Emekçilere mektup

28.11.2016         tkoc@comu.edu.tr

Sevgili emekçi arkadaşım. Öncelikle selam ederim. Dilerim sağlığın iyi ve keyfin yerindedir.

 

 

Seninle dertleşmek; hem derdimi anlatmak hem de derdine çözüm olmak için bu mektubu yazıyorum.

Mektubu benim yazmam nedeniyle derdimi anlatacağım ve çözümü konusunda destek isteyeceğim. Senin derdini de dinlemek ve çözüm üretmeye çalışmak benim için onurdur.

Benim derdim; emekçilerin güç birliği yapıp dayanışma ile emeklerinin karşılığını alamamasıdır. Hatta aksine her siyasi sorun ve/veya ekonomik krizde emekçiler hak kaybına uğramalarıdır. Bu konu bana göre hem hepimizin derdi hem de çözüldüğünde hepimizin derdinin çözülmesidir.

Daha net bir ifade ile iş güvencemiz yok ediliyor, emekli tazminatımız yok ediliyor, yoksullaşıyoruz (27 Ekim itibarı ile dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1405 TL, yoksulluk sınırı ise 4578 TL; teksif.org.tr/), işten atılıyoruz, öldürülüyoruz ve daha neler.

Bildiğin gibi öncelikle ele aldığım konu ile ilgili tanım yapmayı tercih ediyorum.

Emek :1. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü. 2. top. b. İnsanın bilinçli olarak belli bir amaca ulaşmak için giriştiği hem doğal ve toplumsal çerçevesini hem de kendisini değiştiren çalışma süreci (tdk.gov.tr).

Emekçi :1. Geçimini yaptığı işlerle sağlayan kimse. 2. Geçimini, emeğini sermayeciye satarak sağlayan kimse, proleter (tdk.gov.tr).

Emekçi : (İng. Labourer) 1. Marksist kuramda üretim sürecine özgür iradesi ve sahip olduğu tek üretim faktörü olan emek gücüyle katılarak yalnızca ücret geliri elde eden kişi (tdk.gov.tr).

Uzun lafın kısası sorulması gereken soru: “Emekçi emeğinin karşılığını nasıl alır?” sorusudur.

Bu sorunun yanıtı da nettir: Emekçi emeğinin karşılığını örgütlenerek ve üretimden gelen gücünü kullanarak alır.

Dostlar, sevgili emekçi arkadaşlarım çok iyi bildiğiniz bu bilgileri neden tekrarlıyorum?

Çünkü güncel durumda bu gerçekleri hiç dikkate almıyoruz.

Ben konuyu içinde bulunduğum, genelde Eğitim ve Bilim Emekçileri özelde Eğitim Sen’den doğru açıklayacağım. Bana göre bu açıklama şu yada bu farklar ile her emek alanında benzerdir.

Eğitim Sen emek ve demokrasi mücadelemiz yüz yılı aşkın bir süredir devam ediyor (eğitimsen.org.tr). Bu mücadelede ülkemizin emek ve demokrasisine kattığımız sayısız kazanımlar var. Bununla birlikte her dönem emeğimizin karşılığını vermek istemeyenlerin ve demokrasiden çıkarı bozulanların hedefi olduk. Bu gün her görüşten kesimin istese de istemese de eğitim tarihimizin başarı örneği olan Köy Enstitülerini gerçekleştiren büyüklerimiz “dinsiz imansız”, “namussuz” ve “komünist” olmakla suçlandılar. Bu konularda açıklama yapmak dahi istemiyorum. Çünkü güncel durum bu dönem öğretmenlerimizin eğitim ve bilim sürecinin en onurlu üyeleri olduğu gerçeğini herkese kabul ettirmiştir. Onlara ahlaksız diyenlerin inancı kullanarak yaptıkları sapıklıklar güncel durumda insanlık ayıbı olarak geçmektedir.

Konu ayrıntılı ama uzatmadan günümüze gelmek istiyorum.

Bu ön bilgileri vermemin nedeni de Uğur Mumcu’nun ifadesiyle “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz”.

Türkiye’de yükselen emek ve demokrasi mücadelesi 12 Eylül 1980 faşizmi ile kesintiye uğradı. 12 Eylül faşizminin “Yeşil kuşak projesi” güncelde “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) ile devam ediyor. Ülkemizin yöneticileri BOP eş başkanlığı ile övünüyorlar. 12 Eylül faşizmi “sorgulayıcı akıl ve bilimin yol göstericiliği” ilkesini unutturarak topluma “Türk-İslam sentezi” olarak tanımlanan bir “deli gömleğini” topluma dayattılar. Bu deli gömleğinin mirası ve bu günde emek mücadelesini bölmek için kullanılan “milliyet” ve “inanç” kavramlarının siyasi amaçlı kullanılmasıdır.

Genelde kamu emekçileri özelde eğitim ve bilim emekçileri olarak bu faşizm karanlığını aydınlatmak için örgütlenmeye başladık.

1980’lerin sonu ve 1990’ların başında

İlk olarak Eğir Deri kurduk. Hedef Eğit Der den Eğit Sen’e idi. Bu süreçte Eğit Der, Eğitim İş, Eğit Sen ve devamında Eğitim Sen kuruldu. Sendika kurduk diye “Vatan haini” ilan edildik. Emek ve demokrasi mücadelemiz uluslararası sözleşmeler, anayasa ve yasalara uygundu.

Baktılar öyle kaba gürültü ile engel olamayacaklar yukarıdan emir ile etnik kimlik ve inancı esas alan sendikalar kurdurdular. Daha düne kadar bize sendika kurduk diye “Kutsal (!) devlete karşı sendika mı kurulur” “Vatan haini” diyenler şimdi sendika (başka bir ifadeyi terbiyeme yakıştıramadım) kuruyorlardı. Bu çabaları da yetmedi 12 Eylül faşizminin devamı mantık, akıl ve bilimin yol göstericiliğinde bir emek mücadelesi yerine Atatürk’ün adını kullanarak Eğitim Sen’i böldü. Bu bölme amacına ulaştı ve emperyalizm ve taşeronları emek ve demokrasi mücadelesinin temel bileşenlerinden Eğitim Sen’e daha rahat saldırıyorlar.

Bütün bunlara rağmen Galilo’ya tek başına “Dünya dönüyor” dediğinde bütün dünyaya karşı durma gücünü tek kişi olması değil haklı olması vermişti. Eğitim Sen de cumhuriyetin temel kuruluş felsefesi olan “sorgulayıcı akıl ve bilimin yol göstericiliği” ilkesinden hiç vazgeçmeden yoluna devam etti. Bu süreçte zorunlu din dersi dayatmasına, 4+4+4 dayatmasına, iş güvencesinin kaldırılmasına, eğitim ve bilimin dinselleştirilmesine, okulların yandaş yöneticiler ile doldurulmasına, öğretmenliğe alımda liyakat yerine yandaşlığın esas alınmasına, taciz ve tecavüze ve bunlar onlarca akıl dışı uygulamaya karşı Eğitim Sen mücadele etti. Eğitim Sen gündeme getirdiği her konuda haklı çıktı.

Bu süreçte gittikçe otoriterleşen devlet ve diğer bütün sendikalar Eğitim Sen’e saldırdılar. Ne diyorlardı; vatan haini, bölücü, anarşist, PKK’lı, FETÖ/PDY’ci, ahlaksız, namussuz ve bunlar gibi aklınıza ne gelirse. Oysa biz sadece sorgulayıcı akıl, bilim, haklar, özgürlükler, adalet, barış gibi hem cumhuriyetin kuruluş felsefesine uygun hem de öğrencimiz ve bizi yani toplumu mutlu etmeyi esas alan bir sendikayız.

Egemenlerin yanında bize çamur atanların hepsi son aşamada kendileri de aynı saldırı ile karşı karşıya kaldılar. Şu aşamada 31 000 öğretmen ihraç edildi ve bunlardan sadece 781’i Eğitim Sen üyesi. Açığa alınan Eğitim Sen’li öğretmenlerden 6 000’i aşan kısmı öğrencilerinin yanına döndü. Yani şu anda açıkta öğretmenlerin büyük kısmı da diğer sendikalardandır. Biz Eğitim Sen olarak en son üyemiz görevinin başına dönünceye kadar mücadelemize devam edeceğiz. Biz Eğitim Sen olarak yalnız bağımsız hukuk tarafından suçluluğu kanıtlanan veya taciz/tecavüz gibi konularda suçlu olan üyelerimizn yanında olmayız.

Kısaca sonuç:

Eğitim Sen’e atılan çamur yapışmadı ama emek ve demokrasi mücadelesini zayıflattı.

Egemenlerin siz diğer sendikalarla işi bitince siz de faşizmin saldırısına maruz kaldınız. Bununla birlikte kuruluş ve gelişmeniz sendika kavramına uygun olmadığı için hak kaybına uğrayan üyelerinize sahip çıkamıyorsunuz.

Emek ve demokrasi mücadelesi etnik kimlik ve/veya inanç esas alınarak yürütülemez gerçeği anlaşıldı.

Ülkemizde eğitim, bilime ve örgütlenmeye yapılan saldırılar devam ederken her köşe satıldı ve şimdi sıra rejim değişikliğine geldi. Emeğimize ve ülkemize sahip çıkma zamanıdır.

Emeğimize ve ülkemize sahip çıkarken önceden şöyle veya böyle oldu diye tartışma lüksümüz yok.

Şimdi bütün çeşitlikleri ile emek ve demokrasi mücadelesi verenler olarak birleşmek zorundayız.

Pek çoğunuzun zaten Eğitim Sen’de çok emeği var. Bütün eğitim ve bilim emekçilerini Eğitim Sen’de Emek ve Demokrasi Mücadelesini vermeye çağırıyoruz. Siyasi tercihiniz veya kendinizi tanımladığınız diğer aidiyetler bizim için, emek ve demokrasi mücadelesinin önüne geçmediği sürece, çeşitliliktir ve güzellik kaynağıdır.

Şimdi Eğitim Sen zamanıdır.

Birlikte başarabiliriz.


809

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun