COVİD-19 VE RUH SAĞLIĞI

15.05.2020         husnukurtulus@hotmail.com

Dünya genelinde COVİD-19 salgını kontrol altına alınmaya çalışılsa da; virüsün hızlı yayılmakta, bağışıklık problemleri olan insanlarda ağır giden akciğer enfeksiyonuna yol açmaktadır.

  Covid-19 hastalarının bir kısmının yoğun bakıma ihtiyaç duyulması nedeniyle, mücadele  “ince uzun bir yolda” devam etmektedir. Bu süreçte insanlar hesapta olmayan birçok güçlükle yüzleşmek zorunda kalmışlardır.

Salgının nasıl seyredeceği, süresi ve belirtilerindeki değişkenlik, yüksek bulaşma ve ölüm oranları, insanlarda tehdit algısını ve buna bağlı, stres tepkisini tetiklerken, başlayan stres döngüsü süreğenleşebilmektedir. Birçok insan koronavirüs salgınının ortaya çıkardığı belirsizlik ortamında; izole, yalnız, stresli ve endişelidirler. Tüm toplumda, endişenin, en az virüs kadar hızlı yayılması nedeniyle, kitlesel panik ve kaygı bozukluklarının bir artış vardır.
Böyle bir süreçte insanlar kendi hastalıkları kadar yakınlarının da hastalanmasından hatta ölmesinden endişe duyarlar.
Salgın, birçok sağlığa yönelik ve sosyal davranış değişikliği gerektirmektedir. Bu süreçte, uzmanların önerilerine uymak, tepkisel değil de akıl ile davranmak, ruhsal uyum becerisi gerekmektedir. 
Ruh sağlığına ilişkin değişkenler, salgının hem önlenmesi hem de kontrol altına alınmasında son derece önemlidir. Yönetilemeyen kaygı, olması gerektiğinden fazla korku gibi duyguların bağışıklık sistemi ve genel vücut işlevlerini az yada çok bozması nedeniyle birçok başka enfeksiyon yada hastalığa davetiye çıkarılmaktadır.
Salgın süresince; karantinada kalanlar, evlerinde, hastane yoğun bakımlarında tedavi görenler ve tüm bu insanlara tıbbi ve bakım hizmeti verenleri düşündüğümüzde; oldukça büyük ve heterojen bir popülasyonun korona virüs pandemisi ile yakın temas ettiği, dolayısıyla bir şekilde etkilendiği bir başka gerçektir.
Salgının ekonomik olarak yarattığı yıkım nedeniyle birçok insan işini kaybetmiş yada ekonomik kayba uğramıştır. Maddi kayıplar, iş kaybı yada pozisyonel kayıplar ortaya çıktığında, kayıp yaşayan bu kişiler duruma, yas tepkisi ile cevap verebilirler. Klinik depresyon ile çok benzer olan “yas” işlenmediğinde gerçekten depresyona dönüşebilir. Bu insanlar, yakınları ölmüş gibi içe kapanabilir ve düşük işlevsellik gösterebilirler.   
Sık karşılaştığımız bir başka durum da karantina uygulamalarıdır. Her ne kadar “izolasyon” sağlığa kavuşmak ve hastalığın yayılmasının önüne geçmek için son derece önemli bir uygulama olsa da kısıtlayıcı olması, sevilen kişilerden ayrı kalmak, yalnızlık, çaresiz hissetme, hastalık damgası yemek, kontrolün yitirme algısı ve izolasyon dışarıdan dayatılıyormuş hissine yol açabilir.  Böyle durumlar; sorun yaşayan kişilerde, tepkisel davranma, bir şey yokmuş gibi hareket etmek, yasağı delmek gibi davranış bozukluklarına yol açabilir.
Sorunun çözümü; belirsizliğin en aza indirgenmesiyle olur. Kesinlikle bildiğimiz bir şey varsa karantina uygulamaları da, sosyal mesafe uygulamalarının da devam edeceğidir.  Bu nedenle, doğru bilgi, bilinmesi gerektiği kadar bilgi ve şeffaflığın olması son derece önemlidir. Hastalanan kişilerin; hastalığın seyri hakkında bilgilendirilmesi, konunun anlaşılmayan bir tarafının kalmaması, hasta ve yakınlarının neden ve niçin tedavi aldıkları, ne yapacakları, nasıl yapacaklarını bilmeleri kaygıyı azaltacaktır. 
Doğru bilgiye ve erdemli davranmaya her zaman olduğundan daha çok ihtiyacımız vardır.

20537
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER