Evrensel üniversitede denetim

30.04.2014         tsavas@comu.edu.tr



Üniversitenin bilimsel, idari ve mali özerkliği ile bilim insanlarının bilimsel bağımsızlıkları önemlidir ancak denetimsiz değildir. Tabi denetim denince insan ister istemez kulaklarını dikiyor. Denetim itici bir kavram, ancak denetim var, denetim var. Örneğin özgürlük ve özerkliklerin alabildiğine geniş olduğu koşullarda öz denetim çok önemlidir. Dolayısıyla evrensel üniversite hem özgürlükleri alabildiğine geniş kullanır ve sunar; hem de kendi kendini acımasızca denetler.
En hafif haliyle üniversitenin üretimine yön verebilmek için dahi denetime ihtiyaç vardır. Zira evrensel üniversiteye ilişkin yazdığım daha önceki yazılarda da ifade ettiğim gibi evrensel üniversitenin kamusal ve bilimsel bir sorumluluğu vardır.
Ancak evrensel üniversitede denetim kişilerde değildir. Evrensel üniversitede denetim kurullardadır. Üniversitenin tüm bileşenlerinin katılımıyla oluşturulan ve tamamıyla şeffaf bir biçimde çalışan kurullardır bunlar.
Denetimin ön koşulu ister öz denetim olsun isterse herhangi bir şekilde dış denetim, nesnel olmasıdır. Denetim amaca yönelik alabildiğine nesnel olduğunda kimsenin diyebileceği bir şey kalmaz.
Ancak “adamına göre muamele” denetimi Muz cumhuriyeti için geçerlidir…
Çan eğrisi ve toplumumuz
Çan eğrisini bilirsiniz. Eksi sonsuzdan gelen değerlerin sayısı (sıklığı) sıfıra yaklaştıkça artar, sıfır tüm değerlerin ortalaması aynı zamanda en fazla sayıda olan değerdir. Sıfırdan da değerler azalan sıklıkta artı sonsuza doğru giderler. Türkiye’nin düşünce yapıları bakımından çan eğrisini oluşturduğumuzda çok dik bir eğri çıkar karşımıza. Marjinalleri arasındaki mesafe oldukça dardır. İşte bu eğride ortalama insanımızın düşünce yapısının şöyle olduğunu düşünmüşümdür hep: Dindar, gelenekçi, Atatürkçü ve Milliyetçi.
Toplumda ciddi bir siyasi kamplaşma var. Gerim gerim geriliyoruz. Farklı ideolojilere (!) sahip insanlar birbirlerine demediklerini bırakmıyorlar. Çok tuhaf… Değil mi? Hâlbuki çoğunluk birbirine o kadar çok benziyor ki…
Burada ortalama insanımızı tanımlayan düşünce yapısının nedenselliğini irdelemek gibi bir niyetim yok. Yalnızca şunu söylemek istiyorum. Bu düşünce yapısının siyasal yapıya yansımadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ortalama insanımız düşünce yapısıyla oy verdiği parti birbirinden bağımsız olduğunu vurgulamak istiyorum.
Her dönemin adamlarını ayrı tutuyorum, onlar insandan başka bir şey…
 
Taşeron
"Taşeron işçilik" nasıl gerçekleşiyor? Çok kısa:
Bir taşeron firma ilgili işi ihaleyle alır, ondan sonra işçilerin bir daha taşeron firmayla neredeyse hiç işi olmaz. İşçilerin paraları doğrudan ihaleyi veren tarafından hesaplarına yatırılır. İşçiler emirleri ihaleyi verenin "amirlerinden" alır. İşçilere ihaleyi veren işyeri kimliği de verilir. İşçiler "taşeron patron" ya da taşeron firma yetkilisi bilmezler bile. Her yıl ihale yenilenir; bazen firma değişir ama işçiler değişmez. Aslında işçilerle ilgili her şeyi ihaleyi veren yapar; taşeron (!) bir nevi "komisyon" alır. Ne için? Ben de merak ediyorum.
Düşünün, evinizin kalorifer tesisatı döşemesini bir firmaya verdiniz. İşçilerin başında onları yönetmek için kim durur? Siz işçilere işi nasıl yapacağınızı anlatır mısınız yoksa firma yetkilisi ile mi konuşursunuz? İşçilerin parasını doğrudan siz mi verirsiniz yoksa siz firmaya işin toplam bedelini mi ödersiniz?
Bir nevi modern kölelik sistemi sizin anlayacağınız…

1397

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun