Bahçe mobilyasında bir yıldız

14.02.2018         

Kentin önemli işletmelerinden, bahçe mobilyaları sektörünün markalarından Troya Garden, yeni modelleri, farklı desen ve ürünleri ile fark yaratmaya devam ediyor. Troya Garden sahibi Rıfat Pehlivan ile Troya Garden'ı, ürünlerine ve işletmenin geleceğine dair konuştuk. Pehlivan, başarının sırrını ise; "Başarı insanın kendini keşfetmesidir. Ben kimim? Benim kapasitem ne? 'Ben ne yapabilirim'i, ama 'doğru ne yapabilirim'i seçen herkes başarılı olur" felsefesi ile anlattı.

 Kent ekonomisinin önemli dinamiklerinden, bahçe mobilyaları sektörünün marka isimlerinden Troya Garden’ı konuk ettik. 37 yıldır ahşam işiyle uğraşan 13 yıldır bahçe mobilyaları konusunda bir marka haline gelen Troya Garden’ı  Sahibi Rıfat Pehlivan’dan dinledik. Pehlivan, işletmesinin gelişim sürecini, mevcut durumunu, yurtiçi ve yurtdışı fuarlar ile projelerinden bahsetti. Troya Garden markası ile Avrupa ve Amerika hedeflerine de değinen Pehlivan, yoğun olarak İstanbul, Bodrum, Samsun gibi illere ürün gönderdiklerini ifade etti.

 
Troya Garden sahibi Rıfat Pehlivan ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz. 
OLAY: Kentin önemli markalarından biri Troya Garden. Öncelikle işletme geçmişinizden bahseder misiniz? 
Rıfat Pehlivan: Troya Garden olarak 2004 yılından beri Troya Garden markası ile bahçe mobilyaları üretiyoruz. Ama ahşap ile olan ilişkimiz çok daha eski. 1980 yılından bu yana, yani 37 yıldır Çanakkale’de ahşap ile uğraşıyoruz. Babam, sadece iyi bir marangoz değil, iyi sanatkârdı, iyi bir marangozdu, iyi bir tesviye ustasıydı, iyi bir icatçıydı. Ben de ona yardım ederek başladım. Babamın yanında, yazlıklara, ahşap döner merdiven, döşemeler, çatı katları, pergole işleri yaptım. 1995-2000 yıllarına doğru ‘biraz büyüyelim’ dedik, babadan ayrılarak çalışmaya başladım, fabrikayı açma kararı aldık. O zaman babam sağdı ama babam işlerle ilgilenmiyordu. Burada 7 bin metre karelik bir arazi aldık. Üzerinde 2 bin 500 metre kapalı bir alanı var.  
 
OLAY: Kısa sürede önemli bir noktaya geldi Troya Garden. Bunu biraz anlatır mısınız?
Rıfat Pehlivan: Burayı birikimle değil, çalışarak yaptık. Ama ben üretmeye çok yatkın bir insanım. Yani para kazanmayı çok iyi becerenlerden değil, en zor şartlarda dahi üretebilen bir insanım. Meraklıyım, araştırıyorum, bir şeyi gördüğüm zaman, bakıp geçemem, ilk gördüğümde değişik bir şey varsa, ona takılırım, hoşuma gider, yapabilir miyim, bunu kendi işimde uygulayabilir miyim gibi merakım var. Zamanımın çoğunu da bu tip işlerle geçiriyorum. Bu benim açımdan mutluluk verici bir şey ama ekonomik olarak çok verimli mi tartışılır. Ama hiçbir zaman da, iyi bir sanatkâr ya da iyi bir üretici muhtaç halde kalmaz. Belki çok zengin olamaz ama muhtaç bir duruma düşmez. Her zaman dik durabilir, her zaman mutlu olabilir işiyle, benim işim de böyle. 

OLAY: Troya Garden’ın pazar ağından bahseder misiniz? 
Rıfat Pehlivan: Kitaplara bakıyorum, fuarlara gidiyorum, özellikle yurt dışı fuarlara katılmaya çalışıyorum. Çünkü fuarlar işimizi geliştirmek konusunda çok çok önemli. Bütün dünyada iyi bir şey yaptığını düşünen herkes fuara geliyor. Senin de onları gidip görmen gerekiyor. Zamanla kendimiz katılıyoruz. Bunun dışında bayilikler de veriyoruz. Türkiye’de çok yaygın bir bayii ağımız yok ama Türkiye’nin beş bölgesinde satış noktalarımız var. Yoğun olarak İstanbul, Bodrum, Samsun, Antalya, Bursa ve İzmir var. Ankara da muhtemelen bu yıl daha fazla ağırlık kazanacak. Yurt dışında bir Alman müşterimiz var, ona malzeme veriyoruz ama orayı biraz daha büyütmeyi planlıyoruz. Şuanda da bir İngiliz firması ile görüşüyoruz. O da büyük olasılıkla olacak. 
 
OLAY: Troya Garden’ın gelişimi noktasında yurtdışına da büyük önem veriyorsunuz. Bu noktadaki planlamanızdan bahseder misiniz? 
Rıfat Pehlivan: Bizim asıl hedefimiz Amerika. Amerika’ya mutlaka ama mutlaka girmemiz gerekiyor. Özellikle birkaç yıldır ahşap salıncağa önem verdik. Ürünlerimizi alabilmek için öncelikle büyük bir bahçe olacak, müstakil bir ev olacak. Yurt dışında insanlar, bahçe hayatına çok önem veriyorlar. Onun için oralarda, bizim ürünümüzün ayarında ürün çok yok. 
Bunun sebebinin ne olduğunu da araştırıyoruz. Neden bu tip ürünler yok diye araştırma yapıyoruz. Bunun için de bir takım oluşturduk, oradaki pazarı bir ekiple araştırıyoruz. Amerika’da Carolina’da bir fuar var. Amerika bölgesinin en büyüğü, dünyanın da sayılı büyük fuarlarından biridir. Ekim ayında orada fuara katılıyoruz yerimizi ayırttık. Zaten üç yıldır Almanya, Köln’de bir fuara katılıyoruz. Bu sene Eylül’de tekrar gideceğiz oraya. Hedefimiz birinci derecede Amerika ve Avrupa. Bizim Türkiye’deki fuarlardan geri dönüşümler iyi. Sebebi de şu; firmamızı biliyorlar. Yabancı ülkelerdeki fuarlarda ise ilk bir-iki fuar çok da verimli bir geri dönüş alamadık. Eminim Amerika’da ona benzer bir şey olacak, zaten tecrübeli firmalarla bu konuyu paylaştığımızda, onlar da buralardan verim alabilmek için ilk 5 yılı gözden çıkarılması gerektiğini söylüyorlar. Her fuarda bu adam buradadır, bu firma buradadır dedirtmek önemli. 
 
OLAY: Troya Garden masa sandalye konusunda da başarılı. Sizin için yurtdışı pazarı çok zor olmayacaktır. Sadece Avrupa ve Amerika mı, yoksa Ortadoğu ülkelerini de düşünüyor musunuz? Bir de yurtdışında ilgi izlenimleriniz nasıl? 
Rıfat Pehlivan: Masa, sandalye konusunda da çok iyiyiz biz.  Bizim Zeus modeli diye bir model sandalyemiz var. Çok beğenilen ama biraz maliyetli, üretimi de maliyetli olan bir sandalye. Şuanda çeşitte çok fazla olduğu için, ithal ürünlerde falan onu satmakta biraz zorlanıyoruz, ama şöyle bir durum var, biri onun rahatlığını hissedince alıyor da, buradaki mesele Zeus model sandalyemize insanları oturtmak. Bizim salıncaklarımız da aynı durumda. Yani salıncak alacak kişi bir oturdu mu bizim salıncağa, zaten kalkmıyor. İş onu oraya oturtabilmekte. Bizim ürünlerimizi diğerlerinden ayıran özellikler konfor, malzemeden hiç esirgemeden yani bu ürün en iyi nasıl olabilir bunun en iyisi nasıl olur şeklinde baktığımız için. Tabii ki hal böyle olunca da üretim maliyeti yükseliyor. Dolayısıyla perakende satış da yükseliyor, müşteri seçeneğin azalıyor, özellikle bizim ülkemizde biraz konut durumu da çok bahçeli, teraslı evlere sahip olmadığımız için. Ama yine de çok güzel bir noktadayız. Yıllık ihracat oranımız, üretimimizin yüzde 20’si şuan. Bir de Ürdün’e salıncak gönderiyoruz. Şuan Almanya ve Ürdün ürün gönderdiğimiz ülkeler. Ama biz bunu, yani ihracat oranımızı yüzde 80’lere çıkarmayı planlıyoruz. Bizim ürünlerimiz Arap ülkelerinde lüks ürün, konforlu ürün. Arap ülkelerinde daha çok satılır gibi bir algı var ama, Arap ülkelerinin bahçe kültürü yok. O sıcakta bahçede keyif yapmak değil, daha çok klimalı ortamlarda zaman geçirdikleri için, satış var ama çok fazla değil. Kuzey Avrupa da olabilir, Orta Avrupa ve Amerika’nın Kaliforniya bölgesi yani nerdeyse 12 ay yaz olan büyük, bahçeli, Amerika’nın biraz zenginlerinin yaşadığı Florida gibi bölgeler bizim hedeflediğimizin çok çok üzerinde. Biz Amerika’daki ahşap bahçe salıncak pazarının yüzde 5’ini falan talip değiliz, daha aşağıya talibiz. Amerika’da bu kadar iyi bir ürün yok. Orada değişik güzel şeyler de var. Bir de mobilya kültürel bir durum. Türklerin sevdiği bir tarzı Avrupalılar beğenmeyebilir. Biz ilk fuara gittiğimizde vernikli bahçe mobilyalarını götürdük, hiç kimse yüzüne bile bakmadı. Çünkü Avrupa için bahçe mobilyasının doğal olması gerekiyor. Vernik olmayacak, en fazla tik olabilir. Güneşten beyazlamalı doğal olmalı. Onun için onlara daha çok uygun malzemeler üretiyoruz. Tasarımlarımızı sürekli yeniliyoruz, bütün üreticiler için bu geçerli. Sen bu ürünü yenilemezsen bir başka firma bunun üzerine çıkabilir. İşi sürdürebilmek için senin olman gerekiyor. Diğerleri ile de rekabet edebilmek için her zaman en iyisi olman lazım. O mücadeleyi de veriyorum zaten. Avrupa ile fiyatları karşılaştıramıyoruz çünkü böyle bir ürün yok. Ama bu ürünlere yakın ürünleri karşılaştırdığımız zaman bizim ürünümüz orada satılır. Çok kolay satılır. İş, bu ürünü oradaki toptancılara tanıtabilmek. Bu da Amerika’da katılacağımız fuar ile olacak. Ayrıca Amerika’da katılacağımız fuar dünya fuarlarından farklı bir fuar. Genelde Amerika’da yapılan türden. Gitmeden önce Amerika’da ki müşterileri buluyorsun onlarla randevu veriyorsun, randevu ile oradaki karşı firmayla görüşüyorsun. 
 
OLAY: İşletme hayatı, özellikle üretime dayalı şirket hayatı zordur. Troya Garden da sıkıntılar yaşıyor mu, nasıl üstesinden geliyorsunuz? 
Rıfat Pehlivan: 37 yıllık süreçte sıkıntılar yaşadık tabi, burayı açtığımızda 30’lu yaşlardaydım ülkemizdeki politik gelişmelerden kaynaklı hayallerimiz de farklı oldu. Ben bir solcu aileden geliyorum. Bizde üreten insan saygının en büyüğünü hak eder. 12 Eylül sonrası Özal hükümeti ile ülkedeki başarı, ne kadar çok paran var, ne kadar çok uyanıksın o kadar başarılısın haline geldi. Biz de bu hastalığa kapıldık ama mayamızda olmadığı için bu bizi de hastalık olarak yatağa düşürdü. Çünkü bizim mayamızda yok. Çünkü ailemiz bize ‘aman oğlum bunu sağlam yap, az kazan ama düzgün olsun’ dedi. Benim ailem bana ‘oğlum ne yaparsan yap, parayı al da gerisini boş ver’ demediği için, bugün hala üretimimiz devam ediyor, halen ayaktayız. Üretici olduğumuz için, ahlaklı insanlar olduğumuz için bir şekilde dostlarımızın desteği ile kendi yeteneklerimize, emeğimize güvenimizden dolayı tekrar tekrar dirildik. Ama ben şuan geldiğim noktada kendimi hala küçük bir işletme olarak görüyorum ki, bundan çok da mutluyum.  
 
OLAY: Geleceğe dair planlamanız nedir? Sizce başarının anahtarı nedir? 
Rıfat Pehlivan: Önemli olan proje; yani bu işin beyni olma yolunda adım atıyorum. Her geçen gün ona göre çalışıyorum. Bunları bir araya getirip, paketleyip, pazarı bulmaya çalışıyorum. Pazar konusunda da yeteneksiz olduğum için, o konuda da yeni kurduğumuz kadroda da özellikle yurt dışı pazarını zorlamaya çalışıyoruz. Başarı insanın kendini keşfetmesidir. Benim ısrarla üzerinde durduğum şey kendini keşfetmek!... Ben kimim? Benim kapasitem ne? ‘Ben ne yapabilirim’i, ama ‘doğru ne yapabilirim’i seçen herkes başarılı olur. Ben Rıfat Pehlivan olarak, ben kimim ne yapabilirim. Gerçek kapasitemi, gerçek beni bulduğum gün başarılı olduğum gündür. Ne yaptığının önemi yok. Bir bakkal ya da bir firmada çalışansın. Bir firmada çalışan olarak saygı görmek, iltifat edilmek!... İşte al sana mutluluk. 
 
OLAY: Geleceğe dair planlamanızdan bahseder misiniz... 
Rıfat Pehlivan: Şimdi 5 yıllık bir planlama yaptık. Umarım 5 yıl sürer ama daha kısa zamana yaymaya çalışıyoruz onu. Öncelikle kişisel olarak İngilizce öğreniyorum. Çok iyi bir İngilizce konuşmak istiyorum. Çünkü partnerlerimle kendim de konuşmak istiyorum. Dünyayı keşfetmek istiyorum ki, İngilizce olmadan bu çok zor. İşimi kurumsal hale getirmenin ötesinde işimi daha kolay yürütülebilir hale getirebilmenin mücadelesini veriyorum. Ben bıraksam bir başkasının satın alabileceği bir hale getirmeye çalışıyorum. Bu iş iyi bir paket halinde olmalı. Bu iş bir klasörün içine sığabilmeli. Bu iş şudur, tanımı budur, pazarı budur, yapılması gereken şudur, büyümek için şu yapılabilir gibi bir hale getirmeye çalışıyorum. Bu benim hayalim bu konuda çok yetenekli olmayabilirim. Bu bizim yeni kurduğumuz takımla bu takımın içinde eşim de var. Bunu başarmaya çalışıyoruz. Ben genelde hayallerimi gece kuruyorum. Uykum kaçtı mı, iyi ki diyorum bu salıncak işi var da, gece uyandığımda canım sıkılmıyor. Salıncağın bir yerine takılıyorum. İşimin içinde de, işimin dışında da hep hayal kuruyorum işimle ilgili, üretim hayalleri ile ilgili. Ama bir kere kendini bileceksin o boş hayalle değil arkası dolu olacak. Kendini tanıdığın kadar hayal kuracaksın. 
 
OLAY: Başarılı bir işletme süreciniz var. Girişimci gençlere tavsiye ve önerileriniz nelerdir? 
Rıfat Pehlivan: Son yıllarda çok karamsar bir gençlik görüyorum. Bu da beni çok üzüyor. Sanki eli kolu bağlıymış gibiler. Oysa öyle değiller. Yani umutsuzluklarını bir kenara bırakıp bir yerden başlamaları lazım ve başarısızlık da bir çabadır. Yani bir şeyin hayalini kurup, onu başaramadığın zaman da bir şey öğreniyorsun. O zaman da kendini keşfediyorsun. O da faydalı. Şimdi gençleri kötülemek istemiyorum. Bu çok doğru bir şey değil. Ama ezberci gençlik yetişiyor. Buna rağmen içlerinden bazıları bu başarı hikâyelerini götürecekler. Vazgeçmemeleri gerekiyor, keşfetmeleri gerekiyor. Ben özellikle gençlerin yurt dışına çıkmalarını çok isterim. Hollandalı genç üniversiteden sonra sırt çantasını alıp dünyayı geziyorsa Türk genci de dolaşabilir. Arada fark yok. Hatta Türk genci onlardan daha cesaretli bir yapıya, geleneğe sahip ama aile ve toplumsal gelişmeler bu konuda çok zayıf. Çalışmaları lazım, sadece çalışmaları lazım. Çalışıyorlar ama o günü geçirmek adına çalışıyorlar. Bu çok yanlış bir şey. 
 
OLAY: Türkiye’deki mobilya sektörünü ve bahçe mobilyaları sektörünü değerlendirir misiniz? 
Rıfat Pehlivan: Türkiye’deki mobilya sektörü bana uzak değil ama çokta yakın değil. Ama iyi gelişmeler var, büyük firmalar, başarılı firmalar var Türkiye’de. Bahçe mobilyaları konusunda bir şeyler söyleyebilirim. Bahçe mobilyaları konusunda da son yıllarda ithal ürünlere getirilen vergi iç pazarı biraz hareketlendi, üreticiler biraz rahatladı, bu iyi de oldu. İyi sonuçlar getirdi, ama çok da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Şuan Türkiye’de bahçe mobilyası pazarının yüzde 70’i ithal ürün. Yüzde 70’i en emeğine dayalı, yüzde 30’u teknoloji gerektiren bir sektör. Aslında devlet çok daha iyi ele alsa bunu, yüzde 100’ü Türkiye’ye dönüşebilir. Bu da oldukça büyük bir istihdam sağlar.
 
Seçkin Sağlam 
Not: Bu yazı Çanakkale TROİA Dergisi’nin Aralık 2017 sayısında yer almıştır.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Danıştay 'Dur' dedi!
16.02.2018    2043
Masterlar'dan anlamlı turnuva
22.02.2018    905