Emek tarikatları!!!

11.07.2016         tkoc@comu.edu.tr

Merhaba dostlar. Öncelikle geçmiş bayramınız kutlu olsun. Gerçekten bayram yapabildik mi? Biraz düşünen, sorgulayan ve insan olma çabası içinde olanlar bayram yapamadı/yapamadık. Bayram, eğer mutlu olmak ve mutluluğu paylaşmak ise bayram olmadı ve yapamadık.

 

 

            Ülkemiz kan ağlıyor. Emperyalizmin oyun alanı olarak Ortadoğu’nun devamı haline geldik. Ülkeyi yönetenler fiilen bütün yasaları ve anayasayı askıya almış durumda. Cumhuriyetin kazanımları ve kuruluşlarının hepsi satıldı ve bu aşamada eğitim ve bilim alanının satışı hızlandı. Yapılan işler Çok Uluslu Şirketlerin (ÇUŞ) çıkarına ama ülkenin satışı anlamında. Her türlü pisliğin üzeri din/iman ve vatan/millet ile örtülüyor. Demokrasinin kırıntısı kalmamış ve DİKTATÖRLÜK uygulamada.

            Bunun bu şekilde olacağını 1980 FAŞİZMİ sonrasında öngörmüştük. Bu öngörüden hareketle çözümün emek mücadelesini yükseltmek olduğu düşüncesinden hareketle memur sendikalarının kuruluşu için uğraştık. Böylece hem 12 Eylül karanlığını aşacak hem de emek, demokrasi ve barış mücadelesini yükseltecektik.

            Bu günlerde Mayıs 2016’da üyelerinin sayısı netleşen memur sendikalarının durumu ile ilgili değerlendirme yazıları yayınlanıyor. Üye sayısı bakımından özetle; Memur Sen birinci, Kamu Sen ikinci ve KESK üçüncü sendikal konfederasyon durumunda. Bu konuda yazı kaleme alan akademisyen Aziz Çelik yazısını şimdi “İğneyi kendimize batırma zamanıdır” diyerek bitirmişti. İşte bu yazıda bu konu üzerinde durmak istiyorum.

            Eğitim Sen ve bağlı olduğumuz konfederasyon KESK olarak üye sayısı bakımından başarısız olduğumuz açık.

            Bu konuda Eğitim Sen ve KESK dışında pek çok neden sayabilirim. Ama şimdi kendi hatalarımızı belirleme zamanı.

            Öncelikle belirtmek gerer ki; Emek mücadelesi her siyasi bakış açısına açık olmakla birlikte emekçiden yana duruşu nedeniyle özünde sol düşünceden doğru şekillenen bir süreçtir. Her zaman emperyalizm ile daha kolay bağ kurarak onun işbirlikçisi olan sağ siyaset sendikaların içinde o kurumları etkisizleştirmek veya bir başka deyişle “Sarı sendika” haline getirmek amaçlı olarak bulunmuştur. Güncel durumda Türkiye’de Sarı Sendikaların en fazla üyeye sahip olduğu ortadadır.

            Nasıl oldu da 12 Eylül Faşizmine rağmen kurmuş olduğumuz sendikalar emperyalizmin kontrolündeki Sarı Sendikaların kontrolüne geçti?

            Bu geriye gidişte bizim sorumluluğumuz nedir?

            Bu konuda pek çok neden ifade edilebilir ama bu yazıda emek mücadelesinde “Tarikatlaşma” ve “Donma” diye ifade edebileceğim birbirine bağlı iki sorunu ifade edeceğim.

            Tarikat kavramının dinsel bir kavram olduğunu biliyorum ve özellikle kullanıyorum. Emek eksenli bir siyaset bilimsel veri ve yöntemlerden hareket eder. Oysa Türkiye’de emek mücadelesinin içinde olan siyasi yapıları incelediğimizde 1960’ların ortalarından başlayarak hizip, fraksiyon veya nasıl adlandırırsanız adlandırın hızlı bir bölünme/tarikatlaşma süreci yaşanmıştır. Siyasi farklılıklardan kaynaklanan bir bölünme olsa idi bilimsel düşüncenin “mutlak doğru yoktur” yaklaşımından hareketle birbirlerini siyasi olarak besleyen bir bölünme olurdu ve bu da siyasi zenginleşmeyi ve birlikte iş yapabilmeyi yani güç olabilmeyi getirirdi. Oysa emek mücadelesindeki siyasi bölünmeler diyalektik; tez, antitez ve sentez sürecini işletemedikleri için siyasi zenginleşmeyi değil tarikatlaşmayı getirmiştir.

            Emek mücadelesinde en yüce/temel değer emektir. Emek ve bilimsel yöntem olduğunda insanın emeği, kendisi, başka insanlar ve doğa ile yabancılaşmadan yani uyum içinde yaşayacağı mutlu bir ortam oluşturmak mümkündür.

            İşte bana göre olayın püf noktası da buradadır.

            Emek mücadelesinde emek ve bilimsel yöntemler olmazsa başarısızlık kaçınılmazdır.

            Emek mücadelesinde siyaset emek alanında yani iş yerinde üretilir ve bu üretimler eleştiri özeleştiri süreçlerinden geçerek sınıfı/emekçileri bundan hareketle insanlığı ve doğayı daha güzele taşıyacak düşünceler şekillenir. Bu süreçlerden hareketle şekillenen düşünceler de her zaman yeniden ve yeniden sorgulanır.

            Güncel durumda emekçiler ile bağlantılı siyasi yapılarda; iş yerlerinden, tabandan veya yerelden yaşamın içinden şekillenen düşünceler yok. Her siyasi yapının siyasi düşüncesi merkezden şekilleniyor ve yerele gönderiliyor. Bu yaklaşımın tersini işletmeye çalışan çabalar olmakla birlikte yaşama geçmiyor. Farklı siyasi yapılara/tarikatlara ait düşünceler yerelde/yaşamda/iş yerinde karşılaştıklarında etkileşmiyor birbirlerine egemen olmaya çalışıyorlar.

            Bir iş yapmak amaçlı bir araya gelindiğinde, görüntüde işin yapılacağı konuşuluyor, ama aslında işin yapılmasından daha çok siyasi yapıların o işte ya da ortamda nasıl egemen olacakları çekişmesinin süreci yaşanıyor.

            Durum bu olunca iş alanında siyaset üretilmesi, üretilen düşüncelerin ortaklaştırılması ve ortaklaştırılma veya damıtma sürecinden geçen düşüncelerin iş alanındaki emeğin sorunlarına çözüm üretmede test edilmesi süreci yaşanmıyor.

            İşte ben emeğin siyasetiyle ilgili özetlediğim bu duruma “Tarikatlaşma” ve “Donma” diyorum. Emeğin siyasetinde de tarikatlaşma ve donma olduğunda devamında başarısızlık geliyor.

            Ne dersiniz???

 

 

 

 


575

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Tarih yerine AVM
18.01.2017    2530
Çanakkale’de su kesintisi
19.01.2017    1261
Kaza mı, kasıt mı?
23.01.2017    1197