Çivisi çıktı (mı?)

25.01.2016         tkoc@comu.edu.tr

Yerimden kalktım ve bir kez daha Gelibolu Yarımadasının Ege Denizi ile Çanakkale Boğazının birleştiği yerde bulunan ve “Ülkenin Çivisi” olarak duran Abide’yi tekrar görmek istedim.

           Nereden çıkmıştır bu “Çivisi çıktı” kavramı?

            Kırsal kesimde eskiden çok yaygın olan ve günümüzde çok azalan At Arabaları vardı. Bu arabalarda ön ve arka tekerlek dingillerini birbiriyle bir arada tutan “Çivi” vardır. Bu çivi yerinden çıktığında her tekerlek kendi başına hareket eder ve uyum kaybolur. Diğer tekerleklerden ayrıldığında istediği yöne gitme becerisini de kaybeder.

            Türkiye’nin çivisi olarak tanımladığım Abide’nin anlamı;

            Antiemperyalist tavır,

            Halkların kardeşliği,

            Bağımsızlık ülküsü,

            Birleşerek güçlenmek becerisi,

            Cephede kazandığını tarlada, fabrikada, derslikte, laboratuvarda … kısacası üretme konusunda verilen emekle devam ettirme kararlılığı,

            Farklılığa saygı,

            Bilimin yol göstericiliği,

            Laiklik,

            … ve bunlar gibi sıralanabilecek değerler.

 

            Bu satırları yazarken bir taraftan Uğur Mumcu ile ilgili bir anma toplantısının hazırlıklarını sürdürmeye çalışıyorum.

Yalnızca Uğur Mumcu mu?

Yalnızca ocak ayı düşünüldüğünde bile: Metin Göktepe, Muammer Aksoy, Hrant Dink, Bahriye Üçok, Eşref Bitlis, Gaffar Okkan ve hatırlayamadıklarım.

Katliamlar bu kadarla sınırlı mı?

Ülkemizin yakın tarihini yazabilecek bir tarihçi çıkmadı/çıkamadı daha. Çünkü sistem çıkma olasılığı olanları daha başından kanlı tarih sayfalarına göndermekten çekinmiyor.

Daha dün Uludere, Suruç, Ankara, İstanbul katliamları yaşandı. Hepsine de yayın yasağı konuldu. Devamında ne olacak diye sormaya gerek var mı? Elbette ki Uğur Mumcu katliamında olduğu gibi zaman aşımı ile olay unutturulacak.

Daha sonra mı?

Daha sonra Sivas Katliamı sürecinde sanıkları savunanlar mecliste İnsan Hakları Komisyonu başkanlığına kadar gelir.

Bu mu?

Türkiye bu mu?

Elbette bu değil.

Yaşadığımız coğrafya; doğası ve kültürünün çeşitliliği/zenginliği, dünya halklarının büyük kısmının kültürünün kesiştiği yer olması, neredeyse her inancın kesişme sahası olma özelliği, felsefenin, özgür düşüncenin, bilimin, tıbbın, sanatın doğuş yerlerinden birisi olması, …, …, ve bunlar gibi pek çok özellik ile öne çıkmaktadır.

Durum bu şekilde idi de neden şimdi oturup sorunlarımızı konuşamıyoruz

Konuşamıyoruz…

Konuşmamız istenmiyor.

Konuşmamızdan korkuyorlar.

Bağırıyoruz, hakaret ediyoruz, yalan söylüyoruz, dedikodu yapıyoruz, küfrediyoruz kısacası çirkinleşiyoruz ama konuşamıyoruz.

Konuşabilsek.

Bir konuşabilsek.

Anadolu’nun her bir köşesinden çağıldayarak akan deyişler, maniler, ninniler, türküler gibi birleşerek Anadolu olabilsek. Anadolu’nun bütün dereleri gibi birleşerek önce ırmak sonra deniz olabilsek.

Biz hala ölümleri önlemek yerine ölenin kim olduğuna bakıyoruz.

 

Denizin üstünde ala bulut 
yüzünde gümüş gemi 
içinde sarı balık 
dibinde mavi yosun 
kıyıda bir çıplak adam 
durmuş düşünür. 

Bulut mu olsam, 
gemi mi yoksa? 
Balık mı olsam, 
yosun mu yoksa?.. 
Ne o, ne o, ne o. 
Deniz olunmalı, oğlum, 
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla. (Nazım Hikmet Ran)

 

            Bu kadar korkmaları bizim DENİZ olmamızdandır.

            Bunu başaracağız.

 

 

 

 

 

 

 

 


1002

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun