Halkı aptallaştırmak

07.01.2015         tsavas@comu.edu.tr



“1944 yılının yılbaşı akşamı Nazi rejiminin en üst propagandacısı en iyi yapabildiği şeyi yapıyordu:
“halkı aptallaştırmak”,
diye yazıyor Peter RAU, “Junge Welt” gazetesinde. Ve devam ediyor, “Yılbaşı nedeniyle radyodan yaptığı konuşmada bir kez daha “yeminle” zaferi müjdeliyordu”. Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in söyledikleri içerisinde şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim:
“Savaş bizden nasıl bir bedel isterse bunu vereceğiz, ancak sonucunda iki kat, üç kat kazançlı çıkacağız.”
RAU’un diktatörlük propagandasını nasıl tanımladığına dikkat ettiniz mi? “Halkı aptallaştırmak”, neden “halkı aptal yerine koymak” değil? Gayet basit, halkı aptal yerine koyabilirsiniz ama halk aptal değildir ve kendilerini felakete sürükleyen oyunu bozar. Ancak öyle olmadı, biliyorsunuz. Hatta Goebbels bunları söylerken Nazi’ler savaşı çoktan kaybetmişlerdi. Buna rağmen Alman halkı “kanmaya” (!) devam etti.
Ne yazık ki modern zamanlarda da benzer yöntemler kullanılmaya çalışılıyor ve yine ne yazık ki başarılı da olunuyor. Belki Nazi dönemi kadar kolay değil diye düşünebilirsiniz. Yoo, öyle düşünmenizi gerektirecek hiçbir şey yok. Yani iletişim araçlarının artması yöntemi hem olumlu hem de olumsuz etkileyebilir.
Tabi yöntemin başarılı ya da başarısız olması noktasında başka faktörler de devreye giriveriyor. Milletin onur, şeref, haysiyet gibi sözcüklerden ne anladığından tutun da aç mı tok mu olduğuna kadar birçok faktör; aç bir insan için onur, şeref, haysiyet gibi sözcüklerin anlamı kalmayıveriyor bazen.
Türk insanı nasıl bu konularda?
Ben ahkâm kesecek değilim, ancak Cumhuriyet gazetesinden Nilgün CERRAHOĞLU’nun paylaştığı “Türkiye’yi anlama kılavuzundan” aktarabilirim. Özetle Türk insanının çok büyük bir kısmının dar çevrede yaşadığını, haber kaynağının ise televizyon olduğunu ifade ediyor “kılavuz”. O halde aptal kutusunu ele geçiren Türkiye’yi ele geçirir! Hele ki aptal kutusunda biraz da, eski bir bakanımızın deyimiyle “makara, bakara” türünden bir şeyler gösterir ve yaptığınız her tür “faaliyete” dini bir açıklama bulursanız; kim tutar sizi!
Ne yazık ki aydınlanma çağında böyle bir Türkiye gerçeği var karşımızda. Şimdi böyle bir Ülke gerçeğinde akademinin çok farklı olmasını bekleyebilir miyiz?
Aslında bekleyebiliriz. Örneğin ABD’de halkın büyük bir kısmı için “cahil” deniyor ama akademilerine baktığınızda bilimin önderliğini yapıyorlar. Muhtemelen ABD’nin kuruluşundan ve akademik geleneklerinden kaynağını alan bir durum söz konusu orada; bizde olmayan türden…
Ne yapmak lazım?
Öncelikle halkın “yığın” olmaktan kurtarılması, halkın bireylerden oluşması önemli. Bunu başarmak için hem psikolojik hem de sosyolojik alanda çalışmak gerekiyor. Eğitim alanında ise “halkı aptallaştırmak” için yapılan düzenlemelere karşı çıkmak, çağcıl, aydınlanmacı, ilerici bir eğitim için mücadele etmek...
Hey Goebbels’in halefleri, Goebbels’in sonunu biliyorsunuz değil mi?

1628

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun