle düşünmüyor musunuz?
Tarihe baktığınızda toplumların artarda aydınlık ve karanlık dönemler yaşadıklarını görürsünüz. Aynı mevsimlerin döngüsü gibi…
Badem ve erikler çok oldu çiçekleneli: onlar erkencidir zaten. Hep korkarız, badem ve erik ağaçları aldanacaklar, diye. Çok da aldanmazlar aslında; onlar bu coğrafyada yüzyıllardır yaşıyorlar. Homo sapiens’ten çok önce bu coğrafyaya hâkim olmuşlar ve buz devirleri ile takip eden sıcak dönemleri atlatmışlar. Şuncacık soğukları, hatta donları mı atlatamayacaklar!
Ama alışmadıkları, varoluşlarından bu yana görmedikleri bir tehlike yaklaşıyor sinsice. Homo sapiens’in doğayı tahrip eden faaliyetleri yakıcı bir yıkıcılığa sahip; badem de dinlemiyor, erik de; bahar da dinlemiyor, çiçek de… Doğaya ait olmayan, doğaya yük olan, zehir saçan faaliyetler… Siz biliyorsunuz onları ve onlar bademleri ve erikleri ve yaşamı tehdit ediyor.
Pırıl pırıl bu bahar sabahında, serin havanın ciğerlerimde meydana getirdiği ferahlık yaşamın ne denli güzel olduğunu duyumsatıyor. Yaşam tatlı, ne var ki öleceğiz; olsun an itibarıyla yaşıyorum. Yaşamım için ötesine gerek duymuyorum. Bu nedenle yaşamı tehdit eden faaliyetleri kendi yaşamım açısından değerlendirmiyorum. Yani aslında korkum kendi yaşamım için değil; en küçük bir endişe duymuyorum kendim için, ölmeyecek miyiz nasıl olsa!
Endişem yaşamın bütününe yönelik, endişem yaşayan dünya için, endişem Dünya üzerindeki yaşam için… Yaşam için benim, Ahmet’in, Mehmet’in anlamı ömürlerimizle sınırlı; sınırsız görünen ise yaşamın bütünü. İnsanın zararlı faaliyetleri işte bu sınırsızlığı tehdit ediyor. Yaşamı küçültüyor, canlılığı daraltıyor.
Bunu engelleyebilir miyim bilmem, ama ne kadar geciktirirsem arkadan gelen canlı çeşitlenmesi bu zararlı faaliyetleri boğar diye düşünüyorum.
Sizce naif bir düşünce mi?

808

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Tarih yerine AVM
18.01.2017    2505
Çanakkale’de su kesintisi
19.01.2017    896