Hayat faça vermeye başladı…

01.12.2015         gemici@yandex.com

Geri dönmez. Sol ayağım çekmeye başladı. Zaten ne çekerse “solum” çekiyor…

 Yıllar önce “My left Foot” (Sol ayağım) diye bir film seyretmiştim. Doğuştan felçli, sadece sol ayağı çalışan bir insanın hayatını anlatıyordu. Mahalle maçında penaltı olduğunda, penaltıları ona attırıyorlardı. Onun “sol” ayağı sağlamdı.

Sol baldırımdan belime bir hat çekmişsin de, malzemeden çalıp sanki biraz kısa kesmişler… Çekiyor… Çekmesi bir şey değil aslında. Hayat çekerken insanın “sol” ayağının çekmesi hiçbir şey…

Biraz ağrı, biraz acı insana yaşadığını fena halde hissettiriyor… “Ben buradayım, yaşıyorsun” hatırlatmaları... Hatırlanacak onca şey varken…

Oturmak, kalkmak, yatmak hiç çekici gelmiyor… Sürekli ayakta olmak gerekiyor. Memleketimin bir avuç temiz yüzlü solcu insanları gibi… Sürekli ayaktayım! Zaten hiç oturmadık ki… Bu çekmenin böyle de bir eylemsel yanı var. Kendimi “zorunlu eylemci” gibi hissetmeye başladım…

Beni bu dertten kurtarmaya gönüllü eczacı arkadaşlar mevcut. Kolaylarına gelip basıyorlar kalçadan iğneyi. Zımba gibi oluyorum… Kasım güneşi de adamı arkadan itekliyor… Kangırlı altına, uykudaki iğdelerin yanına… Kasım çıplaklığına…

Biliyorum; bu daha başlangıç, yaşa endeksli… Memleket havası gibi zorlu bir inişin daha başındayız. Çöktüğü noktaya kadar devam…

Yakınlarımın teşhisi tamamen bilimsel yaklaşımın ürünü… Yer çekimine bağlı bir çekme… Kütle ile doğru orantılı bir mevzu. Kardeşim, oğlum “biraz kilo ver, fit ol” ısrarlarına karşı geliştirdiğim “ama sağ ayağımda bir şey yok” karşı tezi ile direnmeye çalışıyorum. Onlara kalsa Haziran’da sanki bikini giyeceğim…

Kışın olmasa bile yaz ve bahar aylarında bir Çanakkaleliyi tanımak gayet basittir. Sırtını denize döner öyle oturur… Belki de “şeker pembesi” rengine vurgun olmaları, maviye olan doygunluklarındandır…

İnsanı oluşturan parçaların süreç içinde “kendine” isyan etmelerinin tabi ki zamansal bir gerekçesi olabilir. Lakin ben bunun altmışlardan sonra başlamasını planlamıştım. Ona göre “yaş” planlaması yapmıştım…

40’da gözler gidecek… 50’de dişler terk etmeye başlayacak, ilk dolgu kutlamaları yapılacak v.s… v.s… v.s…

60’tan sonra kopsa ne olacak? Tanık olduğumuz eziyet, insansızlık, vurdumduymazlık, aç gözlülük, ilkellik, yalan yeterli oluyor…

İyi şeylerde olmuyor değil…

Yaşadıklarımız…   

-geMici-

gemici@yandex.com

BATI-feneri ÇAKMAYA DEVAM EDİYOR…

 

 

 


832

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun