HAYATTA KALIYORUZ (!)

13.12.2020         



Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han; corona süreci sonrası dünyayı böyle görüyor: " İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu."
Çok doğru bir ifade değil mi? Acil durumlarda insan her zaman iki tepki verir. Alarm aldığımızda şu komutu verir zihin bize: " Kaç!" Eğer kaçamıyorsak donakalırız. Sanıyorum ki bu kolektif süreç bize bunları yaşattı. Ne kaçabiliyoruz ne de saklanabiliyoruz. Tahtta oturan minnacık virüs tüm dünyayı dize getirdi. Umuyorum ki donakalmıyoruzdur da... Aksi halde paralize olmamak işten bile değil. Günlük rutinlerimizi sürdürmeye çalışmak artık her şeyden önemli oldu.
Bir zamanlar otomatik pilotta yaptığımız yemek yeme, yürüme, uyuma, öz bakım ve hijyen gibi beceri ve davranışlarımıza indirgedik çoğumuz yaşamımızı. Hız çağında yaşayan bizler istemesek de yavaşladık. Bu durum bana şu Kızılderili hikayesini anımsatıyor:
"Bir grup turist bir Kızılderili kabilesinin üyesini yanlarına alarak ormana bir tur düzenlerler. Zorlu bir parkurda yürüyen grup var gücünü ve tüm enerjisini zorlayarak tepedeki kamp alanına ulaşmaya çalışmaktadır. Olanca hızıyla dinlenecekleri, yemek yiyecekleri, çadır kuracakları alanına ulaşmak için çaba göstermektedirler. Ancak zamanla Kızılderili gruptan düşmeye başlar. Çünkü 3 kilometrede bir , y arım saat oturup dinleniyordur. Beyaz adamlar bu duruma sinirlenmeye başlarlar. Çünkü Kızılderili grubu yavaşlatıyordur. Biri dayanamayıp haykırır. "Lütfen hızlı yürür müsün? Geride kaldın! " Kızılderili`nin cevabı ise ilginçtir. " Beyaz Adam çok hızlı. Ayakları ruhundan önde gidiyor. Bense bedenimi ruhumla dengeliyorum o yüzden ara ara ruhum bedenime yetişsin diye duruyorum. "
İşte böyle... Ruhumuzun bedenimizden ayrı yaşadığı biz Beyaz Adamlar (modern insanlar) tık nefes koşuştururken durmayı ve yavaşlamayı öğrendik. Bir tapınak yazısında şöyle yazıyor: "Tanrım beni yavaşlat! " Bu sürecin fırsatı ve olumlu yanı bu oldu tahminimce. Her kriz fırsatlarla birlikte gelir çünkü.
Ancak olumsuz yönüyle de pek çoğumuz hayatta kalmaya endekslendik. Beni endişelendiren sürecin başından beri her zaman şu noktalar oldu:
    • Korkuyla bir panik yaşanıp toplumsal infiale mahal verilir mi? 
Pek çok şiddet vakasının artışı sürecin sonuçlarından biri oldu. İl zamanlar makarna stoklayanlarımız, açlık korkusu yaşayanlarımız oldu. Süreç karnımızı doyurmaya odakladı bazılarımızı.
    • Salgın çok yayılıp ölümler artar mı?
Maalesef sürekli kırmızı bölgelerimiz ve yayılma hızı artıyor. Dileyelim ki ölümler artmasın. Bu kadar can kaybının yaşattığı bir enerjetik ve duygusal dengelenme ihtiyacı da olacaktır İnsanlık Alemi` nde ve tüm dünyada. Çünkü toplu ölümler büyük krizlerden sonra olur ve de maddi manevi krizlere sebep olur.
    • Ekonomi çöker ve rantçıların eline düşer miyiz?
    • Burayı yorumsuz geçiyor ve konuyu ekonomistlere bırakıyorum ancak işsizlik %30 arttı. Bu durum ürkütücü...
 
Sonuç olarak insanın temel ihtiyaçları yeme, barınma ve güvenlik noktasına takılı kaldı. Diğer sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarımızı, hazlarımızı sağlığımıza feda ediyoruz. Dünya nüfusunun üçte ikisi ise bu ihtiyaçları konusunda bile zorlanıyor. Kendini gerçekleştirme dediğimiz Maslow`un ihtiyaçlar listesinde en üst sıraya koyduğu adım ise artık çoğumuz için bir hayal.
BU süreçte hepimize itidal, sakinlik, olguluk, tevekkül ve sabır diliyorum.

1503
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER