Bilim, yönetici ve müstear

07.12.2014         tsavas@comu.edu.tr



Geçtiğimiz Cuma Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji ekinde yine başarılı bilim insanlarımızın bilimsel ölçütlere göre sıralamalarına ilişkin bir yazı vardı. Örneğin H indeksi 15`in üzerinde yer alan bilimcilerimiz sıralanmıştı. Bir kere bu kişilerin yayın sayılarına baktığınızda dudağınız uçukluyor. Bu rakamlar, hangi ülkede bilim yaparsanız yapın olağanüstü gayret gerektirir. Ancak Türkiye koşullarında bu insanların imkânsızı başarmış olduklarını söyleyebiliriz.
Bilim liginin üst sıralarında yer almak istiyor muyuz istemiyor muyuz, öncelikle karar vermemiz gereken nokta budur. Bilimin gelişmenin motoru olduğunu bilmeyenimiz yoktur.
Yoksa var mı?
Araştırma kurumlarının başındakiler dahi bilmiyorlar mı?
Doğru, yoksa adamlar, TBMM Başkanı Cemil ÇİÇEK’in de dediği gibi binalarla övünürler mi...
Doğru, yoksa adamlar dünya çapında bilim insanlarını bizden değil diye kovmak için ellerinden geleni yaparlar mı...
Geçtiğimiz hafta sonu bir rektörle ilgili bir haber vardı, makam arabası olduğu halde bir yenisini kiralamış; ne bileyim üst model miymiş neymiş...
İşte adamların derdi bu, bilim milim hikâye!
Bilim nasıl yücelir? Çok basit, her işi, her unvanı, her kadroyu ehline vereceksiniz.
Şimdi kime veriyorsunuz? Sizden olana ve kimden oldursa olsun en iyi yalayana.
Allasen, bir bakın çevrenize, höt zötle iş görmeye çalışan, zorla saygı isteyen, egosu şişkin yöneticilerle çevrili... Bunların bilimden ne anladıklarını sorgulayın, hiçbir şey... Bilmiyorlar, bilim nemenem şeydir inanın bana bilmiyorlar.
Bilim kurumunu yönetenler çok iyi bilimci olmak zorunda değillerdir. Ama bunun farkındadırlar, bilimin ne demek olduğunu ise çok iyi bilirler. Dolaysıyla bilim insanlarını en üst düzeyde desteklerler. Onlara halel gelmemesi için kendilerini siper ederler. Bakın bu da bir liyakat.
Zaten baktığınızda, bilimsel kurumlaşmasını oturtmuş olan ülkelerde iyi bilimcilerden kimse yönetici olmak istemez. Şöyle bir düşünün, dünyaca ünlü (!) kaç tane rektör biliyorsunuz? Tanıdığınız bazı tarihi bilim kişiliklerinin içerisinde yöneticilik yapmış olanları da vardır mutlaka. Ama onlar yöneticilikleriyle ünlü olmamışlardır, hatta çoğu kez bu yönlerini bilmezsiniz bile. Bir düşünün bakalım, dünyaca ünlü kaç bilim insanı tanıyorsunuz? Bunların kaçı rektörlük yapmış?
Liyakat sözcüğünde olumlu bir çağrışım vardır. Yoksa liyakati yalnızca "bir işe yaraşır kişi" diye tanımlarsanız işin içinden çıkamazsınız. Nihayetinde yavşaklığa (bit yavrusu, yanlış anlaşılmasın) da yaraşanlar vardır. Örneğin işini gücünü bırakıp müstear isimle üniversitede saygın isimleri karalamak gibi…
Bu kim mi? Hiç kimse bilmiyor kim olduğunu canım; bilmiyoruz, bilmiyoruz, bit yavrusu deyip geçiyoruz işte...
Bu dönem tam bir çılgınlık yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Bu çılgın ortamda işini yapmaya çalışan insanlar mağdur oldular. Bu çılgın ortamda işini iyi yapmak dışında başka endişesi olmayan insanlara başka endişeler tattırdılar. Ancak bu çılgın ortamda dahi bu kişiler işlerini en iyi şekilde yapmaya çalıştılar. Dediler ki, biz gücümüzü işimizden alıyoruz. Tabi bu insanların hizmet anlayışları da biraz farklı; işlerini koltuk veya unvan gibi beklentiler ile yapmadılar, yapmıyorlar. Karşılığını maaş olarak (yetersizliğini tartışırsınız) zaten alıyorlar. Yapmak istedikleri, işin hakkını vermeye çalışmak. Olması gerekeni yapmak; üretmek, üretmek, üretmek... Bu kişiler bundan keyif alıyorlar. İşlerini yaşam biçimi haline getirmişler. Aksi halde bu işi sürdürmek mümkün değildir. Baksanıza, böyle yaşayamayanlar sürdüremiyorlar da zaten...
Bu kumaş çamur tutmaz, boşuna uğraşmayın...

1207

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun