Dökülüyor

29.02.2016         tkoc@comu.edu.tr

Merhaba Kendimi en keyifli hissettiğim ortamların başında; verimli eğitim ve bilim ortamlarında bulunmak gelir. Bu nedenledir ki en büyük çabam öncelikle bulunduğum eğitim ve bilim ortamının niteliklerini arttırmak olmuş ve bu konuda çaba vermeye çalışmışımdır.

             Sevdiğim bir işin bir parçası olarak yaklaşık beş yıldır onurlu bir görev yürütmekteyim. Bu görev; Türkiye eğitim, bilim, emek, demokrasi ve örgütlenme sürecinin yapı taşlarından biri olan Eğitim Sen’in Çanakkale Şubesinde görev almaktır.

            Bu görevim kapsamında heyecanla iş yerlerine yani okullara gidiyoruz. Yazının başında ifade ettiğim gerekçe ile bu ziyaretler benim için yaşam enerjimi arttırma ve yenilenme süreçleri oluyor.

            Aslında her halde oluyordu desem daha iyi olacak.

            Beş yıllık süreç eğitim ve bilimin Çanakkale’deki ve bundan hareketle Türkiye’deki durumu ve değişimini gözlemlemek için az bir süreç değil. Buna birde otuz üç yıldır eğitim ve bilimin değişik aşamalarında görev yapmayı da eklediğinizde içine girdiğim eğitim/bilim kurumunu pek çok yönü ile gözlemleyebiliyorum sanırım. Bu yazımda işte bu gözlemlerimden bir kısmını paylaşacağım.

            Eğitim ve bilim kurumlarında ilk gözlemim “içinin boşalması” durumudur. Bunun nasıl gerçekleştiğine bakarsak eğitim kurumlarında TERS DÖNME olarak tanımlanabilecek bir durumu var.

            TERS DÖNME?

            Nedir bu ters dönme?

            Bilimsel düşünce temelli ve pedagojik (eğitim bilimi) ilkelerden hareket eden eğitim kurumlarında eğitim ve/veya bilim süreçleri öğrenci ve öğretmen temelli düşünülür ve ona göre kurgulanır.

            Bu ne anlama gelir?

            Yani esas olan derslik, sınıf, laboratuvar, arazi çalışmaları yani eğitim ve bilim süreçleridir. Bu süreçlerde de temel belirleyiciler öğrenci ve öğretmenlerdir. Olmalıdır.

            Eğitim süreci öğrenci ve öğretmen tarafından şekillendirilir/gerçekleştirilir.

            O halde öğrenci ve öğretmen temeldir ve devamında diğer eğitim bileşen ve ihtiyaçları gelir.

            Diğer bir ifade ile eğitim kurumlarının yöneticilerinin varlık gerekçesi/görevi öğrenci ve öğretmen tarafından gerçekleştirilen eğitim sürecinin verimli geçmesi için gerekli altyapıyı hazırlamaktır. Bu yöneticiler kapsamına yerel yöneticiler, hangi makamda olursa olsun her devlet görevlisi de girer. Bir başka ifade ile eğitim öğretim süreçlerine öğretmenden izin almadan hiç kimse giremez ve/veya girmemelidir. Özetle tekrar hatırlatmak gerekirse eğitim ve bilim süreci öğrenci öğretmen merkezlidir.

            İşte sevgili dostlar eğitim ve bilimin bu temel ilkesi tam tersine çevrilmiş. Okullarda gözlemlediğim kadarı ile sanki öğrenci ve öğretmenler ve bundan hareketle eğitim ve bilim süreci (diğer bir ifade ile üretim süreci) müdür yardımcısından müdürüne ve oradan her türlü devlet yöneticisine yöneticilerin egemenlik alanı ve onların emir komutasında şekillenen ortamlar haline gelmiş. Sanırsınız ki bütün eğitim ve bilim sürecini ve hatta bütün Türkiye’deki yaşamı bir kişi yönetiyor ve onun sayesinde soluk alıp verilebiliyor.

            Dostlar gözlemlerimden hareketle özetlemeye çalıştığım bu eğitim ve bilim ortamı işin mantığının tam tersine dönmüş olması demektir. Oysa eğitim ve bilim ortamında öğrenci ve öğretmen kendilerini özgür hissetmezlerse yapılan iş eğitim ve bilim olmaktan çıkar.

            Ne olur?

            Hayvan terbiyeciliği olur.

            Hani hayvanlara işkence yaparak istenen davranışları yapmaları için yaşatılan süreç var ya işte o olur.

            Çok mu abartılı ifade ettim?

            Dostlar benim eğitim ile ilgili okuduğum ve yaşadığımdan öğrendiğim bu.

            Eğitim ortamlarında öğrenci ve öğretmen kendilerini özgür hissetmeli ve bundan hareketle kendilerini gerçekleştirmek için üretim sürecini planlamalı ve yaşamalıdır.

            Eğitim ortamında daha eğitim sürecine geçmeden çok önce kişilik haklarına saygı, kendisini ifade etme özgürlüğü ve bunların hazırladığı güvenden hareketle sevgi ortamı olmalıdır.

            Eğer bir eğitim kurumunda öğrenci ve öğretmenlerin yüzü gülmüyor ise o ortamda eğitim yoktur.

            Ne vardır?

            Olsa olsa bir sirk ortamı vardır.

            Eğitim ortamındaki mutlu olma işi gözlemlediğim ve/veya ifade edildiği kadarı ile “müşteri memnuniyeti” olarak algılanmaya/tanımlanmaya başlanmıştır.

            Eğitim ortamının PAZAR malzemesi haline getirildiği çirkinliğinin yaşandığı durumda sanırsınız ki müşteri öğrencidir.

            Hayır hayır.

            Öğrenci müşteri olarak değil üretim/mal olarak görülüyor.

            Öğrenci müşterinin istediği standartlara göre eğitilecek, daha doğrusu törpülenecek ve sonuçta pazarın ihtiyaçlarına göre ürün olarak mezun olacak. Diğer bir ifadeyle en az yatırım ile pazara en uygun mal üretilecek.

            Örnek mi istersiniz?

            Sınıflarda hedeflenen öğrenci sayısı 20-25 olması gerekirken 30, 35 ve hatta 40’a kadar çıkartılmakta (yaşanan durum daha fazla). Böylece piyasa ağzı ile hem sürümden kazanılacak hem de az yatırım ile daha fazla kar edilecek. Bu arada eğitim niteliği düşmüş ve öğretmenler norm fazlası olmuş kimin umurunda.

Bana göre kritik soru müşteri kim?

Dostlar net ifadesi ile müşteri Çok Uluslu Şirketler yani emperyalizmdir.

Görüntüde müşterilerin hepsi yerli gibi görülüyor. Hatta herkesten daha fazla MİLLİ … diye bağırıyorlar ama siz de biliyorsunuz ki onlar emperyalizmin taşeronudur.

Kısaca dostlar eğitim ve bilim oramı kelimenin tam alamı ile DÖKÜLÜYOR.

 

 

 

 

 

 

 


749

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun