Barışta inatlaşmak…

29.08.2016         tkoc@comu.edu.tr

1 Eylül dünya barış günü!!! “1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başlayan, İkinci Büyük Emperyalist Savaşı ardında milyonlarca ölü, milyonlarca yaralı, harabeye dönmüş kentler ile büyük bir acı ve gözyaşı bıraktı.

 

 

“İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.” (www.kesk.org.tr)

            BARIŞ

            BARIŞ

            Kulağa ne güzel geliyor değil mi?

            BARIŞ

            Türkiye kuruluş felsefesine “Yurtta barış dünyada barış” ilkesini yazmıştır. Bu ilkenin hakkını verebilmiş midir? İşte orası tartışmalı.

            Barış: a. 1. Barışma işi. 2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar.  3. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç. 4. Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam. (tdk.gov.tr).

            Barış kavramı altı doldurulmadığında anlamsızlaşan ve hatta savaş için malzeme olarak kullanılan bir kavramdır.

            O halde soralım; barışın altı nasıl doldurulabilir?

            Öncelikle yaşam hakkının vazgeçilemez temel hak olduğunun tartışmasız kabul edilmesi gerekir. Öldürmek için değişik gerekçeler üretilebilir. Bu nedenle yaşam hakkı temel haktır.

            Diğer taraftan da şiddet/ölüm kimden ve ne gerekçe ile gelirse gelsin reddedilmeli ve/veya kınanmalıdır. Şiddetin veya öldürmenin kınanmasında “ama” denildiği an şiddet için gerekçeler üretilmeye başlanır.

            Barışın en temel basamağı sorunlarını KONUŞABİLMEKtir.

            İlk bakışta çok basit bir eylem gibi gelebilir ama, konuşabilmek gerçekleştirilmesi zor bir iştir.

            Çünkü konuştuğunu iddia eden kişilerin çoğu aslında söz söyleyerek kavga ediyor diğer bir ifade ile savaşıyor.

            Barışı savunduğumuz ve hatta barış işareti yaptığımız için çok suçlandık. Her halde her zamankinden daha fazla şimdi barışa ihtiyacımız var.

            Barış konusundaki uyarılarımız dinlenmediği için ülkemizin “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinden hareketle kurulmuş olmasına rağmen güncel durumda yurtta savaş dünyada savaş noktasındayız.

            Türkiye’de yaşanan savaş nedeniyle her gün insanlarımız ölüyor. Bu noktada ülkede yaşanan terör diyebilirsiniz. Evet, Türkiye’de yaşanan onlarca terör şekli var. Daha terörü kimin yaptığı konusunda bile anlaşamıyoruz. Fakat sonuçta insanlarımız ölüyor. Hatta CHP genel başkanına suikast girişiminde bulunuyor. Yani bir çeşit savaş yaşanıyor.

            Diğer taraftan ise Türkiye ordusu Suriye’ye girdi. Bunun için onlarca gerekçe sıralanabilir fakat gerekçeler orada ölecek bir insanımızın durumunu açıklamaz. Türk askerinin Suriye’ye girişi konusunda Türkiye kendi iradesi ve kendi çıkarları için karar verebilmiş midir? Sorusunun yanıtlanması bile bu savaşın gerçek durumunu anlamamıza yardımcı olur.

            İşin en tehlikeli kısmı da ölüyor olmamıza rağmen halk savaşa karşı kararlı bir duruş göstermiyor. Oysa halk yani biz ölüyoruz.

            Ölüyoruz.

            Ölüyoruz.

            Bu kadar kanda bütün gerçekler ve gerekçeler boğulur.

            Savaş emperyalizm ve onun yerli uşaklarından başkasının işine yaramaz.

            Biz halkız ve barış istemekten, barışta ısrar etmekten başka şansımız yok.

            Daha dün Çanakkale’de feribotların kenarlarına “Barış mümkündür” yazdırmışlardı. Bu gün ise aynı yazıyı yazdıranlar savaş çığırtkanlığı yapıyorlar. Barış derken acaba savaşa mı hazırlanmışlardı diye düşünüyor insan.

            Fakat her ne olursa olsun BARIŞta ısrar etmek zorundayız.

            Israrcı olduğumuz barışı kurabilmek için daha çok konuşmamız ve BARIŞı anlatmamız gerekiyor.

            Barışta inatlaşmamız gerekiyor.

 

 


628

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun