DUYGUSAL OKURYAZARLIK

06.02.2020         

Toplumdaki nezaketin, kibarlığın, duyarlı olmanın bu kadar azalmasını ve argo terminolojisinin bu kadar artma nedenlerini hiç düşündünüz mü?

  Günlük yaşamda birbirine tahammül edemeyen insanları artık normal olarak kabul etmek sizce normal bir durum mudur? Yazımın amacı, bireylerin görmemezlikten geldiği, ellerinin tersiyle ittikleri duygusal yaşamlarını, duyguların yönetimini biraz olsun hatırlatmak, çevreleriyle iletişimde daha ılımlı olabilmelerine katkıda olabilmektir.

Düşündüğümüzde herkesin duyguları vardır. Bu insan olmamızla ilgili çok basit bir gerçekliktir. Farkında olalım ya da olmayalım, duygular hem iş yerinde hem de özel hayatımızda her günümüzü etkiler. Üstelik sadece kendimiz değil, çevremizdekiler de bu etkinin içindedir.

Bizi hayatta tutmak ve yaşamımızı zenginleştirmek için olaylar, durumlar, kişiler karşısında beynimizde başlayan ve gerek beynimizi gerekse de tüm vücudumuzu hazırlayan bir süreçtir.

Örneğin, bir sabah kurduğunuz alarm çalmadı ve geç kalktınız. Yetişmeniz gereken çok önemli bir görüşmeniz var. Ve o anda aslında siz fark etmeseniz de oluşan bazı duygularla mücadele etmeye başladınız bile; korku, panik, öfke, endişe gibi. Siz, oluşan bu duygularınızı yönetemediğiniz takdirde tüm gün boyunca yaşayacağınız birçok olaya olumsuz pencereden bakma, dolayısıyla olumsuzluk yaşama ihtimaliniz çok yüksek olacak. Belki de sonrasında pişman olacağınız bir davranışta bulunacaksınız. Üstelik bu olumsuzlardan sadece siz değil etrafınızdaki diğer kişiler de etkilenecek.

Duyguları, davranışları ve iletişimlerimizi yönetmenin, başarılı ve tatminkar bir yaşama sahip olmanın anahtarı duygusal zekadır. Bu durum bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu önemli bir bulgudur.

Duygusal Zeka kendimizdeki ve diğerlerindeki duyguları daha iyi algılamak, anlamak ve yönetmekle ilgili bir grup yetkinlikten oluşur. Bütünsel olarak duyguları daha yapıcı bir şekilde ele almamızı ve duyguları daha iyi kullanmamızı sağlar. Bu yetkinlikler, özel ve iş yaşamındaki başarı konusunda en az bilişsel zekanız (IQ) kadar önemlidir.

Duygusal okuyazarlık ise bireyin duygusal zekayı daha işlevsel hale getirebilmesi çaba sarf etmesi, kendisinin, duygularının farkına vararak kendisine ve çevresine karşı daha nazik, şefkatli olabilmesidir. Duygusal okuryazarlığın ilkokulu ise ailedir. Ailedeki empatik iletişim dili ve saygı atmosferi, çocukların duygularının farkına varması için kolaylaştırıcı unsurlardır. Ebeveynlerin birbirlerine karşı tutum ve davranışlarının çocuklar tarafından modellenmesinin önemi düşünüldüğünde bu konuda öğretmenlik görevi anne babalara düşmektedir.

Çevremizdeki yozlaşmanın, şiddetin, tahammülsüzlüğün her geçen gün artarak devam ediyor olması herkesin elini taşın altına sokma zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Özellikle anne babaların bu konuda öncülük etmesi, mutlu aile, mutlu toplum felsefesine destekleyici unsur olacaktır.

Peki anne babaların duygusal okuryazarlık müfredatının içeriği ne olacaktır? Aşağıda okuyacaklarınız duygusal okuryazarlığın ailede öğrenilmesi için uygulanacak eğitim programının ana hatlarını oluşturmaktadır.

1. DİNLEMEYİ ÖĞRETME : Çocuğunuz size bir şey anlatırken onu öylesine değil gerçekten dinleyin. Yalnızca dile getirdiği cümlelere değil daha fazlasına odaklanmaya uğraşın. Gerektiğinde fikrinizi belirtip, onu konuşmaya devam etmesi için yüreklendirin. Sorularla ne düşündüğünü ifade etmesine yardımcı olun. Kendini ifade edebilecek kelimeyi bulması için ona cesaret verin. Böylece hem duygu ve düşüncelerini keşfetmesine hem de onları ifade edecek yeni sözcüklerle tanışmasına yardım etmiş olacaksınız.

2. ANLAMAYI ÖĞRETME :Ne kadar ayıp, neden küçücük şeylerde kıyameti kopartıyorsun anlamıyorum, bir nedeni mi olması lazım çocuk işte…” gibi hatalı düşünceler içerisine girmeyin. Örneğin; çocuğunuz bir şeye üzüldü ve kendini odaya kapattı. Böyle bir durumda çocuğunuza “saçmalıyorsun, büyütecek bir şey yok ki” gibi cümlelerle yaklaşmamalısınız.

Çünkü bu kendisini yalnız hissetmesine, siz öyle söylediğiniz için hislerinin yanlış olduğunu düşünmesine, doğal olarak da duygularını ifade edememesine neden olacaktır. Oysaki yapmanız gereken “böyle hissetmen çok doğal, ben de aynı şeyi yapardım, kardeşinin bu tavrı seni kırmış olmalı” gibi cümlelerle çocuğunuzu anladığınızı göstermelisiniz. Onun da kendisini anlaması için çocuğunuza rol model olmalısınız.

3. DAVRANIŞLARININ NEDENLERİNİ ÖĞRETME : Çocuğun duygusal zeka gelişimi için ona davranışlarının nedenini sorun. Örneğin; çocuğunuz arkadaşının doğum günü partisine gideceği için sevinçten havalara uçuyor. Böyle anları değerlendirip onu konuşturmayı deneyin. Ona neden bu kadar mutlu olduğunu, arkadaşlarını göreceği için mi yoksa dışarıya çıkacağı için mi sevinçli hissettiğini, orada ne yapacağını, iyi vakit geçireceğini düşünüp düşünmediğini ve benzeri soruları yöneltin.

Tabii, bunu çocuğunuzu sıkmadan yapmaya çalışın. Doktora gitmek istemeyen çocuğunuza da aynı şekilde yaklaşın. Neden doktora gitmek istemediğini, doktora gitmediği takdirde neler olabileceğini, hastalığı ilerlerse ne gibi durumlarla karşılaşabileceğini (günlerce evde yatmak zorunda kalabilirsin, arkadaşlarından ve okulundan uzun süre ayrı kalabilirsin…”) çocuğunuzun anlayabileceği bir dille anlatın. Böylece hem onun ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlayacaksınız hem de çocuğunuzun kendi duygularının farkına varmasına yardımcı olacaksınız.

Eğer çevremizde duyarlı ve nazik olabilen insanlar görmek istiyorsak, kendi duygusal okuryazarlık seviyemizi gözden geçirmemiz gerekmektedir. Kendimizi ve çevremizi kabul edebilmenin, sakin kalabilmenin sürekliliği duygu yelpazemizi hep açık tutmakla sağlanır.

 

 

 

 


1968

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER