Bir başarı hikayesi; İsmail Tülek

11.01.2018         

Kentin duayen sanayicilerinden İsmail Tülek ile Sümerbank'ta teknisyen olarak başlayan, kentin ve ülkenin önemli sanayi kuruluşlarından biri olan Etili Seramik kuruculuğuna uzanan yarım asırlık iş yaşamını konuştuk. 50 yıllık çalışma yaşamı, tecrübeleri, biriktirdikleri ve daha fazlası?

Kentin değerlerini ve kente değer katanları sayfalarına taşıyan Gazetemiz Çanakkale OLAY, kentin başarılı iş insanlarından, ülke ve kent sanayisinin duayen isimlerinden İsmail Tülek’in konuğu oldu. 1949 yılında Çan’ın Etili köyünde dünyaya gelen, üniversite eğitiminin ardından başlayan iş yaşamında, yatırımını yine doğduğu topraklara yapmayı, bu topraklara değer katıp, bu topraklarda büyümeyi kendine ilke edinen Tülek ile yarım asırlık iş yaşamını konuştuk… 1967’de burslu olarak bitirdiği Ankara Kimya Sanat Enstitüsü’nün ardından burs aldığı Sümerbank’ta mecburi hizmetini yerine getirerek başladığı iş yaşamında, Türkiye’nin önemli sanayi kuruluşlarında görev almış. Başta Çanakkale Seramik olmak üzere, Yarımca Seramik, Söğüt Seramik, Toprak Seramik, Hitit Seramik gibi şirketlerde üst düzey görevler alan, sonrasında ise Çan’da Pera Seramik ve ardından Etili Seramik’i kurarak iş yaşamını 50 yıldır sürdüren Tülek, hem kendi iş yaşamını hem de genç girişimcilere tavsiyelerde bulundu…
 
İşte kentin duayen iş insanlarından İsmail Tülek’in yaptığı o açıklamalar… 
OLAY: Seramik sektörünün duayenlerindensiniz. Seramik fabrikalarında yönetici olarak başladığınız, devamında Pera Seramik ve Etili Seramik’le devam eden iş hayatınızı anlatır mısınız?
İsmail Tülek: Ben 1949 yılında Çan İlçesine bağlı Etili nahiyesinde doğdum. Etili Nahiyesinde diyorum çünkü o yıllarda Mahalli Yönetimler Vilayet, Kaza ve Nahiye şeklindeydi ve benim çocukluğumda ilk tanıdığım önemli yerel yönetici Nahiye Müdürü olmuştur. Daha sonraki yıllarda Nahiyeler köy statüsüne döndürüldü. 1961 Etili İlkokulunu, 1964 Yılında Çan Ortaokulunu, 1967 yılında Ankara Kimya Sanat Enstitüsünü Sümerbank’ın burslu öğrencisi olarak bitirdim. 1974 yılında da Yıldız Teknik okuluna bağlı İstanbul Mimarlık Mühendislik Akademisinden Kimya Mühendisi olarak mezun oldum. 1967 yılında Sümerbank burslusu olarak Ankara Kimya Sanat Enstitüsünü bitirdim demiştim. Bu nedenle oluşan mecburi hizmetini yapmak üzere hem çalışıp, hem de gece eğitimini seçerek yüksek okul okumaya devam ettim. Zaten çalışmadan okumamız da mümkün değildi. Bu nedenle iş hayatıma 1967 yılı Eylül ayında başladım. Bu sektörde 50 yıldır çalışmaktayım. 1967 yılında Sümerbank’a ait Yarımca Seramik Fabrikasında Kimya Teknisyeni olarak çalışma hayatım başladı. Seramik konusunu seçmemin en önemli nedeni de bu konuda başka işletmelerde alacağım tecrübelerle 1957 yılında Sayın İbrahim Bodur tarafından Çan’da kurulan Seramik Fabrikasında çalışmaktı. 1974 yılı sonunda İstanbul’dan Kimya Mühendisi olarak mezun olunca bahsettiğim hedef doğrultusunda Çanakkale Seramik Fabrikasında 1975 başında AR-GE ve Kalebodur’da Şef olarak 5 yıl süreyle çalıştım. Her iki işletmede de başarılı bir çalışma dönemi geçirdim. Türkiye’nin 1980’li yıllara gelişi ve benim çalışma hayatımın 1980 yılına gelişinden kısaca bahsettim. Bu ortam ve şartlarda 1981 yılında Özal dönemi diye ifade ettiğim dönemde sektörde yeni işletmeler yer almaya başladı ve askerliğim sonrasında Bozüyük’te kurulan Toprak Seramik Fabrikasında İmalat Müdürü, kısa süre sonra Fabrika Müdürü oldum. 1990-1991 yıllarında Söğüt Seramik Fabrikalarında Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştım. 1991 yılında da 100 kadar bayiinin bir araya gelerek Uşak’ta kurmakta olduğu Hitit Seramik Fabrikasına Genel Müdür oldum. Burada çalıştığım sırada; sektördeki firmalar yer ve duvar karosu üretmekle birlikte çoğunda dekorlu imalat yoktu. Çoğu merdiven altı diye ifade edilen küçük atölyeler bu boşluğu doldurmaya çalışıyordu. İşte ilk endüstriyel  manada fabrikalarda üretilen karolar üzerine dekorlu imalat yapmak üzere sermaye desteği almak  için  iki ortak daha alarak 1993 yılında Pera Seramik Şirketini kurduk. 1995 yılı sonunda Hitit Seramikteki işimi bırakarak, 1996 yılı başından itibaren Pera Seramik firmasının başına geçtim. Pera Seramik firmasının geliştiği süreçte 1999-2001-2004 krizleri gibi ekonomik krizleri zaman zaman %50’ye yakın ihracatlar yaparak çok fazla hissetmedik. Bu dönemde sadece TSE değil de aynı zamanda eurostandart da ürüne katarak ihracatımızı kolaylaştırdık. 2006 yılında Pera Seramik yanında Ergin Yapı adıyla İstanbul’da Yapı Malzemeleri Pazarlaması yapan Sedat Ergin ile iki ortak olarak Etili Seramik şirketini kurduk. 2007 Mayıs ayında Etili Seramik karo üretimine başladı. 2010 yılında Pera Seramikteki hissemizi ortağımıza satarak Etili Seramik üretim kapasitesi ve yeteneğini arttırdık. Bugün her iki şirkette 350’den fazla personel çalışmaktadır.
 
OLAY: Etili Seramik fabrikası şu anda dünyanın birçok yerine ürün gönderiyor. Bu satış ağlarından söz eder misiniz?
İsmail Tülek: Yurtiçinde çok geniş bir satış ağımız var. Edirne’den Kars’a kadar şuanda Türkiye’nin her bölgesinde satış yapıyoruz. Bayileri belirlerken de pazarlamada tecrübeli ve güvenilir kişilerle ortaklık yapıyoruz. Etili Seramik’te de ortaklarımız piyasayı bilen insanlar. Biz üretimde çok iyiyiz. Böyle olunca da iyi bir üretim ve pazarlama beraberliği yakalamış olduk. Yurtdışı ihracatı elbette ülkelerin politikaları ile doğru orantılıdır. Bugün için çok fazla ihracat yapamıyoruz. Ama Balkan ülkeleri başta olmak üzere, Avrupa’nın hemen hemen her tarafına; Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan, Kosova, Hollanda, Belçika ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerine ihracat yapıyoruz. Bunun dışında Kuzey Afrika ülkelerine ihracat yapıyoruz; Cezayir, Tunus gibi ülkeler ile Türki Cumhuriyetlere satış yapıyoruz. Bunların dışında bir miktar da Amerika ve Japonya ihracat ağımızın içinde. Biliyorsunuz daha önce bir Batı krizi çıkmıştı. Bizim ağırlıklı pazarımız Avrupa’ydı. Çünkü Avrupa istikrarlı bir pazar. Afrika, Türki cumhuriyetler ve Arap ülkeleri spot alımlar yaparlar. Batı kriziyle birlikte Avrupa’daki pazar payımız düştü. Daha doğrusu onların ticareti geriledi. 
 
OLAY: Üretim kapasiteniz nedir? Çalışan sayınızla, yan sektörlerle kaç kişilik bir aile Etili Seramik?
İsmail Tülek: Etili Seramik’in üretim kapasitesi 4 milyon metrekare/yıl civarında. Bunu biraz geçtiği de oluyor. Yapmakta olduğumuz Seramik granit yatırımı ile yılda sekiz milyon metrekarelik bir imalat kapasitesine ulaşacağız. İstanbul’da yerleşik ortağımız Ergin Yapı sahibi Yönetim Kurulu Başkanımız Sedat Ergin, pazarlama, ekonomi ve finansman yönüyle çok donanımlı bir arkadaşımız. Oğullarım Selçuk Mühendislik, Sezer ekonomi ve kızım Sevda da grafik tasarım eğitimi aldı. Onlar da işlerinde gelişip olgunlaştılar. Devraldıkları işlerini başarı ile götürmektedirler. Şu anda çalışan sayımız 195 kişi, yapmakta olduğumuz birinci etap yatırımla ilave 125 kişi daha çalışanımız olacak.
 
OLAY: Yeni hedefleriniz ve yatırımlarınızdan biraz bahsederseniz? 
İsmail Tülek: Etili Seramik, bugün yer ve duvar karosu üretiyor. Tabi rekabet edebilmek için, başka üretim kollarına da açılmamız gerekiyor. Biz, büyük ebatta bir granit üretimine de karar verdik. Yatırımı büyük oranda gerçekleşti, 2018 ile birlikte işletmeye geçmeyi planlıyoruz. Bununla birlikte ihracatımızın da ciddi miktarda artacağını düşünüyoruz. Granit seramik ile ilgili de bilgi vermek gerekirse, granitin doğal şartlarda seramiğe dönüştürülmesinden, daha büyük boyutlarda üretilebilen bir seramik türü. Bu bir ölçüde Türkiye’de üretime girdi, yurtdışından da ithal ediliyor. Dolayısıyla pazarda var olmak için yatırım yapma ihtiyacı gerekiyordu. Biz de, şuan sadece yer ve duvar karosu üreten Etili Seramik olarak yılbaşından itibaren granit seramik üretimine de geçeceğiz. Aslında bu yatırım projemiz 165 Dönüm arazi üzerine gerçekleşmektedir. Bir yıl içerisinde tesislerin 2. Etabını planlamaktayız ve üç aşamada bu yatırım tamamlanacaktır. Nihayetle 40.000 metrekare kapalı alan içerisinde yılda 20 milyon metrekare imalat, 750 personel istihdamı ile yan sektörlerle birlikte nakliyecilerimiz, malzeme satan satıcılarımız, satış yapan firmalarla 3000 kişilik bir aile olmayı hedeflemekteyiz.
 
OLAY: Teknisyen olarak başladığınız iş hayatınızda, genel müdürlüğe ve fabrika sahipliğine uzanan yolculuğunuzdaki başarının anahtarı nedir?
İsmail Tülek: Ben meslek yaşamıma teknisyen göreviyle, kart basarak başladım. Saat ücretiyle çalışmaya başladım. Daha sonra üniversiteyi okuduk ve mecburi hizmetimi yaptıktan sonra Çanakkale Seramik’te çalışmaya başladım 1975 yılında. 1980 yılına kadar Çanakkale Seramik’te çalıştım sonra da Toprak Seramik’e geçtim ve bugünlere geldik. Başarıya giden yolda dönüm noktaları ve tecrübeler yaşanır. Fabrikanın kuruluşu sırasında makine ve hizmet satın aldığımız Alman firmasında 1,5 ay görevli kaldım. O yıllarda Alman malı pahalı fakat sağlam olarak bilinirdi. Burada iki konunun çok önemli olduğunu farkettim. Birincisi doğru hammadde veya malzemeyi doğru miktarda kullanmak, ikincisi ise ilkeli çalışmak ve bunda taviz vermemektir. Bunların dışında da belki de en önemlisi, ahlaklı iş yapmak ve dürüst olmak. Kime karşı dürüstlük? Bu işi yaparken bir takım kitlelerle ilişki halindesiniz, satın aldığınız ve sattığınız müşteriler, bayileriniz, çalıştırdığınız işçileriniz ve çevre halkı. Bunlara karşı dürüst olmak lazım. çünkü insan aldatıldığını bir süre sonra fark eder ve güven sorunu ortaya çıkar. Güven olmayan yerden de hayır gelmez. 
 
OLAY: Duayen bir sanayici olarak, genç girişimcilere neler önerirsiniz? 
İsmail Tülek: Çalışma hayatım boyunca edindiğim tecrübeler sonucu her türlü iş, imalat ve ticari faaliyetlerde aktarabileceğim konuları şu şekilde hülasa edebilirim; Üretim ve ticari faaliyetleri düzenleyen yasalar ve bürokratik işlemlerin zorluklarına rağmen devletle, tüzel ve gerçek kişilerle olan ilişki ve sorumluluklarda olabildiğince doğru olmak gerekir. Kullanılan, mal, malzeme ve materyallerin cins ve miktarlarını doğru seçmek, uzman kişiler ve firmalarla çalışılması, iş sahibi veya yönetici olarak işyerindeki çalışan kadroların nitelikli personelden oluşturulması da önemlidir. Bu herkesçe bilinir, söylenir ancak her zaman gerçekleştirilemez. Bir diğer husus işyerinde çalışma şartlarının düzenlenmesidir. Yani çalışma barışı ve ahengin sağlanması, ücret dengelerinin kurulması, kişilerin doğru kadrolarda çalıştırılması gibi hususlardır. Finansal açıdan ise; Biz şuanda para durumumuzun üç ay sonrasını konuşuruz. Kasım ayındayız, Mart’ta başımıza ne gelebileceğini hesaplarız. Yoksa, önündeki aya bakarsan neyle karşılaşacağını bilemezsin. Bir de borçlanmada hesap çok iyi yapılmalı. Dikkatli olunmalı ve öz kaynak-yabancı kaynak dengesi iyi sağlanmalı. 

OLAY: Çanakkale’nin gelişim seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
İsmail Tülek: İlimiz, orta ve yüksek eğitim kurumları ile ilgili oldukça mesafe almış ve esaslı kazanımlar sağlamıştır. Turizm alanında ilimiz, sahip olduğu tarihi değerlere karşın iç ve dış turizmde yeterli kazanım alamamaktadır. Turistik seyahatler, günübirlik ya da kısa süreli konaklama şeklinde gerçekleşmektedir. Toplumlarda; istihdam ve zenginliğin arttırılmasında sanayileşme ve üretim ünitelerinin çoğaltılması çok önemlidir. Sanayileşme ile sağlanan bu avantajların yanında bir takım çevresel kirlilikler gibi olumsuzluklar da yaşanabilmektedir. Çanakkale il olarak sanayi şehri olmak yerine eğitim, kültür ve turizm merkezli bir kent olması gayet tabi ki doğrudur. İl genelinde sanayileşme merkezde olmasa bile ilçe ve köylerinde planlamalar yapılarak istihdam ve ekonomik kalkınma açısından bulunduğu çevreye ve dolaylı olarak ilin kalkınmasına önemli maddi ve manevi zenginlikler getirecektir. Çanakkale Seramik, İÇDAŞ, Akçansa, Doğtaş, Dardanel ve benzeri kuruluşlar hem kurulu olduğu çevreye hem de il merkezine istihdam, sosyal sorumluluk, ekonomik ve kültürel kalkınmışlık anlamında çok önemli katkılar sağlamaktadır. İzah etmeye çalıştığımız bu avantajlar nedeniyle sanayi yatırımlarının Çanakkale il geneline çekilebilmesi için Valilik önderliğinde; resmi daireler ve sivil toplum kuruluşlarını koordinasyonunda yatırımcının önünü açması gerekir. Var olan global ekonomi, ticaret ve rekabet içerisinde yatırım ve üretim yapmak son derece zor bir faaliyettir.  Çalışma kaide ve çizgilerinin doğru ve net belirlenmesi, yapılması zor ya da mümkün olmayan hususların istenmemesi kolaylaştırılması gerekir.  Örneğin; çamurlu, çizgileri bozulmuş sahada top oynatan futbol hakeminin hata yapma, yanlış karar verme ihtimalinin çok olması gibi. Sürekli sorun çıkan noktalarda arıza veya sorunların üzerine giderek gerekirse konusunun uzmanını bulup kalıcı ve sağlıklı çözüm bulmak gerekir. Bu makine, alet, edevat her ne ise gereğinde değiştirilebilir veya geliştirilebilir. Bir diğer husus da finansman dengelerinin iyi kurulmasıdır. Yatırım safhasında özkaynak, yabancı kaynak miktarı, İşletme sermayesinin oluşturulması, nakit akış ve ödemelerin ileriye dönük izlenmesi, kullanılan krediler, finansman maliyetleri, üretim ekonomisi gibi hususlar önemli konular olarak değerlenmelidir.

OLAY: Sanayi ile bölgenin sosyal ve kültürel anlamda gelişebilmesinin bağlantısı nedir? 
İsmail Tülek: 1965 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. Amacı Türkiye’nin yatırımlarının düzenlenmesi ve Sanayisini planlamak üzere kurulmuştur ve bu maksatla 5 yıllık kalkınma planları hazırlanmıştı. İlk yıllarda bu harika amaç doğrultusunda çok iyi çalışmalar yapıldı. Ancak daha sonra siyasilerin müdahalesi önlenemedi ve amacı dışına çıktı. Bunun sonucu olarak Türkiye çarpık yapılaşma, sanayileşme ve gerekli gereksiz yatırımların yapılmasına sebep oldu. Sanayinin kırsalda tutulmasının ilk örneğini diğer yatırımlar belli merkezlerde birikirken Çan kazasında Seramik Fabrikası kurarak Sayın İbrahim Bodur vermiştir. İyi incelendiğinde bu teşebbüsün nüfusun yerinde tutulması, sosyal ve kültürel imkanların ve hizmetlerin yurt sathına homojen yayılmasına çok esaslı bir örnektir. Bizim Etili köyündeki teşebbüsümüz yıllar önce Sayın İbrahim Bodur’un başlattığı modelin devamı niteliğindedir Bu sayede köy nüfusu 15 yılda 1000 nüfustan 2000 nüfus civarına yükselmiştir.  Çevreye hareketlilik, sosyal ve kültürel gelişmişlik sağlanmıştır. Bu bakımdan yatırımların, yatırım ekonomisi yanında kültürel, sosyal ve toplumsal açıdan da değerlendirilmesi gerekir. Bir bölgede; Sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmada maddi ve manevi zenginliklerin temini ile kurum ve fertlerin refah seviyesinin yükseltilmesi her şeyden önce kazançların arttırılması ile mümkündür.  Maddi girdi temini ve sosyal refah; eğitim, turizm ve sanayi gibi ekonomik faaliyetlerin geliştirilmesini icap ettirir.
(Bu yazı Çanakkale Troia Dergisinin Kasım 2017 sayısında yayınlanmıştır)
Söyleşi: Seçkin Sağlam
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

AFAD da bunu yaparsa!
15.01.2018    1400