Emanete hıyanet etmişler!

27.11.2012         



Çanakkale’den dostlarımız, kardeşlik bağları kurduklarımızla bir hafta sonu geçiriyoruz Diyarbakır’da. Sur belediyesinin kardeşliğinden sonra bizim gazete ile Çanakkale Olay gazetesinin kardeşliğini halkların kardeşliği nezdinde pekiştirmiştik. Sur belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın sevgili kızı Özlem’in düğün töreni söz konusu olunca böyle bir buluşmada gerçekleşmiş oldu.
 
Başkan Demirbaş’a biraz büyükçe Truva atı hediye getirdiler. Gren Park otelde maket atı paketlerken kendi aramızda bir espri patlattık. Söz konusu Truva atı olunca ‘içinde ne var ne yok bir bakalım, başkana da öyle teslim edelim’ dedim, gülüştük. Düğün salonunda, kardeş gazetenin sahibi Aynur Ganiler, İntepe Belediye Başkanı Alaattin Özkurnaz’la birlikte başkana atı teslim ederken de devam eden espri, güne ve geziye damgasını vurmuş oldu.
 
Truva atının Çanakkale ile anılmış olması aslında bir tek orayla sınırlı kalmasını gerektirmiyor elbette ki. Tarihin sayfalarında bir zekâ ve strateji ürünü olarak yerini alan, içeriden işgal ve ele geçirmenin simgesi olan Truva atı tek olmasına rağmen, günümüze baktığımızda o dönemde o amaca uygun yöntemin çoklu halini günümüzde normal yaşam biçimlerimizin içinde olduğunu da görmek mümkün.
 
Nereden nereye geldik, değil mi?
 
Vallahi meseleyi bir yere bağlamadan konuyu geçiştirmem mümkün değil, çünkü Cumartesi günü sur içinde yaptığımız bir gezi sırasında tanık olduğumuz durumdan dolayı Truva meselesini buraya bağladım, kafama yazdım, şimdi de sizinle paylaşıyorum. İhanetin adı, şekli, şemaili, tezahür biçimleri önceden tespit edilecek gibi değil. Yaşanınca anlaşılıyor sonuçta.
 
Önce Kildani kilisesine, ardından da Ermeni kilisesine uğruyoruz. Misafirlere, ‘Bir de yazar Esma Ocak hanımefendinin müzeye dönüştürülmüş evini de görün’ diyorum. İçeriye giriyoruz, birde ne görelim; her taraf inşaat halinde, tadilat yapılıyor. Tam tekmil, harıl harıl bir çalışma var. İşçiler çalışıyor, Esma hanım’ın kızı da onlara bir şeyler izah ediyor. Selamlaşıp, tokalaşıyoruz, hemen ardından evin perişan edildiğini, bu nedenle tadilat yapmak durumunda kaldıklarını anlatıyor.
 
Nasıl oldu diye soruyoruz. ‘Sultan’ dizisinin çekimi için yapılan ricayı kırmayıp, destek anlamında dizi ekibine teslim edilmiş ev. İşleri bittikten sonra ki, bitmeden çekimlerini İstanbul’a taşımışlardı malumunuz. Evi de yaptıkları değişikliklere geri dönüşüm kazandırmadan kendi halinde ortada bırakmışlar. Merdiven demirlerine yapılan çirkin mavi boyasından tutun, odalardaki düzen intizam, giysilere kadar her alanı zarar hanesine oturtmuşlar.
 
Bunları dinleyince, ister istemez aklıma Truva atı ve ihanet geliyor doğal olarak. O ev sadece Esma hanım’ın şahsı ile ilgili olmadığı için de, onun şahsında Diyarbakır’a, tarihine, kültürüne, misafirperverliğine yönelik bir ihanet olarak değerlendiriyorum durumu.
 
Gel de ‘Sultan’ dizisi ekibini, Truva atının içinden çıkan işgalci, talancı, yağmacı olarak değerlendirme!
Emanete hıyanet zaten böyle bir şey değil mi?

3714

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun