Herkes bir gün mutlaka …..’cı, …..’lı olacak

20.06.2016         tkoc@comu.edu.tr

Geçen haftaki yazımı; “Haydi, gelin inadına ÜRETELİM.” diyerek bitirmiştim. Sonradan anladım, ne kadar tehlikeli bir şey söylemişim.

 

 

            Evet, üretmek bizi güzelleştiriyor. Ama burada kalmıyoruz ki. Bir de emeğimizin karşılığını yani ürettiklerimizden hakkımızı istiyoruz. Bak işte sorun tam da burada başlıyor. Yoksa hasta olmak ve hatta ölmek pahasına üretmemiz hiç sorun değil hatta çok iyi bir şey. Ürettiğimiz artıkdeğeri emperyalizm ve/veya taşeronları yağmaladığı sürece sorun yok. Sorun emeğimizin karşılığını almak istediğimizde çıkıyor.

            Emperyalizm/kapitalizm için ölesiye üreteceksin fakat emeğinin karşılığını istemeyeceksin.

            Dostlar siz hiç emperyalistlerin aralarında inanç, milliyet, etnik köken, kültürel geçmiş, memleket, devlet ve başka konulara göre aralarında çatıştıklarını gördünüz mü?

            Göremezsiniz.

            Emperyalizmin çatışması pazar, artıkdeğer, piyasaya hakim olmak gibi kavramlar üzerinden olur.

            Siz hiç inanç, milliyet, etnik köken, kültürel geçmiş, memleket, devlet ve başka konulara göre kendini tanımlayan sermaye gördünüz mü?

            Göremezsiniz.

            Çok bildik bir ifadedir; Sermayenin dili, dini, milliyeti, etnik kimliği olmaz.

            Sermaye karına yani artıkdeğerden daha fazla pay almasına bakar.

            Bütün bu yazdıklarımı herkes çok iyi biliyor. Bence bu kavramları benden daha fazla biliyorsunuz.

            İyi de o halde biz emekçiler neden kendimizi inanç, milliyet, etnik köken, kültürel geçmiş, memleket, devlet ve başka konulara göre tanımlıyoruz?

            Sermaye kendisini “Emek-sermaye çelişkisinden” doğru konumlandırırken biz neden bu şekilde davranmıyoruz?

 

            Öncelikle kısaca neden bu konuyu ele alma ihtiyacı hissettim ondan bahsedeyim.

            Eğitim Sen olarak düzenlemiş olduğumuz 15-16 Haziran 1970 İşçi Direnişinin güncel emek mücadelesinde güç kaynağı olması amaçlı olarak düzenlemiş olduğu “Güzel günler 2” etkinlikleri kapsamında “Çoban Ateşlerinin Yandığı Yerde Kavel’de” belgeselini izledik ve yönetmenleri Birgün Gazetesi Yazarı Zafer Aydın ve Melih Biçer ile konu üzerinde sohbet ettik. Çok öğretici bir paylaşımdı.

            Belgeselde ikramiyesi ödenmeyen Kavel Kablo Fabrikasında ikramiyeleri ödenmeyen işçilerin yaptıkları GREV ile (1963) anayasada olan fakat yasası çıkarılmayan GREV haklarını nasıl kazandıkları anlatılıyor.

            “Çoban Ateşlerinin Yandığı Yerde Kavel’de” belgeselinin bir yerinde emeğinin karşılığını isteyen işçiler “Komünist” olmakla “suçlanıyorlar”. Devamında bozguncu, vatan haini ve başka suçlamalar geliyor.

            Bir siyasi düşünceden olmak suçlama gerekçesi olarak kullanılabilir mi bunu tartışmayı bir kenara bırakıyorum.

            Benim dikkat çekmek istediğim elli yıl önce emperyalizmin kullandığı yöntem güncel yöntemlerine nasıl benziyor.

            Bu gün emeğinin karşılığını isteyen ve hakları için mücadele edenler ne ile suçlanıyor?

            Güncel nefret söylemlerinden seç seçebilirsen: Komünist, solcu, ateist, Ermeni, Kürt, alevi, kızılbaş, Rum, gavur, Yahudi, eşcinsel, …, …, …, daha onlarca nefret söylemi.

            Haksız olduğun ve çirkinliklerini, cinayetlerini, sömürünü örtmek mi istiyorsun?

            Seç beğen al ve istediğin gibi kullan.

            Nefret söylemi olarak kullanıldığında her biri bir suç olan bu yaklaşımı istediğiniz gibi kullanırsınız.

            Dostlar haydi emperyalizm “Böl ve yönet” yaklaşımından doğru bunu yapıyor. Amacı sömürmek olduğu için kendince haklı denebilir.

            İyi de; emek, demokrasi ve barış mücadelesi verdiklerini iddia edenler neden bu kavramları kullanıyorlar? Ya da emek, demokrasi ve barış mücadelesini bu kavramlardan herhangi birisinden hareketle vermeye çalışıyorlar.

            Dostlar bana göre emek, demokrasi ve barış mücadelesini “Emek-Sermaye çelişkisinden” başka bir temelden vermek hep emperyalizmin işine yarayan yaklaşımdır. Emek, demokrasi ve barış mücadelesi sınıf çelişkisinden hareketle verilebilir.

            Emek, demokrasi ve barış mücadelesi sınıf temelinden uzaklaştığında zayıflar ve aslında bu mücadelenin içinde olması gereken emekçilerin birbirine kırdırılması şartları oluşur.

            Emek, demokrasi ve barış mücadelesine katkı yapabilecek tek şey bilimsel bilgi ile metodolojidir.

Konu bu zeminden uzaklaştığında görüntüde emek mücadelesi gibi görünen işlerin emperyalizmin işini kolaylaştırıcı bir konumda olması yani emek düşmanı merkezlere hizmet etme olasılığı yüksektir.

Dostlar bana göre bu konu esas üzerinde konuşmamız gereken konudur.

Haydi, yaptığımız işleri sınıf mücadelesine hizmet etme ölçeğine göre değerlendirelim.

Haydi.

 


655

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Tarih yerine AVM
18.01.2017    2501
Çanakkale’de su kesintisi
19.01.2017    882