Günlerden pazar

10.12.2014         tsavas@comu.edu.tr



Uzun süredir ilk kez bu pazar sabahı fırsatım oldu yazmak için. Yoksa yazılarımı ancak bir gün önce yetiştirebiliyorum. Biraz hafifledi işlerim. Bu dönem işler o kadar yoğunlaştı ki zaman koşuyor...
Aslında bu hafifleme geçici, sıkışmış işlerimi temizledim. Önümdeki dağ hala duruyor. Bazıları diyor ki, sana madalya mı takacaklar. Madalya mı? Aksine işimin, işlerimin, sorumluluklarımın dışında başka bir şey bilmediğim için zarar bile görebiliyorum. Ama sorumluluklarım işte; mesleki, insani, toplumsal sorumluluklarım, yaşam biçimim...
Saat 7:30, alaca karanlık, yağmur çiseliyor, zaman zaman yağıyor. Gökyüzünün kuzey, kuzey doğusu karanlık, denizin üzerinde bir aydınlık var, açılmış; güneyde de incelmiş bulutlar...
Kızım Dershaneye gidecek, ekmek lazım. Çekiyorum kabanımın kapüşonunu, yürüyorum ağır ağır fırına doğru... Yol kenarlarında sokak köpekleri, ıslanmışlar, gece sığınacak bir yer bulamamışlar, diye geçiriyorum aklımdan.
Pazar günleri çocukluğumdan beri kasvetlidir benim için. Çocukluk işte, yarın okul var; ev ödevleri vardır yapılacak. Çamaşır günüdür, banyo günüdür, anneniz gergin… Dışarısı soğuk, şofbenin altı tutuşturulmuştur tahtayla, biraz da ince odun...
Bu pazar daha bir kasvetli, aslında böyle pazarlar kasvetli, evdesiniz, dikkatinizi neredeyse yalnızca havanın durumuna veriyorsunuz ve havada kara bulutlar... Neyse ki biliyorsunuz, sonsuza kadar sürmüyor böyle havalar!
Biraz sonra uykulu bir hal alıyor duygularım; canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Hay Allah, sınav kağıtları var, birkaç makale düzeltmesi de bekliyor daha, akademik faaliyet raporumu bitirmem gerekiyor. Kimse benden akademik faaliyet raporu istemiyor ama bu konularda öz denetim çok önemli, kaç bilimsel makale, kaç bildiri, kaç proje yürüyor, kaç yüksek lisans, doktora öğrencisine danışmanlık yapıyorsun... Bu konuda 6-7 yıl önce aldığımız bir bölüm kurulu kararımız var; herkes yılsonunda faaliyet raporunu bölüme sunacak Bölüm Başkanı da bunlardan yararlanarak Bölüm`ün faaliyetlerini Dekanlığa sunacak...
Bunlar benim hayatım; ancak akademisyenin aydın olarak toplumsal sorumlulukları da vardır. Bu nedenle örneğin çeşitli STK`larda gönüllü olarak görev alır. Mesleki, akademik, toplumsal olayları analiz eder ve eleştirilerini yapar. Tabi çakallık bilmez, polemiğe girmez, söyleyeceğini doğrudan söyler.
Bu yazıyı pazar günü yazıyorum; kahvaltıda gazeteye göz gezdiriyorum. Öztin AKGÜÇ yazmış "Toplumun virüsleri", şöyle bir tanımlaması var:
"... Virüsler kişiliksiz, niteliksiz, çıkarcı, benmerkezci, korkak, onurlarını koruyamayan, yalakalığı bir yaşam biçimi olarak benimsemiş, bendelikle bir yerlere ulaşmayı hedefleyen, henüz sınıflandırma, taksonomi biliminde yer almamış yaratıklar, şeklen insan benzeri fakat insani hasletlerden yoksun, asalak türünden yaratıklar..."
Şimdi bunu kimler üzerine alsın? İşte AKGÜÇ`ün nitelemesi:
"Toplumun değer yargılarını bozan, yozluk aşılayan, ekonomik kalkınmayı, demokratikleşmeyi, hukuk devleti oluşu engelleyen, en azından toplumsal bünyeyi zayıflatan, bozan..."
Ağır bir tanımlama yapmış Öztin AKGÜÇ; ancak ben alınmıyorum, çünkü beni nitelemiyor. Önemli olan "tanım" değildir, o tanımın neyi nitelediğidir. Yani yalancıya inanmıyorsanız ya da yalanın yayılması için elinizden geleni yapmıyorsanız virüs, yalaka, yobaz vb. şeklinde tanımlanan sözcüğü de üzerinize almanıza gerek yoktur. Birilerini yalnızca eleştiri yaptığı için karalamaya çalışmıyorsanız tanımları üzerinize almanıza gerek yoktur. Daha ağır tanımlamalar da yapılıyor, çok ağır şeyler söyleniyor; ancak birinin çoluğu çocuğu ile uğraşmıyorsanız, keyfi olarak sürgün etmiyorsanız, birilerini kayırmıyorsanız, herkese eşit davranıyorsanız, hiç kimsenin özlük hakları ile oynamıyorsanız bunların hiçbiri sizin için geçerli değildir. Yani sizin anlayacağınız önemli olan tanımların ağırlığı değildir, önemli olan bu tanımların nitelediğini hak edip etmediğinizdir. Burada düşünce biçiminin, değer yargısının, siyasi görüşün, dini inancın hiçbir öneminin olmadığını beni tanıyan herkes çok ama çok iyi bilir.
Hak ediyor musunuz?
Not: Nedendir bilmem, şu sıralar yazılarımın daha fazla okunduğuna dair bir geri bildirim alıyorum çevremden...

1200

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

“Böyle yönetim olmaz”
21.02.2017    4399
O bürokrat yargılanacak!
21.02.2017    836
Sümerbank adım adım...
21.02.2017    737