Bir çocuk çığırır İstanbul duyar!...

20.05.2019         ensarilyasoglu@gmail.com

Kemal Burkay'ın, "Belki şehre bir film gelir/Bir güzel orman olur yazılarda/İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse" bu ünlü düzelerini şiir olarak, şarkı olarak, duymayanımız yok sanırım.

 Ve sonra otobüsün yanından koşan bir çocuğun sesi çınlar kulaklarımızda… Ve sonra o ses, barikatları, surları, o kalın sarayların duvarlarını aşar, İstanbul’un en uzak semtleri ile buluşur, dalga dalga genişler, İstanbul’a bir çağrı olur… Ve şehir yekinir… Kalkar ayağa… Elleri, yürekleri, bilinçleri ve sloganları birleşir…

 

Evet… Hukukun ve aklın, vicdanın ve bilimin, tarihin ve günün, birikimleri ve değerleri ve kuralları ile izah edilemeyen ve ancak ve belki adı “Şirinlere” inat(!) çirkinlikler olarak kurgulanabilecek bir çizgi filmde senaryo olabilecek bir inanılmazlığın sonucu, İstanbul seçimlerinin yenilenmesine tanık olduğumuzda, işte yukarıya aldığım Kemal Burkay’ın dizeleri ve küçük bir çocuğun, “Ekrem abi, Ekrem abi” çağrıları geldi aklıma…

 

Evet… İstanbul seçimleri yenileniyor… Hani, bir futbol maçında gol bekleyen, taraftarlar var ya, kendi takımlarının adını söyledikten sonra, “Tam zamanı! Tam zamanı!” diye, yeri göğü inleten tezahüratlar yaparlar ya, evet bir de o anları canlandırdım gözümde…

 

Daha önceki yazılarımda İstanbul seçimlerine ilişkin değerlendirmeler yaparken; YSK’nın, aslında sarayın alacağı her karar, Türkiye’nin verili ilişkileri içerisinde, yeni yeni sonuçlar üretir ve iktidar bu sonuçlardan kurtulamaz. Bu sonuçlar, Erdoğan-Bahçeli yönetimini yeni açmazlara, çözümsüzlüklere sürükler…

 

Sayısız analizler yapıldı, yorumlar yapıldı, düşünceler aktarıldı ve paylaşıldı. Ama artık bunları geride bırakmak gerekiyor. Şimdi gün, İstanbul’un yekinip ayağa kalkma, kendi iradesini hiçe sayanlara, sesini kısıp, sözünü kesmek isteyenlere, ekonomik krizleri, bu ülkenin başına musallat edenlere, bir avuç yandaş ve yanaşmanın dışında, geniş yığınları yoksulluğa tutsak edenlere, Kürt’ün dilsizini, Alevi’nin inançsızını muteber kılmak isteyenlere, 23 Haziran’da, görkemli bir cevap verme günüdür. Tek adam iktidarını geriletmenin, püskürtmenin, “Tam zamanı! Tam zamanı!” diyebilme günüdür.

 

Artık zaman, bir şehrin, İstanbul’un onuruna sahip çıkma, onurunu an an, gün gün genişletme, örme ve maddi bir güce dönüştürüp sandıklara yansıtma ve sonra bu iradeyi, emeğin çıkarları ekseninde çelikten bir birliğe dönüştürme ve sandıktan başlayarak, hayatın diğer alanlarındaki tüm haksızlıkların karşısına çıkarma, dikme vaktidir…

 

Ve bu şehir, işgalcilerden cuntacılara, kendine ihanet eden ve “suyun uyuyup düşmanın uyumadığı” sözünü belleğine kazarak, Kurtuluş Savaşı’nın öngünlerinden, 15-16 Haziran’lara ve diğer bütün direnişlere ev sahipliği yapmış olan ve elbette Einstein’ın dediği gibi; “Zalimden daha kötü olan zülme sessiz kalanlardır” şiarını da bilerek kenetlenecek, ve dünyanın gözünün üzerinde olduğunu asla unutmadan 24 Haziran’a onuruyla ve bir haksızlığı yenmenin gönül rahatlığı ile uyanacaktır.

 

Ve sadece İstanbul’un kaderini değil, Türkiye’nin kaderini, demokrasiye ve özgürlüğe giden yolun kapısını açacağının bilinci ile davranacağını ve bu şehrin tüm birikimlerinin, bu sonucu umut etmemizi, beklememizi sağlayacak kadar sağlam olduğu inancımızı yinelemeyi de İstanbul’a karşı bir ödev sayıyoruz.

 Cumhur İttifakı’nın İstanbul seçimlerinden kazanabileceği en büyük zafer(!); olsa olsa “Pirus Zaferi” olur…


1964

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER