Ben şairin yalancısıyım…

21.10.2016         gemici@yandex.com

“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.” demişti, şair de yanıldı, ben de yanıldım. Koca bir ülke yanılmış, şair yanılsa ben yanılsam ne olur…

 

 
“Buraya nasıl geldik?” sorusu artık çok gereksiz… Adım adım 14 yılda geldiğimiz nokta “bir başkan nasıl yaratılır” cümlesidir. Sorun sınıf başkanı ya da okul başkanı olsa işi öğrencilere lav eder, sıyrılabilirdik ama bir ülkenin rejim değiştirme sorunuysa herkes burada lafını da söyleyecek, itirazını da yapacak, “evet”ini de diyecektir…
Bu süreci tanımlamak ve anlamak için her bilim dalı kendine göre cevaplar arayacaktır. Toplum bilimciler, siyaset bilimcileri, ekonomistler, yarı deliler, tam deliler, zır deliler “kendi” açıklamalarını yapacaktır elbette… Hatta bunların bir kısmı, “biz ne dediysek çıktı” gibi toplumsal çıldırmanın dışında tutacaklardır kendilerini. 
“Dr. Paul Joseph Goebbels” de benim cümlem… Bunun dışında söyleyecek hiçbir cümlem yok! Benden bu kadar… 
Bir ülke, Türkiye Cumhuriyeti, rejim değiştirmenin eşiğine geliyorsa, durup düşünmesi gerekenlere bırakılmayacak kadar ciddi bir noktadayız demektir. Ciddiyet lafı yaşadığımız günler için biraz hafif meşrep kalmış olsa da tribünler şimdiden yerini almış görünüyor… 
Olağan kazananların balkon konuşması şimdiden hazır olduğuna eminim. Olağan kaybedenlerin de cümlesi “önümüzdeki maçlara bakacağız” olacaktır. Yani her şey olağan devam edecektir. Yalnız burada ince bir nokta var bir daha maç olacak mıdır emin değilim. Son kazananların kendilerini “ebedi şampiyon” ilan etmesi kadar da olağan bir şey olmayacaktır. Aksisi olağan dışı olacaktır… 
Yunan tragedyalarında yaşıyorum sanki… Senato Sezar’a tacı veriyor, Sezar eliyle itiyor… Senato dışında bekleyenler Sezar’ı çılgınlar gibi alkışlıyor… Sezar, uzatılan tacı zorla kabul ediyor. 
Rejim değişikliği dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kolay olmaz… Pazartesi başlayan rejimler bile hiç olmazsa Cuma gününü hadi bilemedin Çarşambayı mutlaka görür… Orada bile insan kendisine karşı direnir. “Biraz daha mı dirensem” falan der… Önündeki tabağı ya da kadehi yalancıktan da olsa şöyle bir itekler… Rejimi sonlandıracaktır ama hiç olmazsa kendisini ikna etme sürecini az da olsa öteler… Önündeki tabağa öküz gibi saldırmaz.
“Sarı Öküzü” 1952 yılında -Köy Enstitülerini- vermeyeceklerdi… 
54 yıl sonra bugün…
BATI-feneri ÇAKMAYA DEVAM EDİYOR…

472

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun