ISISIZLIĞIN ORTASINDA

15.12.2013         ercan@manyapi.com



Kamp alanına vardığımızda hava kararmak üzereydi. O kadar da söyledim Emrah’a bırakalım aracı artık diye. Dinler mi hiç ne de olsa yirmi yaşında bir delikanlı, macera peşinde koşup duruyor. Yok abi daha gideriz sür, yok abi bu taraf daha uygun, ee ne oldu tabii ki de kara battık. Ne olacak şimdi dağın başında öylece bırakacak halimiz yok ya aracı. Gerçi nisan ayında bu yolu bizden başka kullanan olmaz ya neyse bunun birde dönüşü var. Yorgun argın araç ile uğraşmak daha zor. Emrah alsana daha uygun yol hadi fırla da kar altında taş ara şimdi. Sen dua et hava güzel yoksa kırardım kafanı ama neyse oldu bir kere. Elini çabuk tut bir saat içinde kampı kurmamız lazım ona göre.
 
 
 
Kampı kurmakta gecikmemizin sebebi işte bu yaşadıklarımız. Ama olsun kamp alnındayız ya gerisini boş verin. İki günde de olsa kendimleyim artık.
öylesine güzel ki anlatmaya kelime bulamıyorum.
 
 
Kampı karla kaplı bir yamaca kuruyoruz. Ara sıra başımı kaldırıp Tunç Dağı’nın zirvesine bakıyorum etrafımızda ki tek bulut orada. Hava kararmadan akşam yemeğini hazırlayıp Emrah’a sesleniyorum. Yaşadıklarımızı çoktan unuttuk. Dağın bizi kabul ettiği, kucağını açtığını anlıyorum. Koyu bir sohbetin ardından sabaha karşı dörtte görüşmek üzere deyip çadırıma çekiliyorum.
 
Sıcak bir kahve hazırlayıp dışarı çıkıyorum. Şimdi dağda olmanın bu kadar kahrı çekmenin mükâfatını alma zamanı. Gökyüzünde milyonlarca yıldız öylesine parlak ki anlatamam. Sanki başka bir evrende başka bir zaman dilimindeyim. Oysa şunun şurasında şehre iki saatlik yolumuz var. Günlük koşuşturmanın, dert ettiğim onca şey burada anlamını çoktan yitirmiş. Cep telefonum çekmiyor, etrafta hiç radyo dalgası elektromanyetik alan neredeyse yok. Doğanın sesinden başka çıt çıkmıyor. Dağdan ara sıra ürkütücü sesler gelse de umurumda değil. Bir anlığına Ağrı Dağı’nda, cehennem deresinden gelen sesleri hatırlıyorum. İlk duyduğumda korkmuştum ancak sonradan insan sesinden daha yakın bulmuş ve sevmiştim. Dağ konuşur dediğimde insanlar bana garip garip bakıyor evet dağ konuşur onunda kendine has bir sesi var.
 
 
Üşüdüğümü anlayıp çadırıma giriyorum. Altımda yarım metre kar var. Uyku tulumunun içine girip çadırın tavanına bakıyorum uzun uzun boş gözlerle. Beynimin içinde onlarca soru beliriyor. Ne işim var burada? Aradığım ne? Yoksa büyük şehir aydınlarının yaşadığı bir travma mı bu? Neyse kendimi daha fazla hırpalamak istemiyorum. Yeniden dışarı çıkmak istiyorum. Ancak hava eksilerde, iki metre karelik çadırda yeniden giyinip dışarı çıkmak hiçte kolay değil üşenip vaz geçiyorum. Çantama uzanıp kitabımı alıyorum. Tunç Fındık’ın Everest tırmanışı sırasındaki güncesini kafa lambamın ışığında okumaya koyulurken bir yandan da dünyanın çatısına çıkmanın hayallerini kuruyorum.
 
“Artık tüm dünya boz bulanık görünüyor, gece bitti bitecek. Himalaya dağlarının çok ötesinde, beklide yüz kilometre uzakta gri kümülüs bulutları kule gibi on binlerce metreye yükseliyor, soluk dağ sabahında şimşekler hala çakıyor. Sert bir rüzgar başladı, hem de hiç kesintisiz esiyor. Umarım hava daha da bozmaz.
         Oksijen maskesi takmama rağmen, tırmanışın çok yorucu olmaya başladığını hissediyorum. Her adımda beş altı kez nefesleniyorum. Boğazım kuru hava yüzünden dağlandığı için deli gibi öksürüyorum. Yükseklik 8700 metre üzeri olmalı. Keskin ve dik bir sırt üzerinden çıkıyorum. Burada sabit hat ya da emniyet yok. Güvenli gidebilmek için kazmamı buza çok sert vuruyorum bu da çok çaba gerektiriyor. Solumda çok aşağılarda buzulun köpek balığını andıran çatlaklarını görüyorum. Sağımda ise dev bir yamaç Kangshung yüzüne göz alabildiğine gidiyor. Oksijenlikten yavaşlamış beynimle tam algılamadan bakıyorum bu manzaraya.
 
…dünyanın en yüksek noktasına adım adım ilerliyorum. Buza çekmiş kranponlarım altımda gıcırdıyor. Hava tamamen açık, 360 derece manzaradayım artık. Tüm Himalaya işte burada ayaklarımın altında. Ana tanrıça beni huzuruna kabul etti. Bundan sonra beklide yüksek dağlara çıkacağım ancak hiç bu kadar anlamlı olmayacak..
 
 
 
Tunç’un yazdıklarını burada buzun üzerinde bir çadırın içinde okudukça sanki oradaymışım, başka gezegendeymişim hissine kapılıyorum. İşte o an ıssızlığın ortasında yapayalnızım.
 

1564

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun