Birkaç küçük problem(!) ve yaratılmak istenen iklim!...

22.05.2017         iensar_68@mynet.com

Nihayet Türkiye, aynı zamanda parti genel başkanı da olan bir cumhurbaşkanına kavuşmuş oldu. 22 Mayıs günü AKP Genel Başkanı da olan sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu ikili görevi ile tanışmış olundu. Şimdi, hani dış sorunlar, ekonomi, diplomasi, ABD gezisi, Suriye sorunu falan filan diye canımızı sıkmayalım!…

 

 
 
Bu büyük olayların yanında hani küçücük, hani minicik diyebileceğimiz, ama mide bulandıran, yani en azından bir takım yurttaşların midesini bulandıran olayları sıralayalım bari.. 
 
Biraz eskiden başlayalım, daha iyi anlaşılsın diye; Hatırlarsınız, galiba Turgutlu’da, akşamüzeri, parkta yürüyüş yapan hamile bir kadına saldırı olmuştu… O saatte, yalnız başına, parkta yürüyüş yapması, günah-suç sayılarak saldırıya uğramıştı… Sonra İstanbul’da belediye otobüsünde giyimi beğenilmeyen bir hemşire, suratına tekme yemekten kurtulamamıştı… 
 
Evet, son ‘minicik’ olay ise; sokakta, sigara içtiği için, sigarası elinden alınarak boynunda söndürülen genç kadının olayıdır… Ama bu olayda saldırgan, şikayet üzerine gözaltına alınıyor ve savcı tarafından önce serbest bırakılmış, sonra da tutuklanmış olduğunu öğreniyoruz. 
 
Şimdi birileri sokakta yürüyen, özellikle kadınlara yaptırım uygulamaya, yasaklar getirmeye, suçlar ve günahlar yüklemeye kendini yetkili görüyor ve genellikle de yaptıkları bu fiiller, yasalar karşısında yeterince karşılığını bulmuyor… Oysa bu olaylar, tekil olaylar olmakla birlikte, özellikle kadınların özgürlüğünü, sokağa çıkma özgürlüğünü tehdit eden ve toplum için genel bir tehlikeyi gösteren, işaretleyen öncü davranışlar ve eylemler olarak değerlendirilmesi gereken olaylardır. 
 
Eğer, kamuoyu baskısı olmasa, tepkiler olmasa, bu saldırganlar, ellerine kollarını sallayarak, aramızda, pervasızca dolaşabileceklerdir… 
 
Bu üç kadına yönelik şiddet olaylarını özellikle seçtim… Toplumun diğer alanlarında gelişen, uç veren, başka söylem ve düşüncelerden bağımsız değillerdir… Örneğin, son günlerde Mustafa Kemal’in annesi, babası, kız kardeşi üzerinden alçakça bir iftira-küfür kampanyası sürdürülmektedir. Bu söylemler, ne Mustafa Kemal’in ne de Cumhuriyetin eleştirisi değildir… Elbette Mustafa Kemal’in politikaları ve Cumhuriyet eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. Ancak, burada söz konusu olan eleştiri değil küfürdür, karalamadır. Anlıyoruz ki, demokrasi ve demokratikleşme konularında ve alanlarında eleştiriyi hak eden bir cumhuriyete bile tahammül etmeyen bir çevre, Mustafa Kemal’in ailesi üzerinden Cumhuriyet düşmanlığını, cumhuriyet karşıtlığını, kimi zaman örtülü, kimi zaman açık bir biçimde ortaya koyma cesaretini göstermektedirler… 
 
Yapılmak istenen; bir karşıt iklim oluşturarak toplumu, şeriat kurullarına alıştırmak ve dini esaslarla yönetilen bir devletin, bir yönetimin toplumsal-siyasal iklimini yaratma hedefine yöneliktir.  
 
Dahası, ne denmişti; “Kurtuluş savaşını keşke Yunanlılar kazansaydı, ne hilafet yıkılırdı, ne şeriat yıkılırdı, ne medreseler lağvedilirdi…” Bu konuşma Kadir Mısıroğlu’nun… Ki kendisi yüksek katlarda itibar gören birisidir… Bu görüşler böylece devam ediyor… 
Şimdi biz, yukarıda sıraladığımız olayları, saldırganlıkları, küfürleri, Kadir Mısıroğlu ve benzerlerinin görüşlerinden bağımsız, etkilenmemiş görebilir miyiz?  Elbette Mısıroğlu ve benzerleri, gidin sokakta, ‘kadınlara saldırın’ talimatı vermiyor, ancak bir iklimin oluşmasına ve bir davranışa söylem düzeyinde de olsa, güç veriyor… Bu davranışların motivasyon kaynaklarından birisi haline dönüşüyor… 
 
Bir başka olay, Cumhuriyet’ten sonra, Sözcü gazetesine yapılan saldırıdır. Akıl almaz, hukuk ve mantığa sığmaz, ifade özgürlüğü ile halkın haber alma hakkıyla ilişkilendirilemez bir olaydır bu… Bir baskılama ve bir sansür olayıdır bu... Boyun eğdirme, teslim alma, korkutma girişimidir bu… İç-dış, ekonomik, politik, diplomatik kıskaçtan kurtulmak için basıncın yükünü hafifletmek, dikkatleri başka noktalara çekmek için sansasyonel eylemledir bunlar… 
 
Zamanlamaya bakın; 19 Mayıs günü Sözcü’ye gözaltı, ev araması!... Sizce tesadüf müdür bu? Buna düşünülmeden ortaya çıkan bir rastlantı denilebilir mi? 
 
Bütün bu “ahval ve şerait içinde”  Deniz Baykal ne yapıyor? İl il geziyor Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartışmanın merkezine çekme gayretlerine su taşıyor ve bir kaçını yukarıya sıraladığımız olayların perdelenmesine, üzerinin örtülmesine, kendi elleri ile katkı sunuyor… Hani durumdan vazife demeyeceğim ama vaziyetten rol çalarak kendini merkeze alan bir zemin yaratma peşinde olduğu da anlaşılmıyor değil… 
 
Çelişkiler keskinleşiyor, emeğin, emekçilerin birliği ve mücadelesi ve bu birliğin ve mücadelenin geliştirilmesi, pekiştirilmesi yönündeki çabalar, sadece yöneten-yönetilen ilişkilerini değil, geleceğin şekillenmesinde de belirleyici olacak en temel, en umut verici güç kaynağıdır…

449
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER