Kara haber Çanakkale'ye ulaştı! Çanakkale'de o gün..

13.11.2018         

Mustafa Kemal için Çanakkale ve Çanakkale için Mustafa Kemal! İkisi de birbiri için her zaman hep 'özel' bir noktada olmuştur. Mustafa Kemal'in tarih sahnesinde belirdiği, "ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" dediği yerdir Çanakkale. Savaşların kenti, kendisini geçilmez kılan Mustafa Kemal'i hep üst düzeyde sevmiş ona hep minnettar olmuştur. 10 Kasım 1938 günü Mustafa Kemal'in öldüğü haberini alan bu kent, tüm Anadolu'da olduğu gibi büyük bir üzüntü ve yasla kavruldu. Kendisinin kahramanıydı Mustafa Kemal. Anadolu'yu bağımsız kılan, işgale karşı zaferin ardından özgürlüğünü kazanan Çanakkale, 'kahramanının' öldüğü haberini aldığında tabiri yerinde ise elden ayaktan düştü.

 

Özel Haber- Seçkin Sağlam

Bir “Çanakkale’de o gün” haberine daha yer veriyoruz. Bundan 80 yıl önce, 10 Kasım 1938. Girdiği ikince komadan çıkamayan Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat 9’u 5 geçe hayata gözlerini yumdu. Amansız savaşlar veren, bir ülkeyi bağımsızlığına kavuşturan mücadelenin önderi olan ve özgürlüğün ardından ülke politikasını “Yurtta sulh dünyada sulh” anlayışı üzerine inşa eden Mustafa Kemal, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak” diyerek karşıladığı tabii son, Çanakkale’de büyük bir yasa neden oldu. Elbette tüm Anadolu ve dünya için önemli bir gündü o gün, ama Çanakkale için başka bir duyguydu bu. Çanakkale gazisi ömrünü Bozcaada’da geçiren, “Atatürk’ün silah arkadaşı” Sokrat İncesu, o günü “Büyük Atamızın ölümü gününden itibaren başlayan sönmez teessür, küçük büyük, genç, ihtiyar bütün Bozcaada halkının çok acı, çok yakıcı gözyaşlarının akmasına yol açmıştır. 21 Kasım 1938’de Ulu Atamıza son ihtiram ve sonsuz bağlılığımızı bir daha göstermek ve onun açtığı feyizli yollarda bütün hızımızla yürüyeceğimize söz vermek, ant içmek için saat 14’te Cumhuriyet Meydanı’nda toplandık. Atamızın büstü, gözyaşlarımızla ıslanmış çelenklerle örtüldü. Bir zamanlar milli saadetlerimizi anmak için toplandığımız bu meydanda, şimdi hüzünlü bir sükût hüküm sürüyor. Başlar eğik, gözler nemli, yürekler sızı içinde…” ifadeleri ile anlatıyor. 

 
Çanakkale, Atatürk’ün sağlığını hep yakından takip etti
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Mithat Atabay, “Çanakkale’de o gün” haberimize araştırması ile kaynaklık etti. “Atatürk’ün son günleri, ölümü ve Çanakkale” başlıklı araştırma yazısını bizlerle paylaşan Atabay, Atatürk’ün son dönemini ve Çanakkale’nin haletiruhiyesini ve ahvalini ayrıntıları ve belgeleri ile açıkladı. Uzun savaş yıllarının yorgun düşürdüğü Atatürk’ün sağlık durumunun giderek bozulduğunu ve 1938 yılındaki Hatay meselesini çözüme kavuşturan gezisinin ardından rahatsızlığının arttığını ifade eden Atabay, “Atatürk’ün hastalığı Çanakkale’de de hemen duyuldu ve Çanakkale Valisi Atıf Ulusoğlu’nun 2 Nisan 1938’de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine çektiği “6069 Çanakkale 45” sayılı telgrafı paylaştı. Söz konusu telgrafta dönemin Çanakkale Valisi Atıf Ulusoğlu, “Öz canımızdan üstün olan ulu önder ve başbuğumuzun kıymetli afiyetleri hakkında bugünkü gazetelerden aldığımız haberin verdiği teessürün ve üstüye son yoktur. Rahatsızlıklarının geçici ve basit olduğu yolundaki tebliğin en kısa bir an içinde tamamen iade-i afiyet haberine teeyyüdüne muntazır olan kalp ve varlıklarımızın derin ve kopmaz bağlılığı ve samimiyeti ile eşsiz yüce milli varlık ve büyüğümüzün sağlığını aziz önderin şahsı ve her arzu ve her arzu ve emri etrafında demirden bir kale halinde toplu duran ilin bütün halkı ile memur ve parti arkadaşlarım ve şahsım namına tazimle dilerim” ifadelerine yer verirken, Atabay, “Bu telgraf Cumhurbaşkanlığı Genel sekreterliği tarafından Başbakanlığa sunuldu. Bu arada Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden yapılan açıklamada mutlak dinlenme ile Atatürk’ün sağlığına kısa sürede kavuşacağı bildirildi” dedi. Çanakkale’de Atatürk’ün hastalığı ve sonrasında yapılan açıklamayı müteakip Halkevinde bir toplantı yapıldı. 10 Nisan 1938 Pazar günü yapılan toplantıya vilâyet erkânı, umera, subaylar, memurlar, öğretmenler ve geniş bir halk kitlesi katıldı. Halkevi Başkanı Halil Dilmaç, Atatürk’ün hastalığı hakkında bilgi verdi ve Atatürk’ün Türk ulusuna yaptıkları hizmetleri dile getirdi. Daha sonra Talat Yetkin’in yazdığı “Ulu Atama” ve Latif Öktem’in “Atamız” adlı şiirlerini okumaları ile toplantı sona erdi. 
 

Ve Çanakkale’de o gün… 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Mithat Atabay, 10 Kasım 1938 günü ise şu ifadelerle anlattı; “Atatürk bir süre dinlendikten sonra tekrar eskisi gibi çalışmaya başladı. 19 Mayıs 1938 günü güney vilâyetlerine yaptığı beş günlük gezi O’nu çok yordu. Ankara’ya dönüşünde Ankara’da fazla kalamayan Atatürk, İstanbul’a hareket etti. 1 Haziran’da Savarona yatında istirahata çekildi. Ancak bir süre sonra sağlığının giderek bozulması üzerine 25 Temmuz gecesi Dolmabahçe Sarayı’na taşındı. 17 Ekim’de ilk komaya giren Atatürk, komadan iki gün sonra çıkabildi. 8 Kasım’da girdiği ikinci komadan kurtulamayarak 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05’te hayata gözlerini yumdu.  Atatürk’ün ölüm haberi Çanakkale’ye 10 Kasım Perşembe günü saat 12.00’de ulaştı. Çanakkale Valisi Atıf Ulusoğlu çalışma arkadaşlarına ve Çanakkalelilere bir mesaj yayınlayarak Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğunu bildirdi. Vali Atıf Ulusoğlu’nun mesajı şöyleydi: ‘Sevgili Yurttaşlarım ve Mesai Arkadaşlarım! Yurt ve ulusumuz bugün en ağır bir felaket ve acıya maruz kaldı. Ulu başbuğ ve önderi kaybettik. Bu felâket karşısında sızlayan ve kanayan kalbim bu dakika ancak siz necip yurttaş ve arkadaşlarımın dert ve ortaklığına dayanarak biraz sükûnet hissediyor ve tesellisini de duygu ve iman yoldaşlarım olan sizlerle birlikte sevgili Atamızın büyük eseri olan yüce cumhurluğumuz ve rejimimiz ve aziz Büyük Millet Meclisimiz ve kudretli Cumhurluk etrafında sarsılmaz ve yıkılmaz demir bir kale gibi yerpare durmakta buluyor. Ölen Atamızın layemut aşk ve imanı ve sevgisi ebede kadar bütün Türklüğün kalbinde yaşayacak ve daima yolumuza ışık tutacaktır. Hepinizi bu imanla taziye ederim, sevgili yurttaşlarım ve arkadaşlarım…’  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Abdülhalik Renda Vali Atıf Ulusoğlu’na şu telgrafı çekti: ‘Vali ve CHP Başkanı Atıf Ulusoğlu; Atatürk’ün ölümünden duyduğunuz acı derin ve müşterektir. Taziyenize teşekkür ve size başsağlığı dilerim…’ 
İçişleri Bakanı ve CHP Genel Sekreteri Dr. Refik Saydam’ın telgrafı daha ilginçti ve yaşanan üzüntü ve acıyı açık şekilde ifade ediyordu.  ‘Vali ve CHP Başkanı-Çanakkale; Kimin kimi teselli edeceğini şaşırdığı insanlığın ve Türklüğün en büyük kaybı anında sonsuz acılara tercüman olup ve o’nun en yakınlarının acısını paylaşan telgrafınıza teşekkür eder, size ve milletin sağlığınızı dilerim…’ 
Tüm Türkiye’de olduğu gibi Çanakkale’yi de bir hüzün kapladı. Halk ne yapacağını bilemiyordu. Çanakkale’de öğretmen olan Şeref Çuhadaroğlu o sırada Çanakkale’nin havasını şöyle ifade etmektedir:  ‘Dünkü 10.11.1938 Perşembe günü saat 12’de bütün insanlık âlemini mateme gark eden çok acı bir haber aldık. Bu haber Büyük Şef Atatürk’ün ölüm haberiydi. Henüz genç denecek bir yaşta Büyük Türk Milletini öksüz bırakan Ulu Ata, kalplerimizi acı ve gözlerimizi yaşla doldurdu.  Evet, en büyüğümüz ölmüştü ve biz onun için ağlıyorduk. Evet! O, yalnız Türk Milletinin değil, bütün insanlık âlemini malı idi. O, milyarlarca insanın gözleri önüne muazzam eserlerini koymuş ve tarih onun için altın sahifeler açmıştır.  Biz Türkler, O’nun sağlığında nasıl ki eşsiz şerefimizle iftihar ettik isek, ölümünden sonra da ve kıyamete kadar onunla iftihar edeceğiz. Çünkü hiçbir ulus bütün tarihinde Kemal Atatürk gibi bir şefe malik olmamıştır. O her şeyi yoktan var etti.  Ey Türk Genci! Bugünkü varlığın yüksek bilgi ve karakterini Kemal Atatürk’e borçlusun. Sen O’nun eserlerini ve sana emanetini kıyamete kadar muhafaza etmek mecburiyetindesin. O, seni var etmek için ve bu günkü seviyeye çıkarmak için senelerce cephelerde savaştı.  Evet, Atatürk de herkes gibi fani olmuştur. Fakat O’nun sağ olan eserleri vardır. Ve o eserler ebediyen sağ kalacaktır.’
 
 
Çanakkalelilerin “kalbi yas, gözü yaşla” doluydu. 
 “Atamız, en büyüğümüz… Şimdi hepimiz, sensiz, senin, yokluğuna ağlıyoruz. Ey! İhtiyat tarih geçmişteki bütün büyüklerin bütün kahramanlarını bütün başbuğlarını, bütün cihangirlerini topla… Saf saf olsunlar. Hürmetle eğilsinler. Büyüklerin büyüğü, kahramanların kahramanı, başbuğların başbuğu, fatihlerin fatihi, cihangirlerin cihangiri geliyor. Mustafa kemal geliyor. Gazi geliyor. Türk Atası Atatürk geliyor. 
Dünyaya nizam veren, ışık veren, sevgi ve saygı veren büyük insan geliyor. Atam! Çocukların, yurttaşların seni bu topraklarda daha dün coşkun bir heyecanla karşıladığımız, alkışladığımız, kutsal ellerini öptüğümüz mesut dakikaları şimdi matemle anarken kalbimiz burkuluyor.” “Hayır. Sen ölmedin. Senin yaratıcı, yapıcı, kurtarıcı ve yükseltici ruhun ve idealin damarlarımızda kan, beynimizde volkan, benliğimizde birer alev olarak yaşıyor. Damarlarımızdaki asil kan senin Atam.  Gençler! İstikbalin ümitleri, güneşleri olan Atatürk çocukları… Gözyaşlarını, asil yüreğini, Atanın maneviyatı ve kudreti ile doldur. Her Atatürk çocuğu, Atatürk’ten bir parçadır. Atan cumhuriyeti, istiklali ve onun müdafaasını sana emanet etmedi mi? Bu kutsal emanetin bekçisi metin olur. Cesur olur. Yılmaz, sarsılmaz ve şaşırmaz.  Arkadaşlar! Kalbimiz yaslı, gözümüz yaşlı fakat her zamandan daha şuurlu, daha ölçülüyüz ve daha çok kaynamış kütleyiz. Bu acı bizi O büyük varlığın yoluna, ülküsüne, idealine daha çok bağladı. O’nun yüksek ve büyük ruhu şimdi başımızın üstünde bizi takdirle, memnuniyetle seyrediyor ve şad ediyor.’ Daha sonra yazısını şöyle bitiriyor: “Atatürk !.. Sevgili Atam!.. Açtığın düzen yolunda, inkılâp ve istiklal yolunda dinlenmeden, durmadan, yılmadan, tereddüt etmeden imanla yürüyeceğiz. Kurtardın. Yükselttin. Bu kutsal izeri kanımızla besleyeceğiz.  Ey Türk Ulusu! Ey Türk gençliği! Ey Atatürk Çocukları! Atatürk ebedileşti. Başın sağ olsun.” İlk anda yaşanan bu duygu yüklü anlardan sonra Atatürk’ün cenaze töreninin 21 Kasım günü yapılacağı hükümet tarafından duyuruldu. Atatürk’ün cenaze törenine Çanakkale’yi temsilen katılmak üzere Çanakkale’den üç kişi seçildi. Törene, vilâyet adına Belediye Başkanı Osman Gürel, parti il yönetim kurulu adına Çanakkale Türk Hava Kurumu Başkanı Nazım Demircioğlu ve halk adına Naci Dura Ankara’ya gittiler.” 
 
Atatürk için Çanakkale’de de tören düzenlendi 
Atabay, Atatürk için Çanakkale’de düzenlenen tören ile ilgili olarak ise; “Ankara’da Atatürk’ün cenaze töreni yapılırken Çanakkale’de de ‘Atatürk’e Tazim Töreni’ düzenlendi. 
 “Türk milletine şerefli bir tarih ve cumhuriyet idaresi gibi büyük bir yadigâr bırakarak maddi hayata gözlerine yuman Ebedi Şefimiz Büyük Atatürk’ün muazzam naaşları 21.11.1938 Pazartesi günü istirahatgahına nakli münasebetiyle ilimizde civar köylerle bütün kasaba halkı işlerini bırakmış umum dükkân ve mağazalar kapanmış resmi daireler ve mektepler tatil edilmiştir. Cumhuriyet Alanına toplanmaya başlamıştır. Saat 10’da Halkevi’nde askeri ve mülki erkân ile subaylar, memurlar ve halkın iştirakiyle yapılan bir törenle muhtelif hatipler Büyük Şefimizin büyüklüklerini takdire şayan muvaffakiyetlerini ve içimizden madden ayrılmasını bütün cihanda bıraktığı boşluğu dile getirmişler hazirun bu söylevleri gözyaşları ile dinlemiştir.  Sayın Vali ve Müstahkem Mevki Komutanını müteakip askeri ve mülki erkân anıtın etrafına toplanmış, anıta muhtelif teşekküller tarafından çelenkler konulmuş ve akabinde İstiklal Marşı okunmuştur. Atatürk’ün heykeli karşısında asker sivil bütün halk Atatürk yolunda hayatlarını vermeye hazır olduklarına namus ve şeref sözü vermişlerdir.” 
 
Atatürk İçin Çanakkale’de Chopen’in Cenaze Marşı Çalındı
Çanakkale Halkevi Başkanı Halil Dilmaç, 21 Kasım 1938 tarihinde Atatürk için düzenlenen ihtiram törenini CHP Genel Sekreterliğine şöyle bildirmişti: “Bugün saat 11’de yapılacağı ilân edilen törene daha vaktinden evvel memur ve kesif bir halk tabakası salonu hınca hınç doldurmuştu. Onbire on kalarak başta General ve Vali olmak üzere birçok büyük rütbeli subaylar gelmişlerdi. Tam saat 11’de Müstahkem Mevki Bandosu İstiklâl Marşı ile törene başlanmış ve Halkevi üyesinden bir zat çok hüzün ve yürekler paralayıcı bir söylev vermiş ve bunun arkasından yine Halkevi üyesinden öğretmen bir bayan tarafından Atatürk’ün gençliğe hitabesi beliğ bir surette okunmuş, bundan sonra Ulu Atamızın yüksek ruhlarına 3 dakika ayakta ihtiram vaziyeti yapılmıştır.  Bandonun çaldığı ‘Şopen’in matem marşı ile törene nihayet verilmiştir. O gün esnaf ve tüccarlar dilekleriyle dükkânlarını ve ticarethanelerini kapamış ve bütün halk Halkevine, Cumhuriyet Alanına ve hoparlörler başına toplanmıştır.
Saat 14’te bugüne kadar eşine tesadüf edilmemiş bir halk kütlesi kadın, erkek, çoluk, çocuk binlerce halk Cumhuriyet Alanını doldurmuştur. Tam saat 14’te bandonun çaldığı İstiklâl Marşı’yla tören açılmış, marşı müteakip Halk Partisi’nden Halkevi Başkanı Halil Dilmaç, Halkevi adına Latif Öktem, halk adına İhsan Berkin beliğ ve ağlatıcı nutuklarını söyledikten sonra başta General olmak üzere bütün halk ant içmiştir. Saat 16’da atılan top işaretiyle Atamızın yüksek ruhlarına hürmeten 3 dakikalık bir vakfe ihtiramı yapılmış ve anıt etrafındaki altı meş’ale yakılmıştır. Atatürk Anıtına müesseseler, teşekküller, hususi şahıslar adına konan çelenklerin adedi yüzü geçmiştir.  Ondan sonra başta subaylar, memurlar, gençlik, talebe ve halk kütlesi muntazam bir surette ve tam bir huşu ve hürmetle Ebedi Şef’in anıtı önünden geçerek son ihtiram borçlarını eda ederek; günlerden beri dinmek bilmeyen gözyaşlarıyla törene nihayet verilmiş olduğunu derin saygılarımla arz ederim.”
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER