Hangi üniversite ile?

21.04.2015         tsavas@comu.edu.tr



Kılıçdaroğlu geçtiğimiz Pazar günü seçim bildirgesini açıkladı. Tabi en çok kulak kabarttığım yer üniversiteler konusundaki açıklamalarıydı. Özetle aşağıya alıyorum:
“Üniversiteleri bilgi üretim üssü haline getirirseniz bu ülkeyi bilgi toplumuna taşırsınız. 2. Dünya Savaşı sona ermiş,Almanya’da taş taş üstünde değil. Amerikalı general Alman generale söyler, siz artık sırtınızı zor doğrultursunuz. Bunun üzerine Alman general Amerikalı generale tarihi bir söz söyle; evet, Almanya’da taş taş üstünde kalmadı, her şey yakıldı yıkıldı, ama bir şeyi sakın unutmayın, Almanya’nın üniversiteleri ayakta. Eğer bir ülkenin üniversiteleri bilgi üretmiyorsa siz o ülkeyi bilgi toplumuna taşıyamazsınız. Üniversitelerin bilgi üretmesi için ne yapacağız? Bir, 12 Eylül darbe ürünü olan YÖK’ü kesinlikle kaldıracağız. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı mekânlar yapacağız üniversiteleri. Koskoca üniversite hocaları kendi rektörlerini neden seçmiyorlar? Neden Cumhurbaşkanı atıyor? Bunu da kaldıracağız.”
Bir iki noktada itirazım saklı kalmak üzere altına imzamı atarım. Ancak Amerikalı ve Alman general diyalogunun Türkiye açısından örnek olması mümkün değil. Alman general diyor ki, Almanya üniversiteleri ayakta…
… ya bizde?
Birkaç üniversite ile bazı bilim insanlarımızın bireysel gayretlerini koyun bir kenara, üniversite mi var? Üniversite diyebileceğimiz üniversitelerde dahi gerileme var. Örneğin gururumuz ODTÜ Türkiye’de birinci sırada ama Dünya’daki sıralaması geriliyor. Mümkün mü zaten ülkenin bir kurumunun genel konjonktürden etkilenmemesi… Evet, Ankara’da, İstanbul’da hocalar var ama ne yazık ki yeterli değil. Sistem siyasilerin iki dudağı arasında olursa eninde sonunda aşağıya yuvarlanmak zorunda, ne yazık ki en iyisi bile…
Ekonomik büyümeyi falan geçin; ama sağlıklı bir kalkınmanın, çağdaş bir gelişmenin motorunun üniversitelerin üniversite olmasından geçtiğini herkes teslim edecektir. Refah toplumuna giden yol üniversitelerden geçer; üreten üniversitelerden…
Üniversitelerimiz ne yazık ki neredeyse askeri bir hiyerarşi ile yönetiliyorlar. Rektörlerin geniş yetkileri, insani zaaflarına engel olamadıklarında üniversite içerisinde bileşenler için hayatı çekilmez hale getirebiliyor. Bu anlamda çalışan çalışmayan ayrımı yapılmıyor. Toplumumuzun iliklerine giderek daha fazla işleyen ayrımcılık ve ötekileştirme nihayetinde üniversite medyumunu da zehirliyor. Özellikle siyasiler karşısında öyle bir duruşu var ki sevgili hocalarımızın, siyasiler üniversitenin iç işleyişine karışabiliyorlar.
2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu üniversitelerin bilimsel açıdan özerk olduğunu söylüyor. Ancak ne yazık ki mali ve idari açıdan da özerk olması gereken üniversitelerimiz bilimsel olarak dahi özerk değiller. Bilim alanınızdan doğru iktidarın hoşuna gitmeyen görüşler ifade ederseniz, velev ki bunlar bilimsel bulgular olsun, rektörünüz size derhal soruşturma açabiliyor.
Bakın tüm bunları rektörler tek başlarına yapmıyorlar elbette. Şimdi duyuyoruz, bir koltuk kapabilmek için rektörün kapısında yatanlar varmış; kapıdan kovulup bacadan girenler oluyormuş… Benim bunu anlamam mümkün değildir. İşte bu akademik onurdan yoksun olanlar rektöre her şeyi yaptırırlar. Dalkavukları bilirsiniz; hani şu yeni kral geldiğinde “kral öldü, yaşasın yeni kral” diye bağırtanlar. İşte bu onursuzların bu dalkavuklardan pek farkları yoktur. Bunlar eski kral zamanında da kraldan fazla kralcı olurlar, yeni kral zamanında da…
Bunlara izin vermemek lazım, ama nasıl?
Üniversite kültürünü başat hale getirmeden hangi sistemi getirirseniz getirin başarılı olamazsınız. Aslında çok zor değil. Humboldt üniversitesi geleneğinden gelen Batı üniversitelerindeki uygulamalara bakılabilir. Ki bu üniversitelerde de sorunlar var ancak sorunlar sürekli olarak sistemli bir şekilde ele alınıyorlar ve çözüm üretiliyor.
Bizim gibi bir ülke bu sistemlerin üniversiteden yana en katısını getirebilir ve sürdürebilirse başarılı olabilir.
Liyakat!
Başka bir şey değil, kardeşim, bilimsel liyakat… Yükselmeler ve atamalar katı bir şekilde, her bilim alanının kendisinin bilimsel çalışmayla belirlediği bilimsel ilkeler, ölçütler doğrultusunda yapılırsa ve bu ölçütlerde çıta, koşullar elverdiğince yüksek tutulursa başarılı olunabilir. Bunun yanında idari görevlerde yetkileri kısacaksınız ve idarecilere üniversitenin bilimsel çıktılarını soracaksınız, işte o zaman sanırım herkes idareci olmak istemeyecektir. Bir kere liyakat elde edebilmek için öyle rektörün kapısında yatmaya falan vakti olmayacaktır. Öte yandan ağırlaştırılmış sorumluluğu herkes üstlenmek istemeyecektir.
Görün bakın bu gün onu asalım, bunu keselim diyenler kalıyor mu ortada. Bu sistemi değiştirilmeyecek şekilde kurarsanız bir süre sonra üniversitelerde gerçek bilim insanlarının süzüldüğünü göreceksiniz.
Bilim, akademi bir yaşam biçimidir!

1296

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun