HIFZISSIHHA

31.03.2020         turgutcamer@hotmail.com

Değerli okurlarım "Hıfzıssıhha" ne anlama geliyor, önce oradan satırlarıma başlamak istiyorum. Çünkü başka gündemimiz yok!

 

 

Hıfzıssıhha “Sağlıklı yaşamak için gereken önlemlerin bütünü” anlamına gelir.

 Arapça hıfz-ı(muhafaza etmek), Sıhha (sağlık) sözcüklerinden oluşmuştur.

            *Hıfzıssıhha; halk sağlığının korunmasına yönelik koruyucu hekimliğin gerektirdiği tahlil, kontrol, üretim, araştırma ve tanı ile ilgili temel laboratuvar hizmetlerini yürütmek üzerine 1928 yılında Atatürk’ümüzün direktifleriyle kurulmuştur. Hıfzıssıhha Enstitüsü, Hıfzıssıhha Okulu, İstanbul ve Ankara’da Verem Savaş Dispanserleri Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam (1881-1942) tarafından kuruldu. 19 Mayıs 1919’da Samsuna çıkan Bandırma Vapurundaydı.21 Haziran 1934’te Soyadı Kanununun kabul edilmesiyle Atatürk tarafından kendisine, yaşantısına ve karakterine uygun olarak “SAYDAM” soyadı verilmiş.

                                                                       ***

            *Böyle bir kurumda 20 yıl (1979-1999) Kimya Mühendisi olarak idari ve teknik görevlerde bulunmuş biri olarak bazı ilginç anılarımı sizlere aktarmak istiyorum.

Anılara geçmezden önce şimdilerde “Sabır ve Dua” ile aşı beklerken bozkırın ortasında 92 yıl önce yokluklar içinde kurulan ve harikalar yaratan Hıfzıssıhha neler üretiyormuş, sonraki yıllarda neler olmuş özetle aktarmaya çalışayım.

·        Öncelikle hızlı yayılan enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele için “Yerli ve Milli” ilaç ve aşı geliştirme atılımları yaptı.

·        1931-1966 yılları arasında; BCG(Verem) Aşısı, Serum, Simple Metodu ile (Koyun beyninden) Kuduz Aşısı, Çiçek Aşısı, Kuduz Serumu, Kolera Aşısı (1938’de Kolera salgınına uğrayan Çin’e Kolera Aşısı gönderdik.) Difteri- Boğmaca-Tetanoz (Karma Aşı), Tifo, Tifüs (1940 yılında Türkiye, Ortadoğu Ülkelerine Tifüs Aşısı satacak noktaya gelmişti)

·        Hıfzıssıhhanın İlaç Kontrol Şubesi Laboratuvarlarında her türlü tedavi için Anti-Serum üretiliyordu. Üretilen anti serumlar arasında akrep, yılan sokmalarına karşı serumlar olduğu gibi gazlı kangren serumları da vardı.

·        Hıfzıssıhhanın İlaç Kontrol Laboratuvarları ilaçları kontrol etmeye denetlemeye başladı. (Bu durum ilaç firmalarının korkulu rüyasıydı.)

·        Hıfzıssıhha 2.Dünya Savaşında Çiçek Aşısı ihraç eden kurumdu.

·        Hıfzıssıhha 1951’de ilk kez Antibiyotiklerin ve bazı Vitaminlerin kalite kontrolüne başladı.

·        Hıfzıssıhha 1958’de ilk kez Frenginin teşhisini ele aldı.

·        Hıfzıssıhha 1966’da Kolera Referans Laboratuvarını kurdu.

·        Hıfzıssıhhada 1984’te Zehir Danışma Merkezi kuruldu. (Bu merkezin Analitik Toksikoloji Laboratuvarları Sorumlusuydum.)

·        Hıfzıssıhhada 1974’de Mikrobiyoloji Laboratuvarı açıldı.

·        Hıfzıssıhhada 1987’de AİDS Araştırma Merkezi açıldı.

·        Hıfzıssıhhanın 17 İlde halk sağlığının korunması için Bölge Hıfzıssıhha Müdürlükleri vardı.

·        1990’lı yıllarda Hıfzıssıhha Merkezinde Aşı-Serum ve Araştırma Bölümünde Aşı bilimi (Vaccinology) üzerine yöntem geliştirme çalışmaları başlatıldı. Ek yatırımlarla teknolojik donanım tamamlanamadığı için-insan gücü ve bilgi birikimimiz olmasına karşın- kendi aşımızı yeterince üretemedik. Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji alanındaki gelişmelere böylece Fransız kaldık!..

***

            Sevgili Çanakkale OLAY okurları şimdi de tevazuyu bir kenara bırakarak aktaracağım anıları eminim ki şaşkınlık, kızgınlık ve hayretle okuyacak ve PES… Diyeceksiniz.

*1992 yılında zamanın Sağlık Bakanı Dr. Yıldırım AKTUNA tarafından Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkan Yardımcılığına getirildim. O makamı kendisinden ben istedim! Nasıl mı? Şöyle; Sayın Bakana 10 Ağustos 1992 tarihinde yazdığım mektubumun bir kopyasını halen arşivimde muhafaza ediyorum.

Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ), 1990 Dünya Sağlık Gününün Sloganını “GENEL DÜŞÜN-YEREL UYGULA” olarak kabul etmişti.

Hıfzıssıhhada ilk görevime 1979 yılında Farmakoloji ve Analitik Toksikoloji Laboratuvarlarında başlamıştım. Farmakologlar Gallİ-Mainini Gebelik Testi yapıyorlardı. Bu testte deney hayvanı olarak erkek kurbağa (Rana, Pipiens, Rana Clamitans) kullanılıyor. Gebenin 10 mililitre idrarı 2 kurbağaya zerk ediliyor ve 3 saat sonra mikroskobik incelemede sonuç alınıyor. Bir adet kurbağayı belli aralıklar la 4 kez teste almak mümkün. Havuzlarımızda 12.000 adet deney hayvanı(kurbağa) barındıracak kapasitemiz var. Dış finans gerektirmeyen ucuza mal edilen bir yöntemi içeriyor.

* Hızlı nüfus artışımızı kontrol altına almaya yönelik önerim şuydu; ilk 8 hafta içinde ve ucuz analiz ücreti ve de yöntemiyle hamileliğin saptanması. Dolayısıyla istenmeyen doğumların kürtajla sonlandırılması… Spermlerin şeklinden, hareketlerinden, idrarın PH’sı, vb. etkenlerden cinsiyet tayini mümkün olabilirdi. Ancak müdürümüz bu projeme engel olmuştu. Ben bu çalışmayı “GENEL DÜŞÜN-YEREL UYGULA” Sloganından esinlenerek, “İSTEMİYORDUM, KAZAYLA OLDU” denen hamilelikler sonucu olan doğumları önlemeye yönelik bir proje önerisiydi. Maalesef engellendi ve böylece mülteciler hariç 83 Milyon olduk!

*Ankara’da hava kirliliğinin çok yüksek olduğu, hatta elektrik direklerinin tellerinden düşerek ölen ve burun deliklerinden kurum akan kuşlara rastladığımız 1990’lı yıllar…

Başkan yardımcılığına getirilince ilk icraatım; “Hava Kirliliği Ölçüm Cihazları” nın ithalatını yapmak oldu. Ayni zamanda yönetmelik gereği ‘Satın Alma Komisyonu Başkanlığı’ da yapıyordum. Başta Ankara olmak üzere İstanbul, İzmir ve kirliliğin yoğun olduğu illere cihazları Japonya’dan getirttim.

İkinci icraatım olarak; o günkü koşullarda Hıfzıssıhhada aşıları modern teknoloji ile üretmek pahalı olur denilerek yatırım yapılmayıp dış ülkelerden (Finlandiya, Macaristan, Hırvatistan, Danimarka, Sırbistan, Amerika, Brezilya, Arjantin, Küba, Çin, Hindistan, Pakistan, Endonezya, Tayland ve Güney Kore gibi.) trilyonlarca lira ödenerek alınan ve fakat “Teknik Talimat”ına uygun muhafaza edilemedikleri için aşıların çoğu heba ediliyordu. Sizlerde bu haberleri gazetelerden üzülerek okuyordunuz değil mi? Oysa yurtdışından alınan aşılara ödenen paralarla Hıfzıssıhhada en gelişmiş dünya standartlarında aşı laboratuvarları kurulabilirdi.  

Hıfzıssıhhadan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Prof.Dr. Ahmet Miski hazırladığım “Aşı Üretim Projesini” bakanımıza da anlatmalısın demişti. Mecliste bütçe görüşmeleri vardı. Sağlık Bakanlığı bütçe görüşmelerinden önce Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’yı makamında ziyaret ederek; “Sayın Bakanım genel bütçeden bakanlığımıza düşen paydan Hıfzıssıhhaya bir kuruş ayırmayın. Hazırladığım projeyle tüm aşıları üretecek ve salt Türki Cumhuriyetlerine ihraç ederek elde edeceğim gelirle personelimin hem maaşlarını vereceğim hem de onları ödüllendireceğim” deyince oldukça heyecanlandı ve “Çamer bunu nasıl başaracaksın?” diye sorunca projemi ayrıntısıyla anlatmaya başladım.

“Sayın Bakanım Fermentör teknolojisi ile aşı üretimini sağlayacağız. Aşı üretim tekniklerini geliştirip gerekli yatırımları yapmamız şart. Bakteri ve virüs aşılarını biz üretmeliyiz. Hıfzıssıhhadaki Aşı-Serum Üretim ve Araştırma Laboratuvarımıza 200’er litrelik Fermentörler almalıyız. Bazı elemanlarımı Finlandiya ve Japonya’ya 3’er aylık eğitime göndermek istiyorum. Ankara’da Şap Enstitüsü ile de koordineli çalışmalar yapacağız” derken çok heyecanlı bir ses tonuyla -“Hemen Satın Alma Komisyonunu oluşturun. Aşı-Serum Laboratuvarına hangi ekipman, hangi eğitim, ne gerekiyorsa ihale şartnamesini hazırla ve Devlet İhale Yasasına göre ilana çık, işe başla Çamer…”

*Zaman yitirmeden elemanlarımdan 3’ünü Finlandiya ve 3’ünü de Japonya’ya 3’er aylık eğitime gönderdim. Kısa zamanda da komisyonu oluşturup ihaleye çıktık. DPT’den ve Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığından; Fermentör ve benzeri ekipman, araç-gereç ithalatı için izin almamıza karşın ithalat bir türlü gerçekleşmiyordu.

Sayın Bakanımıza rahatsızlığımı belirtmek hatta bu ithalat sürüncemede kalacaksa, başkan yardımcılığından istifa edeceğimi ve eski görevime döneceğimi belirtmek için bakanlığa gittim. Özel Kaleme girmeden bir beyefendi önüme geçip “Turgut bey hoş geldiniz, nasılsınız?” deyince –“Kusura bakmayın sizi çıkaramadım, nereden tanışıyoruz?

Bakanlığın Sıhhıye meydanına bakan pencerenin yanına beni davet edip; - “Turgut bey sizinle tanışmıyoruz ama projenizden haberdarım. Ünlü bir ilaç firmasının Genel Müdürüyüm. Aşı üretimini birlikte yapalım. Emekliliğinize 8 yıl var önemli değil, telafi ederiz, maaşınızda belli, işte çek istediğiniz rakamı yazabilirsiniz!”

O kişiye önce şu soruyu sordum: - Bey efendi isminizi lütfeder misiniz?

 Aldığım yanıt: - Anlaşırsak öğrenirsiniz!

Adam benim adeta seceremi öğrenmiş, ama ne denli idealist bir bürokrat ve teknokrat olduğumu belli ki öğrenememiş…

Aradan 28 yıl geçti, o adama verdiğim yanıtı kelimesi kelimesine anımsıyorum:

-İsmini veremeyen bey efendi. Ne siz benimle karşılaştınız, ne de ben sizinle.. Böyle bir teklifte yapmadınız tamam mı?

Bu tepkim üzerine şık giyimli adamın yüzü alı al oldu, sendeledi pencerenin pervazına dayanmasa sanki yere düşecekti. - Siz beni çok yanlış anladınız, açıklamama izin verin lütfen deyince; – Bey efendi ben zaman fakiriyim, zamanım bitiyor, hoşça kalın diyerek bakan Aktuna’nın makamına gittim.

-Sayın Bakanım Hava Kirliliği Ölçüm Cihazları ithalatında sorun yaşamadık. Ama bu kez neler oluyor, anlayamıyorum. Yerli ilaç fabrikalarının sahipleri mi acaba engeller koyuyor? Makamınıza gelmezden 15-20 dakika önce bir ilaç fabrikasının genel müdürü olduğunu ama ismini vermeyen biri bana Hıfzıssıhhadan ayrılarak aşı üretimini birlikte yapmamı önerdi ancak kendisine gereken yanıtı vererek reddettim deyince – Kimmiş o, hangi ilaç fabrikasının genel müdürüymüş? diyerek hiddetli bir şekilde ayağa kalktı, özel kaleme soruşturdu, ama adam bakanlık binasını terk etmiş olmalı ki bulunamadı. Bakan Aktuna’da Meclise gitmem gerekiyor diyerek bakanlıktan ayrıldı. Bana sonra görüşelim de demedi. Nedense ithalatın gecikmesi bakanın pek umurunda değilmiş gibi geldi bana. Yanılmış da olabilirim rahmetlinin günahını almayayım şimdi…

Hıfzıssıhhaya moralim çökmüş olarak döndüm ve Hıfzıssıhha başkanı Mustafa Ulusoy’a başkan yardımcılığından istifa ettiğimi ve eski görevim olan Analitik Toksikoloji Laboratuvarları Sorumluluğuna döneceğimi söyleyerek çanta ve evraklarımı toplayıp, dediğimi yaptım.

*(Devletime 26 yıl 7 ay hizmetten sonra, 5 Ocak 1999’da kendi isteğimle emekliye ayrıldım)

* 1999 yılında 30 Trilyon liraya mal olan, modern cihazlarla kurulan Tetanoz Aşı Fabrikası Hıfzıssıhhanın bahçesinde teçhizatları ile birlikte çürümeye terk edilmiş durumda!

* Türkiye Aşı üretimine son verince, tekelleşen yabancı Aşı-Serum Şirketlerine bağımlı hale gelmiş, teknolojisini ve yetişmiş insan gücünü de kaybetmiş durumdadır.

* Hıfzıssıhha Merkezi Aşı Üretim Enstitüsünün laboratuvarları Bakanlar Kurulu kararı ile 2004 yılında “İthal aşı ucuza geliyor zaten!” denilerek kapatıldı.

* Esenboğa yakınında At, Maymun, Tavşan, Tavuk Serum Çiftliği 167 dönümde kuruluydu. Şimdi orası Oto Galericilerinin oldu. Serum Çiftliği Kazan İlçesinde Ziraat Fakültesinin arazisinde ne ürettiği bilinmez halde!

* Dr. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi, Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ dönemimde 2 Kasım 2011 tarihinde 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) marifetiyle kapısına kilit vuruldu. Mevcutta ne varsa “Halk Sağlığı” adı verilen kuruma devredildi.

Değerli okurlar bugün dış ülkelerden 4-5 Milyar dolarlık aşı almak zorunda kalıyoruz. Hıfzıssıhha Enstitüsünün salt bizim için değil, bölgesel olarak da önemi çok büyüktü. Ancak ne acı ve yazık ki diğer birçok kuruluşumuz gibi AKP’nin “Paramız var ithal ederiz” anlayışına kurban edildi.

“Yerli ve Millici” olduklarını hamasi bir dille iddia eden ülkemiz yöneticilerine umarım; KORONAVİRÜS salgını Hıfzıssıhhanın aşı laboratuvarlarını kapatmanın af edilmez bir hata olduğu dersini verir!

*Kurduğu kurumda çalışmış olmaktan onur ve gurur duyduğum Dr. Refik Saydam’ın “Devlet idaresi A’dan Z’ye bozuktur, düzeltmek ister” sözünü çerçeveletip sergilemek gerekir. Çünkü bu söz hala geçerliliğini koruyor.

Şahsımın naçizane direktifleri!:

1 – Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü yeniden açılmalı. Hem ilaç üretimi ve kontrolü hem de Aşı-Serum üretimi yapmalı.

2- Korona salgın günleri bitene kadar Hıfzıssıhha Kanununun 282. maddesini eksiksiz uygulayın.

3 – Diyanet İşleri Başkanlığına 8-10 Bakanlığın bütçesinden fazla para vermeyin. TUBİTAK’a ayrılan bütçenin 5 katını Diyanete veriyorsunuz.. Vermeyin.

4 – Kanal yapmaktan vazgeç. Kanal’a harcayacağın parayla en az 1500 adet fabrika yapabilirsin.

SON SÖZ: Ülkemizin zorlu günlerden geçtiği bu dönemde, birlik olmalıyız… T.Ç.

 

 

 


999

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER