Çevre ve Sürdürülebilir Yaşam

30.11.2014         tsavas@comu.edu.tr



Geçenlerde bir arkadaş ile sohbet ederken, nereden geldik konuya bilmem ama, ben, dedi, küresel ısınmaya inanmıyorum. O gün hava biraz soğuktu, belki ondan demiştir, ben de dedim ki, bu bir inanç meselesi değil bu bir kanıt meselesi. Sonra ekledim, sen hiç daha önce Türkiye`de hortum çıktığını duydun mu, hele ki İstanbul`da. Tabi aslında onun bunları duyup duymamasının hiç bir önemi yok. Dünya`nın yaşını düşündüğünüzde onun ömrü içerisinde bunları görüp görmemesinin de bir önemi yok.
Evet, iklimbilimciler özellikle son 150 yılda, yani endüstri devrimiyle birlikte atmosferde sera gazları birikiminin katlandığını ifade ediyorlar. Bunların içerisinde en önemlisi karbondioksit...
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne göre 2007’den bu yana insanın Dünya iklimini değiştirdiği resmen kabul edildi. Yani iklimbilimciler o güne kadar ne kadar kanıt sunsalar da önemli değil, 2007`ye kadar küresel iklim değişimi yok!
İklim verileri açıkça küresel iklim değişimine işaret ediyor. Sel, kuraklık ve ekstrem iklim olaylarında artış var. Dünya çapında iklime bağlı afetlerin sayısında ciddi artış var. Bunlar can ve mal kaybına neden oluyorlar. Size küçük iki örnek, geçtiğimiz yıllarda Almanya’da gerçekleşen selin ekonomik bilançosu 9,2 milyar Euro; yine geçtiğimiz yıllarda Avrupa’da sıcak hava dalgasının bilançosu ise 10-17 milyar Euro arasında tahmin ediliyor. Bu zararlar karşılanabilir nitelikte; karşılanamayan söz konusu afetlerde kaybettiğimiz canlar...
Dünya`da 1970`li yıllardan günümüze özellikle petrol ve kömür kaynaklı karbondioksit emisyonlarında ciddi artış var. Emisyonlarda en büyük günah gelişmiş ülkelerin. Bu anlamda Türkiye`nin de son 20 yılda katkısı ciddi anlamda artmış durumda. Ülkemizde karbondioksit emisyonu 1990 yılında 140 milyon tondan 2010 yılında 330 milyon tona yükselmiş; en büyük günah enerji sektörünün, bunu endüstri izliyor.
İklim bilimciler ortalama Dünya yüzey sıcaklık artışının durdurulması gerektiğini ifade ediyorlar. Dünya ortalama yüzey sıcaklıkları artışının 2050 yılına kadar +2ºC altında kalması için 2000-2050 yılları arasında karbondioksit emisyonunun 1 trilyon tonu geçmemesi gerekiyor. Ne yazık 2000-2010 yılları arasında bu değerin %40`ını harcadı insanoğlu!
Karbondioksit emisyonunun yükselmemesi için hangi önlemler alınmalıdır. Bir kere bu konuda en büyük görev sanayi ülkelerine düşüyor. Bu ülkeler emisyonlarını acilen ve etkili biçimde düşürmeliler. Bunun için yatırım planları acil ve katı bir biçimde değişmelidir. Yalnızca sanayi devletleri değil diğer ülkelerde de emisyon düzeyi artmamalıdır. Bunun için ilk iş enerji üretimi ve dağıtımına ilişkin mevcut altyapının gözden geçirilmesi ve yeni temiz enerji sistemlerinin geliştirilmesidir. Devamında 2050’ye kadar öngörülen enerji talebi yarı yarıya azaltılmalı, nükleer enerjiden tamamen vazgeçilmeli, yenilenebilir enerjinin payı yükseltilmelidir. Elektrik üretimi içerisinde yenilenebilir enerjinin payı en az %70`e, ısınmada ise en az %65`e çıkmalıdır.
Acil olarak küresel iklim değişiminin sonuçlarının sağaltımına yönelik politikalar geliştirilmelidir. Bunun için su yönetimi (planlama, fiyat politikası, paylaşım vb.) ve arazi kullanımında acilen değişikliğe gidilmelidir. Arazi kullanımına ilişkin, özellikle yerleşim yerlerinin ve sanayi bölgelerinin planlanması ve bunlara ilişkin afet yönetimlerinin oluşturulması en acil konulardır.
Kentler ve metropoller hem bu anlamdaki sorunların, hem de çözümlerin kaynağı durumundadırlar. Kentler Dünya yüzeyinin yaklaşık %1’ini kaplamasına rağmen Dünya nüfusunun yaklaşık %50’sini barındırmaktadırlar. Enerjinin %75’ini kentler kullanırlar. Sera gazları emisyonunun %80’i kentlerden kaynaklanır. İklim değişiminde en büyük paya sahip olan kentler bu değişimin etkisini de şiddetle hissedeceklerdir. Ancak öte yandan ekonomik sistem ile yaratıcılık ve gelişmenin motoru olmaları hasebiyle küresel sorunların çözümü de kentlerden geçer.
Çözüm için kısaca, kırsal yaşam biçimine dönüştürülecek zarif kentlere ihtiyacımız vardır. Bu anlamda evsel, sanayi, ticari, hizmet, endüstri, trafik gibi tüm sektörlerde karlılık değil verimlilik hedeflenmelidir. Kentler enerji kullanımlarını belirgin olarak düşürmelidirler. Enerji konusunda tutumluluğa ilişkin kampanyalaraihtiyacımız var. Örneğin bazı kurumların geceleri Las Vegasvari şekilde aydınlatılmasına gerek olup olmadığı düşünülmelidir.
Sizce gerek var mı?
Bina, ısınma, elektrik ve trafik altyapısını “kırsal yaşam biçimine” adapte etmeliyiz. Her tür mal ve altyapı konularında olabildiğince geri dönüşümü desteklemeliyiz. Ve en önemlisi enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeliyiz.
Yaşamı tehdit eden her konuda şiddetle mücadele edilmelidir. Yaşam alanları ve kaynaklar ortaktır ve bu ortaklıkta herkes eşit hak ve sorumluluklara sahiptir.
Tehdit çevre de olsa bir kişi de olsa bununla mücadele etmek boynumuzun borcudur.

1022

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

“Böyle yönetim olmaz”
21.02.2017    3991
O bürokrat yargılanacak!
21.02.2017    688