Gözün Vicdanı

07.07.2017         

Kent soylu bir değişimden geçen Anadolu ve dahi şehrimiz ne kentli ne de köylü olabilmekte farklı kültürleri içinde barındırıyor gibi görünse de toplumsal dinamikler sebebiyle çok alıştığımız çok kültürlü yapımız dejenere olmaktadır.

Söz Düştü!Gözün Vicdanı Kör!

Kent soylu bir değişimden geçen Anadolu ve dahi şehrimiz ne kentli ne de köylü olabilmekte farklı kültürleri içinde barındırıyor gibi görünse de toplumsal dinamikler sebebiyle çok alıştığımız çok kültürlü yapımız dejenere olmaktadır.
Kent ve kentli olmak nedir?
Ortaçağ Avrupası’ndan miras aldığımız yakın zaman kentli anlayışı bir zamanlar bir kültürü sanatı ve felsefeyi içerirken “bourg”lar yani çevresinden yalıtılmış kaleler içinde yaşayan ortaçağ insanlarının  Coğrafi Keşifler ve gemi ticareti ile doğunun baharat zenginliğini keşfedip ekonomik gücüyle  şehirlere geldikten sonra  bir politik güç de sahip olmalarıyla yeni bir kentli anlayışı oluşur.Bu yeni kentli ;kültür sahibi değil kültürü satın alan, sanata eğilimli değil onu bir gösteriş ve prestij meselesi olarak gören, birlikte yaşama kültürüne uygar bir şekilde adapte olan değil uymaya çalışan bir kesimdir.
Aynı yaşantı her türlü göç olgusunda karşımıza çıkar.Herkes bildiği kültürü sürdürmeye çalışırken değişime adapte olmak bir o kadar zor görünür.Kaldı ki bugün her şey ekonomi ilişkilerine endeksli bir şekilde ve hızlı yaşanırken bir kesim modernitenin başında bir kesim postmodern bir yaşam tarzıyla yaşamaya çalışmakta ancak ne yazık ki çürümüş ve içi boşaltılmış geleneklerin anlamdan yoksun tiyatrosu mahalle baskısı dediğimiz şey olarak karşımıza çıkmaktadır.Tüm dünyaya hakim olan korku kültü çeşitli politik dinamiklerle de körüklenmekte ve artık ne yazık ki “İnsan İnsandan korkmakta!”
Tüm öğretilerde ve inançlarda çokça ifade edilen “Komşunu sev!” mottosu bugün sözde toplumsal huzur adına komşunu polise şikayet edebilirsine dönüşmüş ancak yasalar çıkartılarken suistimal edilebilirliği için önlemler muğlak kalmıştır.Korkan insan sözde haklılığı adına cahilce bir dedikodu, dürbüncülük içine çekilmiştir.Sözler ve diyolog tepkisel olmaya indirgenip içine bolca önyargı ve ne olduğu belli olmayan etiketlemelerle ve geleneksel ayıplarla suç ve suçluluk duyguları ön plana çıkartılarak vicdan sömürüleri yapılmaktadır.Toplumun en küçük birimi aileden tutun da arkadaş ilişkilerine kadar nevrotik bir vicdan, hasta bir iletişim, toplumsal korkular ve gelecek kaygısı içinde yuvarlanıp gitmeye birlikte yaşam diyoruz.
Sosyal medyanın; iletişimi olduğumuz gibi değil olmak istediğimiz gibi görünmemizi kolaylaştırırken bir dürbüncülük algısını yerleştirdiği açıktır..Avrupa’da bir göndersi  15 dakika içinde beğenilmediği için intihara kalkan bir ergen olduğunu biliyor musunuz?Pazarlama stratejileri ürünler için geçerli olması gerekirken kişiliklerimizi ve imajımızı pazarlıyoruz.Yazıktır bugün ;”ben de insanım benim de duygularım var !”diye çığlıklar atan insanlık farkında olmadan kendini nesneleştiriyor ve bir imaj algısına indiriyor.Gözün vicdanı ise bugün kör ,Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir sahte imaj sonsuza kadar sürdürülemez.
Kültür insani değerlerle belirlenir.Korkuyla değil.Birlikte yaşam saygı ve güvene dayalıdır görselliğe ve yüzeyselliğe değil.Dikkat edelim ruhumuz dejenere oluyor.Banka hesabı gibi alışverişe dayandırdığımız ilişkilerimizle içimiz insan mezarlığına dönüyor.Her ilişkimizde araya pazarlık sokuyoruz farkında olmadan ya da olarak.En kötüsü de bunu doğal karşılamamız.
Birlikte olmak sadece bir arada olmak değildir,insanca etik ve dayanışma çerçevesinde gerçekleşebilir ancak..
Ruhlarımızı kendimizden koruyalım.
 

355

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

"Umarız bu olay son olur"
17.10.2017    598