Hak, hukuk, adalet (3)

24.07.2017         iensar_68@mynet.com

Genel çerçeveden bağımsız olmayan, hatta onu tamamlayan tablonun özelliklerine dair fikirler veren iki olaya değinerek; "Hak, Hukuk, Adalet" yürüyüşü ile ilgili düşüncelerimizi toparlamak istiyoruz.

 

 
Öncelikle Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın başlattığı, 130’lu günleri geride bırakmaya yaklaşan açlık grevine dair birkaç söz edelim… 
Yöntem belli; gazeteci mi konuşuyor, “o gazeteci değil terörist”, açlık grevi mi yapılıyor, 70’nici günlere yaklaşırken, tutukla/tutuklat; “terör bağlantılı”, insanlar mı yürüyor, hak, hukuk, adalet mi istiyor, “teröristlerle iş birliği yapıyor, teröristlerin amacına hizmet ediyor…” Neyse ki, yürüyenlerin sayısı çok olduğu için henüz stadyumlara dolduramadıklarından onlar tutuklanamıyor... 
Sadece açlık grevindeki bu iki insana karşı izlenen devlet politikası bile Türkiye’nin nasıl yönetildiği konusunda genel sonuçlar çıkaracak öneme sahiptir. Bir an önce bu sorunun çözümlenmesi, bu insanların kalıcı sağlık sorunları yaşamamaları için gerekli ve zorunludur… Hukuk, adalet, insanlık, vicdan, ahlak, din-kitap bunu emretmektedir!... 
İkinci olaya gelince… Silahsız, savunmasız, genç bir öğretmenin; Necmettin Yılmaz’ın kaçırılıp katledilmesi… Bu nasıl bir iştir? “Dillerin ve kimliklerin tam hak eşitliği” ilkesine hizmet mi ediyor genç bir öğretmenin katledilmesi!? “Halkların kardeşliğini” gerçekleştirmek için mi öldürdünüz silahsız ve savunmasız, hayallerinin başlangıcında olan genç bir insanı… Barışı buradan mı kuracaksınız? Ne adına, niçin!? Savaşla, ölümle, hiçbir ilintisi olmayan ve binbir çileyle ve imkansızlıklar içerisinde öğretmenlik yapan genç bir insanı hayattan koparmakla hangi değerleri büyüttüğünüzü sanıyorsunuz!? Demokratik-barışçı siyasetin, eşit haklarla bir ülkede yaşamanın yolunu mu açıyorsunuz bu katliamla!? Bir arada, kardeşçe yaşama hizmet mi etti Necmettin Öğretmenin öldürülmesi!? Bu mertçe bir iş değil, bu ahlaki değil, vicdani değil, siyasi değil… Yazıklar olsun… 
“Terörü bitireceğiz” propagandası üzerinden referandumlara gidenler, Demirtaş’ı hapse atarak sivil demokratik siyasetin yolunu kesenler, kapalı kapılar ardından HDP’yi tasfiye etmeyi planlayanlar, bir kez de Necmettin Öğretmenin ölümü üzerinden şapkalarını önlerine koyup düşünmelidirler, düşünmelidirler!…  
Şimdi bu iki olay bile diğer bütün yürüyüş sonrasında Kılıçdaroğlu’nun yürüme nedenlerini anlattığı diğer sorunlarla birlikte düşünüldüğünde, hak, hukuk, adalet talebinin ne denli yakıcı bir talep, tarihsel öneme sahip bir talep olarak Türkiye’nin gündeminin baş sırasında olduğunu göstermektedir. Bugün, eğitimden çalışma hayatına, grev hakkının kullanılmasından düşünceyi ifade özgürlüğüne uzanan ve hayatın her alanında karşımıza çıkan bir yasaklamayla, kısıtlamayla, sansürle ve baskıyla karşı karşıyayız.  Laik, demokratik cumhuriyete, parlamenter sisteme yönelik bir kuşatma ile ve hatta adım adım bir imha planı ile yüzyüzeyiz. Sadece hukuk ve adaletin evrensel özelliklerinden ve niteliklerinden söz etmek artık yetersizdir. Daha somut taleplerle haklar ortaya konulmalıdır. Öncelikle başında devlete karşı ilan edildiği söylenen, ancak son bir yılda sivil hayatın bütün alanlarına yönelik bir baskıya dönüşen OHAL’in, öncelikle ve gecikmeksizin kaldırılması gerekmektedir. Parlamenter, demokratik sisteme geçişin hazırlıkları yapılmalı, tek adama dayalı sistemin Türkiye’ye kazandıracağı hiçbir şeyin olmadığı somut olarak ifade edilmelidir. Komşularla ilişkiler; barış içerisinde bir arada yaşama, karşılıklı yarar ve içişlerine karışmama evrensel ilkesine bağlı olarak yeniden düzenlenmelidir… Ana sınıflardan başlayarak üniversitelere değin, eğitimin çağdaş, bilimsel, demokratik ve laik bir eksende yeniden düzenlenmesi talebi ve ihtiyacı sürekli ve çeşitlendirilmiş araçlarla, sonuç alıncaya kadar tartışmaya açılmalıdır. Bu, gelecek Türkiye toplumunun niteliği açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Irkçılık, şovenizm, mezhepçilik, eğitim müfredatından titizlikle uzaklaştırılmalıdır. Dilleri, halkları, ulusları, inançları ve mezhepleri birbirine karşı kışkırtmanın zeminine hizmet edebilecek ifadeler ve anlayışlar programlardan temizlenmelidir. 
Kültür, sanat, bilim gibi, çalışma hayatı gibi toplumun bütün alanlarının ve ilişkilerinin demokratikleştirilmesinin bir ülkenin geleceği açısından taşıdığı önem ısrarla vurgulanmalı ve bir program düzeyine yükseltilmelidir. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüne yönelik ve bütün siyasetçilerin demokratik siyasette rol oynayan, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere milletvekillerinin ve diğer siyasetçilerin serbest bırakılarak, barışçıl, demokratik siyaset alanının güçlendirilerek, yeniden toplumsallaştırılması için çalışmalar yapılmalıdır. 
Artık çatışmalardan, silahtan, ölümden, bu ülkenin sadece ve sadece zarar gördüğü; çatışmacı söylemlerin, düşmanlığı, kini, nefreti yeniden üreterek bir imha kültürü haline yükseldiği, yükselme potansiyellerini güçlendirdiği görülmelidir. Barışı esas alan, kardeşleşmeyi esas alan yeni bir dil ve söylem üzerinden yıllardır süren bu çatışmanın ve silahlı mücadeleyi tek yöntem olarak gören anlayışların tasfiyesine, onun yerine demokratik ve barışçı siyasetin kardeşleştirici, bütünleştirici, birleştirici rüzgarının egemen kılınmasını esas alan bir paradigmanın programlaştırılması öncelikli çalışmalardan olmalıdır. 
Hak, hukuk, adalet isteyenler ve verili duruma “hayır” diyenler, laik, demokratik cumhuriyeti savunanlar, emeğin hak ve özgürlüğünü isteyenler, kısacası, kardeşlikten ve barıştan çıkarı olan tüm ülke güçleri; dilimizin döndüğünce ifade etmeye çalıştığımız ve kuşkusuz eksik bıraktığımız düşünceler etrafında, birleşik ve örgütlü bir yapılanmayı gerçekleştirmek gibi tarihsel bir görevle karşı karşıyadırlar… 
Gecikmeksizin ve kendi gücümüzü küçümsemeden, her insanın düşünce ve katkısının değerli olduğunun inancı ve bilinci ile elimizi taşın altına koyarak sorumluluk yüklenmenin zamanı geldiğini söyleyebiliriz.

612
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER