KALABALIĞIN KİTLE OLMA ÖYKÜSÜ

24.04.2020         husnukurtulus@hotmail.com

Geçtiğimiz haftalarda ülkemizdeki özellikle büyükşehirler de sokağa çıkma yasağı ilanı sonrası insanların market ve bakkallara akın etmesine, sosyal mesafenin ortadan kalkmasına, telaşlı ve kontrolsüz kalabalığa tanık olduk.

 

 
İnsanların bu şekilde kontrolsüz davranmasını ve korona virüsü salgını ile ilgili uyarılara uymamalarını nasıl açıklayabiliriz? Konunun önemli bir olgu olduğu kesin, peki herkesin gözleri önünde gerçekleşmiş ve naklen yayınlanmış olay ile ilgili ne diyebiliriz?
Sosyal psikolojinin inceleme alanında bulunan “kitle” kavramının –barındırdığı çokluğa rağmen-  konuyu ele alıp, irdeleyebilmek adına işimizi kolaylaştıracağını söyleyebilirim. 
Fransız sosyolog ve Antropolog Gustave Le Bon; kitleyi,  birbirinden farklı yapı ve karakterdeki insanların bir araya gelip “kollektif” bir ruh kazanarak, kontrolsüz ve her an ne yapacağı belli olmayan kalabalıklar olarak tanımlamıştır. 
Filozof Jean Baudrillard ise “kitleler toplumsala ait olmadıkları gibi toplumsalı yansıtabilmekten acizdirler, kitlelerin üzerine düşerek kırılan şey, toplumsal adlı aynadır” diyerek, kitle ve kitlesel hareketlere son derece olumsuz bir anlam yüklemiştir. Ona göre; Kitleler, -özellikle günümüzde- kitle iletişim araçları ile manipüle edilerek rasyonel davranma edimleri elinden alınmış kalabalıklardır.
Kitlesel hareketleri oluşturan kalabalıkların homojen olup olmadığı konunun bir başka yönüdür. Bu konudaki yazın; kitle kavramının homojen bir yapı olmadığı, son derece heterojen olduğu halde dış gruplar tarafından homojen olarak algılandığını dile getirmektedir.
“Beliren Norm” kuramı ise; kitlelerin başıboş kalabalıklar olmadığı, kitlesel süreçte insan kalabalığının, “tekrar ve tekrar” norm ürettiği ve çoğunluğun, yeni oluşan norma göre hareket ettiğini savunmaktadır. 
20.yy’da büyük kitlesel ve toplumsal olaylara tanık olduk, ülkemizde ve tüm dünyada kitlesel hareketlerin olumlu yada olumsuz birçok sonucu oldu. 21.yy da kitlesel hareketler hız kesmedi ve kesmeyecek gibi görünmektedir. Bu durum kitle olgusu ile ilgili sosyolojik ve psikolojik araştırmaların çoğalması gerektiğinin de göstergesi…
Son derece basite indirgeyerek bahsettiğim kitle kuramlarının ışığında, yaşadığımız en güncel kitlesel olay olan, sokağa çıkma ilanı sonrası “sokakları dolduran insan kalabalığının” dinamiğini analiz ederek yazıma devam etmek istiyorum.
Sokağa çıkma yasağı gece yarısından sonra geçerli olacaktır denildikten hemen sonra, “bir yönden” hazırlıksız yakalanan insanlar, ilk önce temel ihtiyaçlarını karşılamak adına sokağa çıkıp alışveriş yapmak istemişlerdir. Sokağa alışveriş için çıkan her kesimden, farklı görüşten ve farklı yaşlarda insanlardır. Kalabalık artınca; “ya yiyecek kalmazsa”, “sokağa çıkma yasağı uzarsa”, “yiyecek bulamazsak” gibi düşünceler, insanlar arasında konuşuldukça kendi normunu tekrar tekrar üretmeye devam etmiştir. Kitle içerisinde, yaygın hakim duygular; panik, endişe ve korkudur. Sürecin ilerleyen aşamalarında “belirsizlik” yeniden ve yeniden sahnelenmekte, kitlenin “kollektif ruh halini” korku ve panik gibi duygularının hakim olmasını sağlamıştır. 
Sokağa çıkan kalabalık “anonimdir”. Bu kimliksiz insan topluluğuna “kitle” diyebiliriz. Belirsizlikle güdülenmiş ve panik korku duygusunun kontrolündeki bu kitlenin, “artık” belli bir hedefi, değerleri ve davranış şekli yoktur, “gelişigüzel ve kontrolsüz davranışlar” bireysel kimliğin yerini alan kimliksizliğin bir sonucudur.
Bu dönemde şiddet davranışları olağan zamandan daha sık görülür, “kurallar” yok sayılır yada görmezden gelinir. Duyguların, “en az” salgın hastalık kadar hızlı yayıldığını bu dönemde görürüz.   
O geceki kitlenin “kollektif” ruh hali, ilkel toplulukları çağrıştırmaktadır. Duygular ön plandadır, bir süredir uygulamada olan tedbir ve uygulamalar rafa kalkmıştır. Kitle; sanki toplum sağlığını tehdit eden, “salgın” yokmuş gibi davranmaktadır. 
Gece saat 24.00’de kalabalıklar, ayakkabısının tekini kaybeden Sinderella misali, ortalıktan kaybolur, kitlenin alışveriş çılgınlığı gerçekliğe evrilir, masal sona erer. Sonraki iki gün boyunca herkes kurallara azami dikkat eder, yetkililer sağduyulu mesajlar verir.  
Çağımızda, toplumsal alan, kitle iletişim araçları aracılığıyla sürekli manipüle edilmektedir.
Görsel yazılı ve sosyal medya da korona virüs salgını başladığından sürekli konu ile ilgili konular;  ilgili ilgisiz konuklar tarafından, tekrar tekrar işlenmekte, adeta korona ile ilgili gerçeklik her defasında yeniden inşa edilmektedir. Korona virüs konusunda; birçok veri, tanı, tedavi halkın önünde her açıdan tartışılmakta, neredeyse “göstermecilik” düzeyinde sahneler yaşanmaktadır.
Kamu yönetiminin çok önemli bir kavramı olan “bilinmesi gereken prensibi” yerle bir ediliyordu. Bu konuların birçoğu “bilim insanlarının” kendi arasında konuşması gerekirken”, halkın önünde birbiriyle çelişen bilimsel veriler, belirsizliğin ekileceği topraklar haline gelmiştir. Bu aşamada artan belirsizlik, panik ve korku duygularının artması her tür manipülasyona açık olmak demektir.   
İki saatlik kitlesel hareketin maliyeti halen ölçülemese de, şu ana kadar yapılan kazanımları tehdit eder niteliktedir. 
Sonuçta; ön safta mücadele eden sağlık çalışanları kadar; toplumun tümü mücadelenin bir parçası olmak durumundadır. Belirsizliğin üretildiği kaynakların kurutulması toplum ve toplum davranışları konusunda daha hassas davranmak konusunda krizi yönetenlerin daha hassas davranmaları hepimizin yararına olacaktır.

4650

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Biga Masterları Güney'e
17.09.2020    944
Bayramiç'te feci ölüm
18.09.2020    900