İŞTE O ZAMAN, O TOKAT, O KADAR RAHAT ATILAMAZ...!

22.12.2021         eren.asnaz82@gmail.com



"Çarşıda, pazarda, sokakta, hastanede... hep gördüğüm adama basın mensubu diyorum abi ben..." Genç arkadaşın bu ilk cümlesini bir basın emekçisinde (muhabirde) her zaman olması gereken yön olarak düşünmüşümdür. Özellikle `hak haberciliği, eleştirel habercilik...` anlamında toplumsal kaygılarla hareket etmek, yanlışı düzeltebilmek mesleğin tadıdır. Eleştirel haber, basın sektörünün mesleki bir getirisi değil, toplumun bir parçası olarak kendi yaşamını da kolaylaştırmak için atılan bir adımdır. Özellikle elde edilen toplumsal kazanımları ve yaşanan sorunların ortadan kalkmasının getirisini yerel bir basın mensubu kent yaşamında çok daha somut yaşar. Böyle düşünen bir basın emekçisinin ekonomik krizin derinleştiği, toplumsal kaygıların arttığı bir dönemde elbette toplumsal yaşamın gelişiminden kendini soyutlaması mümkün de olamaz. Yani hak haberciliği ve eleştirel habercilik kavramlarını benimsemiş bir basın emekçisi, aynı zamanda sesini duyurmak isteyen tüm toplumsal kesimlerin de sesi olmak için mesleğini icra eder. Bu yüzden de basın ve basın özgürlüğü kavramları tarihten bu yana `demokratik sistemleri ayakta tutan en önemli dayanaklardan biri` olurken, günümüzde de böyle görülmeye devam ediyor... 
 
İŞTE ÇELİŞKİ DE BURADA BAŞLIYOR... Yani, hem ekonomik, hem sosyal, hem kültürel... anlamda kendi sorunlarına eğilemeyen, hatta tüm toplumsal sorunların altında ezilmişliğini kabul etmiş, sinmiş basın emekçilerinin hala toplumun gelişiminde rol alması (alabilmesi) çelişkisi... 
 
`O KADAR GEZİYORSUNUZ İYİ DE PARA ALIYORSUNUZDUR...?`
Genç arkadaşın, `O kadar geziyorsunuz iyi de para alıyorsunuzdur...?` cümlesi ise basın emekçisi için çelişkilerin temelinde büyük ekonomik kaygıların olduğundan bihaber olduğunu gösteriyor. Üniversite mezunları başta olmak üzere milyonlarca gencin işsizlikle karşı karşıya kaldığı bu günlerde, işsizlikten payını ise en çok iletişim-gazetecilik mezunu ya da, yıllardır kendini mesleğine vermiş (alaylı) genç basın emekçileri alıyor. Her ne kadar haberciliğin tarihsel misyonu `demokrasinin temel taşını korumak, toplumsal kazanımların önünü açmak...` olsa da, günümüzde asgari ücretin yükselmesini dört gözle bekleyen, `bu kadar işsizlik içerisinde yarınım var mı? Mesleğimde devam edebilir miyim...` kaygıları ile yaşayan basın emekçilerinin eleştirel-hak haberciliğini benimseyerek böyle büyük bir misyonun parçası olmasını beklemek gülünç görünüyor. 
 
PEKİ BU SADECE SİSTEMİN GETİRİSİ Mİ? Elbette medyanın tekelleşmesi, tekelleşen medyanın (ulusal ya da yerel) günümüzde siyasi atmosfere daha fazla eklemlenmesi, basın emekçilerinin bu siyasi eklemlenmenin en küçük yapısı haline gelerek düşünme ve özgür hareket biçiminin elinden alınması, işsizlik başta olmak üzere ekonomik kaygılara saplanması... en öncelikli sebepler. Ancak bunun yanı sıra, genç basın emekçilerinin ekonomik ve sosyal hakları için ortak hareket etmek yerine, bireyselleşen yaşam biçiminden nasibini alması, sosyal, ekonomik ve sendikal haklarından bir haber olarak mesleğine devam edebileceğini düşünmesi, tüm haklarını gelecek yeni bir iktidarın kendilerine pasta olarak sunacağını düşünmesi de... bu sebeplerin başında geliyor. 
 
"ABİ YİNE TOKAT YEMİŞSİNİZ...?"
Genç arkadaşın son olarak, `Abi yine tokat yemişsiniz?` sözü ise basın emekçilerinin bugünkü durumunu en net özetleyen cümlesi. Basın emekçisine atılan tokat her ne kadar medyaya yansıdığı için eleştiri ve kınamalara sebep olsa da, sorun yalnızca kendini bilmez, egoist, hasta... bir kişiliğin ani öfkesi değil... Basın emekçilerinin tüm ekonomik ve sosyal sıkıntılar içerisinde ne kadar ezildiğini ve bu ezilmişliği ne kadar kabul ettiğini gösteriyor. Gençler, her gün artarak ülkeden ve gelecekten ümidinin kalmadığını daha yüksek sesle söylüyor. Seslerine en çok ses olmasını bekledikleri genç basın emekçileri ise işlerinden ve geleceklerinden kaygılı bir şekilde, her gün (farklı ve kabullenmiş) bir biçimde tokat yemeye devam ediyor. İşte bundan çıkmanın tek yolu ise belki de biz genç basın emekçilerinin eleştirel haberciliği, hak haberciliğini benimsemekten vazgeçmemesi... 
 
YANİ BİR NEVİ ÇELİŞKİYİ KAZANIMA ÇEVİRMEK. Nasıl mı? Bireysel kazanımların günü kurtardığını unutmazsak, hak haberciliği ile elde edilebilecek toplumsal kazanımların biz basın emekçileri için de geçerli olacağını unutmazsak, haberlerde gösterdiğimiz dayanışmayı kendi sosyal haklarımız içinde gösterebilirsek, haklarımızdan haberdar olup toplumla beraber kendimizi de haberdar edebilirsek... İşte o zaman atılan tokadın hesabını hep beraber sorabiliriz ve İŞTE O ZAMAN, O TOKAT, O KADAR RAHAT ATILAMAZ...!

4151

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER