HİMALAYA DAĞLARI - AMA DABLAM (6856 m.) TIRMANIŞI

16.11.2014         ercan@manyapi.com



Tunç Fındık
 
Her güzel tırmanış bir hayalle başlayıp beden bulmaz mı? Harika ama erişilebilecek kadar da yakın bir hayaldi Ama Dablam. Kartpostal ve kitaplarda çok defalar incelediğim Ama Dablam’ı, Everest tırmanışı için Nepal’daki Khumbu boğazında yürürken ilk kez gerçekten görmüştüm. Arazideki bir dönemecin ardında ortaya çıkan muazzam dağ manzarasında şahane bir motifti o. Bu dağdan etkilenmemek olası değildi, göğe işaret eden buz ve kayadan bir parmaktı adeta. O zamana kadar Tien Shan Dağlarındaki Khan Tengri’nin kusursuz dört köşe piramidini hep dünyanın en şekilli dağı olarak düşünürdüm, ama yanılmışım. ‘Himalayalar’ın Matterhorn’u’ olarak tanınan Ama Dablam, ilk görüşte aşktı benim için. Ne romantik düşünce diyeceksiniz şimdi; ama tırmanış ve dağcılık da bir tür aşk aslında.
Everest tırmanışından sonra 2004 yılında bir kez daha Nepal’a gidip müstakbel ekibimle buluştum; aslında bu ekibin çoğu için Ama Dablam rehberli bir tırmanıştı çünkü Tim ve benim haricimde hemen herkesin ilk yüksek irtifa tırmanışıydı ve hatta ilk zorlu tırmanışları olacaktı! İki gün boyunca çevrede yürüyüp dağları seyrettik ve ben de bulduğumuz her uygun kaya parçasında şahane boulder çalıştım (ve çalıştırdım)!
Sonraki iki günümüz 3900 metrede, bölgenin en büyük manastırının olduğu Tengboche köyüne ve 4000 metredeki Pangboche köyüne yürüyerek geçti, hava genelde kapalı ve yağışlıydı. 4700 metredeki Ama Dablam Ana Kampına çıkmamızdan önce Pangboche’de ikamet eden önemli bir Budist rahibi olan Lama Geshi, tırmanışımızı kutsamak üzere bir Puja töreni düzenledi. Everest Dağı’na doğru tutmamızı istediği ‘okunmuş’ bir kartı ve kutsal emanet olan ‘okunmuş pirinçleri’ de alarak, ağırlığı bir tonu bulan malzememizi taşıyan yaklarımızla beraber ana kampımıza yola çıktık. Sisli ve nemli bir havada, buz gibi soğukta ana kampın kurulacağı yeşillik düzlüğe ulaşıp, tüm öğleden sonrayı kampı kurup eşyaları düzenlemekle geçirdik.
Planımız dağın tabanında patikayla ulaşılan bir yerde, 5500 metrelerde bir ileri ana kamp kurmak ve ağır malzemeyi buraya yaklarla taşımak; rotanın geri kalanında her şeyi biz taşıyacağız. Ertesi sabah hava açıktı ve Ama Dablam tepemizde gökleri delercesine dikilmişti. Bu etkileyici manzarayı bütün gün seyredip içimize çekerek yukarı kamplara gidecek çadırları, ipleri, teknik tırmanış malzemesini ve yiyecekleri ayırdık, denetledik ve istifledik. Her yüksek kampa kaç çadır, ocak, tencere, gaz ve yiyecek gidecek, ne kadar ip ve teknik malzeme taşınacak? Tüm bunlar çok önemli detaylardı ve eksiksiz olmaları gerekiyordu.
Artık Ama Dablam’ın sırtlarına giriyoruz, birkaç yüz metre kadar devasa kayalar ve taşlıklardan oluşmuş bir arazide yükselip kapkara bir kaya slab’ının tabanına geldik. 100 metre kadar bu temiz slab etabından tırmanıp 1. Kamp yerine vardık; 5700 metredeki bu kamp gerçekten çok havadar. Çadırların bir metre yanı yüzlerce metre uçurum! Biz de, daha ileride kendi kamp yerimizi açtık ve düzledik, uzun, yorucu bir uğraş ile taş taşıdık, yer kazdık ve kar küredik. Sonunda üç çadırımızı da negatifli, korunaklı bir kaya yelkeninin altına kurup içine taşıdığımız tüm gaz, yiyecek, ip vb. malzemeyi atmıştık. Aşağı inip dinlenme vakti. Neyse, bu arada biz yukardayken kamp yerine en az altmış kişi ve beş ekspedisyon daha gelmiş! Almanlar, İtalyanlar, Amerikalılar, Basklılar. Neyse ki, işler yolunda giderse bu insan kalabalığı tırmanışa girişmeden önce biz işimizi bitirip dağı terk ediyor olacağız. Ama Dablam, teknik zorluğuna karşın Nepal’ın en popüler ve dağcı çeken zirvelerinden biri.
10 Ekim günü ana kamptan ağır yüklerimizi sırtlanıp önce ileri ana kampa, sonra da 1. kampa çıktık. Artık dağda sadece Wally, ben ve Tim tırmanıyoruz, ekibin kalanı hastalık, yorgunluk, yılgınlık vb. çeşitli sebeplerden ötürü henüz ileri ana kamptan yukarı çıkmadı ve bir kısmı ileri ana kampta uyumadı bile. 1. kampa çıktığımızda yakıcı bir güneş vardı ve manzara adeta gerçek dışıydı; ardımızda Ama Dablam, önümüzde tüm Khumbu zirveleri: ufukta bir uçtan diğerine Yalungkang, Cho Oyu, Tawoche, Cholatse, Gauri Shankar, Parcharmo, Karyolung, Kang Rimpoche, Thamserku, Kangtega ve adını bilemeyeceğim sayısız başka doruklar. Gün batıyor ve aşağımızda uzanan Khumbu boğazı tam bir bulut denizi. Ama Dablam, artık çok yakınında olmamıza rağmen uzlaşmaz ve çok dik gözüküyor; keskin sırtlar, sarı - kara granit kuleler, mavi – türkuaz renklerde parlayan serak bantları, bembeyaz, oluk oluk buz duvarları. Kamp yerimizdeki kayalara aşağıdan getirdiğimiz rengârenk dua bayraklarını bağlıyoruz.
Tipik olarak, yüksek kamplardaki gün ve gecelerimiz kar ve buz eritmekle, bol sıvı almakla dolu dolu geçiyor. Ana kampta günde üç öğün mükemmel yiyecekler yiyor olmamıza rağmen, yüksek kamplarda hazır çorba, hazır Çin makarnası, tuzlu kraker, bisküvi, peynir, fıstık ezmesi, reçel, çikolata ve müsli’den oluşan bir menümüz var ve bir süre sonra bunlar çok tatsız gelmeye başladı.
12 Ekim günü 1. kamptan, yine çok ağır çantalarla yola çıktık; bu kez amacımız 2. kampa yük taşımak ve olabildiğince yukarı tırmanıp sabit hat döşemekti. Gerçek tırmanış şimdi başlıyordu; kayalık zeminde, bazen oldukça dik etaplardan tırmanarak ilerledik. Tırmanışın 2. kampa kadar olan etabı genelde kar - buzdan yoksun kaya tırmanışıydı ve rota çoğunlukla dağın güneybatı sırtının doğu tarafını izliyordu. Nihayet büyük bir boşluk hissi ile bazı kaya dişlerinin çevresinden ve dağın batı duvarı üzerinden dolanarak keskin bir sırta çıktık; artık her adımda altımız 1000 metre kadar uçurumdu, hem de her iki yanda. Ve kilit etap: yellow tower (sarı kule)! Dimdik, sonu negatifçe bir granit kulesi bu. Dik, pürüzlü yapıdaki granit kayada tırmanış harika ama 6000 metrede olduğumuz için havadaki oksijen yetmiyor, basamaklar çok kıt, çanta çok ağır ve kaya zor (bu etapta V+,VI derece). Nefes nefese etabı bitirip kendimize gelmek için mola veriyoruz. Neyse, keskin bir kar sırtının sonunda işte 2. kamp; yükseklik 6000 metre üzeri. Kamp yeri berbat denilebilir, bir sivri kulenin üzeri. Neyse ki bu kampı uyumakta kullanmayıp zirve tırmanışında doğrudan 3. kampa atlayacağız, burada sadece malzeme depomuz olacak. Keskin bir kılçığı geçip, önce 55 derecelik masmavi bir buz kulvarına buz vidaları ve kar kazıkları kullanarak ip döşedik, Tim çıktığı 6150 metre yükseklikte olan omuzdaki kara emniyet olarak bir kar kazığı çaktı ve sabit hat ipi olan 7 mm.lik statik ipi ona sabitledi, artık iniş vaktiydi. İsabet, hava çok soğumuş ve sert, içe işleyen bir rüzgâr başlamıştı. Hızlı davranarak 1. kampa indik ama bu arada korkutucu bir elektrik fırtınası başlamıştı. Sis içinde kafamıza bir şimşek yeme fikrinin dehşetiyle, saçlarımız elektriklenerek, havadaki ozon kokusunu içimize çekerek kampa varabildik. Tüm gece şimşekler çaktı, aralıklarla kar yağdı ve dengesiz bir hava hâkim oldu.
17 Ekim sabahı erkenden kalkıp 22 kilo civarındaki yüklerimizi sırtlandık ve 3. kampa doğru tırmanışa başladık; artık tanıdık gelen etaplar üzerindeyiz. Hava yine çok açık, tipik ekim havası. Dağımız adeta biz çağırıyor! Aklimatize olduğumuz için görece hızlı şekilde 2. kampa tırmanıyoruz, ancak sarı kule etabı ağır çantalar yüzünden bir kez daha çok yorucu oluyor. 2. kamptaki depomuzda plastik ayakkabılarımın üzerine yalıtımlı süper tozluklarımı çekiyorum ve kazma krampon kuşanarak yola devam ediyoruz. Miks kulvar, dik omuz ve sırtlar, dik bir buz yüzü ile yükselmeye devam, tırmanış çok güzel ve devamlı olarak son derece dik! Keskin ve kısa dik etaplarla bölünmüş olan yatık Mushroom Ridge (mantar sırtı)’i geçiyoruz, sonunda da 6300 metredeki 3. kamp! Burası, Ama Dablam Dağı üzerindeki tek düzlük ve bir serak duvarının üzerindeki yaklaşık 200 metrekarelik bir kar alanı. Manzaramız 180 derece Himalayalar, diğer tarafı ise dağımızın dev kütlesi istila etmiş. Benimle aynı zamanda gelen Alman rehber arkadaşım Luis Stitzinger ile çadır yeri düzlemek için saatlerce kürek sallayıp üç dört çadır kuruyoruz; bizim çadırın bölüştüğümüz parçaları henüz gelmeyen Dandi’de olduğu için haybeye Alman çadırlarını kurmaya yardım ediyorum. Sonunda bizimkiler de geliyor ve günün batmasına yakın saatlerde çadırımızın içinde yiyip içiyoruz, önceliği bu yükseklikte kurumaya yüz tutan vücutlarımızı rehidre etmeye, bol sıvı almaya veriyoruz. Karanlık hızla basıyor ve dışarıda hoş olmayan uğultularla esen bir rüzgâr hâkim. Çok derin olmasa da yeterince uyuyup dinlendiğimiz bir gece geçiriyoruz.
Sabah üçte bizimkileri uyandırdım; hava ayaz. Buz gibi havada kaz tüyü ceketlerle tırmanıyoruz, güneş dağın diğer yanında henüz ve ısıtıcı, hayat veren ışınlarının bize varmasına ne yazık ki daha çok var. Rotamız kamptan birdenbire dik başlıyor ve 200 metrelik bir kar- buz kulvarıyla tam yanımızda ve yukarımızda duran, ‘Dablam’ olarak tanımlanan büyük serak buzul duvarının sağına doğru gidiyor. Önümüzde dört kişilik bir ekip var; bir batılı ve üç Sherpa. Sherpa’lardan biri Everest’e ana kamptan 8 saatte tırmanıp dünya hız rekorunu elinde tutan Pemba Dorje!. Rotada kolay yerlerde sabit hattı kullanmasak da, dik ve riskli olduğunu düşündüğümüz her yerde sabit hata giriyoruz. Dablam’ın sağ yanında iki ip boyu kadar mavi, 65 - 70 derece eğimde buz tırmanıyoruz; hava hala çok soğuk ve sert bir esinti karları savuruyor. Neyse ki bu etap sonunda sabahın ilk güneşine ulaşıyoruz, fiili olarak ısıtmasa da güç veriyor!
Fizikken çok iyi ve moralman kuvvetli hissediyorum; sadece ayaklarım çok soğuk, yalıtımlı süper tozluklara rağmen. Umarım donmazlar, her adımda ayak parmaklarımı bot içinde oynatmaya gayret ediyorum. 
Dablam serak bandının üzerindeki ufak düzlükten sonra geçmemiz gereken derin bir bergschrund buzul yarığı var; çatlak tepedeki buz yüzünü alttaki Dablam’dan boydan boya ayırıyor. Bunu geçmemiz çok dert olmuyor. Zirve uzak değilmiş gibi gözüküyor, yaklaşıyoruz sanki! Buz olukları ve keskin sırtlar üzerinde tırmanıyoruz; altımız artık iki kilometre kadar boşluk ve işin fenası, buna çok alıştık, umursamazca davranmaktan korkuyorum. Diklik genelde 55-60 derece kadar ve etap etap daha da dik veya daha da yatık oluyor, aslında çok dik değil ama oldukça devamlı. Kar çok sert değil ve bazen kramponu vurunca ayakaltında çöküyor, dikkat gerektiren türden, helva gibi bir yapısı var. Ama neyse ki genelde iyi ayak izi açılabiliyor bu karda.
Bir noktaya geldik ki, artık sabit hat ipi yok çünkü döşediğimiz ip bitti! Sherpalar ve bizim ufak ekip bir adet ipi sabitleyip tırmanarak ilerliyoruz. Bir kişi çıkıp ipi sabitliyor, herkes de sırayla tırmanıyor. Bu zirveye kadar böyle gidecek anlaşılan. Kramponu vur, buz aletini köküne kadar göm, bir adım daha, bir adım daha! Tüm dağlar çevremizde aşağılarda kalmaya başladı artık, gök koyu lacivert, hatta siyahî. Şöyle bir dönüp geriye, ufka baktım, siyah beyaz keskin dişler gibi dağlar ve derin, kahverengi vadilerde akan gümüş nehirler, Himalayaların ortasındaki bu dev kaya ve buz piramidinin neredeyse doruğundayım. Ve tırmanıyoruz! Mutluluktan öleceğim neredeyse.
Sonunda, 6 - 7 ip boyu sonra artık eğim biraz yattı ve dümdüz, uzunca bir alana ayak bastık, burası Ama Dablam’ın kutsal zirvesi. Birdenbire, tırmanış süresince dağın kuzeyinde kalan ve göremediğimiz Everest kütlesi belirdi, Nuptse, Everest, Lhotse, taa doğuda Makalu, çok daha uzaklarda Kangchenjunga! Cebimde benimle zirveye seyahat eden Lama Geshi’nin verdiği kartı okşuyorum; demek ki seni buraya çıkartmam mukaddermiş. Çok mutlu ve duygulanmış hissediyorum kendimi. ‘Dünyanın en güzel Dağı’nın zirvesinde 40 dakika geçiriyoruz. İnanılmaz bir durum.. Sanki zihnim benden ayrı bir yerdeymiş veya bedenim bana ait değilmiş hissiyatını yaşıyorum, çok garip. Yorgunluk yok, sıkıntı yok, soğuk yok, başka bir evrendeyim.. Rüzgâr bitti ve güneş kavuruyor, yine de hava sıcak değil, –15 filan olmalı ısı. Ayaklarım ise hala çok soğuk.
Bir zirveden daha inmek vakti. Doruğu terk edip ip boyu ip boyu yükseklik veriyoruz. Yolda, güneş iyice sıcakla tınca düz bir yerde durup çantama oturarak botları korka korka çıkartıyorum; ayaklarım biraz hissiz ama neyse ki donmamışlar, sadece çok üşümüşler. Öğleden sonranın ileri saatlerinde 3. kampı topladık ve aşağılardaki vadiye oturmuş bir bulut denizi eşliğinde inişe devam ettik; manzara fantastik denilecek kadar sıra dışı, durup uzun uzun seyretmekten kendimi alamıyorum. Akşam pembelikler içinde basıyor ve karanlık, sarı kulenin biraz altında iplerde inerken yakalıyor bizi; son dik etapları gecenin karanlığında, kafa lambasının parlak led ışığında yapıyorum.
Sihirli bir gece, hava çok durgun. Çadırın ağzı açık uyudum; gece kalkıp kalkıp ay ışığında yıkanan dağımızı seyrettim. Garip bir zihni hareketlilik bana çok uyku vermedi bu gece.
Ertesi gün, tırmanışı sağlıkla ve başarıyla bitirmenin huzuruyla pılıyı pırtıyı toplayıp, son bir kez, külçe gibi çantalarla ana kampa doğru yola koyulduk. Tek tatsız olay, Wally’nin önceki günden beri hissiz olan ayak başparmağının donmuş olmasıydı. Kampta ekibimizin kalanı tarafından krallar gibi karşılandık; Dandi Sherpa o kadar mutluydu ki olduğu yerde zıp zıp zıplıyordu. Sanki biz ondan farklı mıydık?
 
Hikâyenin gerisi zaten her tırmanışın sonu gibi, eve dönüşten ibaret.
 
Tunç Fındık
Kasım 2004, Ankara
 

1284

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun