Laptop

23.11.2014         tsavas@comu.edu.tr



Dizüstü olarak gayet güzel Türkçeleştirilmesine rağmen hala İngilizcesi kullanılıyor. Türkçesi tutmadı. Böyle daha havalı mı oluyor acaba?
Yeni çıktıkları dönemde kullanamayacağım zannederdim. Ama pek bir kullanışlı olduğunu gördüm. Gerçi hala masa üstü bilgisayarda daha iyi çalışabiliyorum ama dizüstü bilgisayarım da olmazsa olmaz hale geldi. Özellikle taşınabilmesi önemli bir avantaj sağlıyor. Toplantılarda dahi yanında oluyor ve ihtiyacın olan her şeyi bulabiliyorsun. Artık çoğu yerde kablosuz internet bağlantısı da olduğu için elektronik postana bakabiliyor veya internetten istediğin bilgiye toplantı anında ulaşabiliyorsun.
İlk dizüstümüzü yanılmıyorsam 2002 yılında almıştık. Ev efradının her birinin yeni dizüstüleri var artık (hanım kızacak bu yazdığıma onun dizüstü biraz eski kaldı). En eski olanı da ben hala kullanıyorum. Çoğunlukla derslerde ya da öğrencilerimden ödev için sıkışan ve bilgisayarı olmayan varsa onlara da ödünç veriyorum.
Çok işe yarıyor dedim ya, 2011`de yapılan son rektörlük seçimlerinden hatırlıyorum, şöyle bir yararı da var. Bir sorum üzerine demokrasilerde her şeyin oy demek olmadığını ifade eden rektör adayı şöyle devam etmişti:
"Rektörlüğün müddetince dolduruyorsun akademik kadroları 200 kişiyle, sonra veriyorsun birer laptop".
Ben de itiraz etmiştim, siz akademisyenlere satılık mı demek istiyorsunuz, diye.
Akademisyenler satılık mı?
Ha şöyle de diyebilirsiniz:
“Ya kardeşim dizüstü seçim rüşveti mi olur, ihtiyaç ihtiyaç... Seçim rüşveti makarna, un, bulgur, yağ, şeker, tuz, kömür olur”
Ama herkesin bir bedeli var canım…
Rektör seçimleri
Geçtiğimiz günlerde YÖK, 14 üniversitede yapılan rektörlük seçimleri sonuçlarına göre kendi tercihlerini Cumhurbaşkanlığı`na sundu. Bu iş o kadar kanıksandı ki artık kimseden ses çıkmıyor; kimse sıralamayı neden değiştirdin demiyor. Bence de pek anlamı yok seçimlerin; öğretim üyeleri rektör adayını bile seçmiyorlar, sadece aday adaylarını belirliyorlar. YÖK adayları belirliyor, Cumhurbaşkanı da seçiyor.
Ha rektörleri sanırım Cumhurbaşkanı bile seçmiyor; köşe yazarları seçiyor. Ne yazık ki artık rektörlük seçimlerine köşe yazarları bile karışıyor. Son rektörlük seçimleri sırasında Yeni Akit`te yazan bir zat bir üniversitenin rektör adaylarını şucu bucu diye sınıflandırmış; şu kadar yayın yapmış, şu kadar projede görev almış, şu bilimsel ödülleri almış falan hikâye sizin anlayacağınız. Adam resmen, şu bizden, diyor. Üstüne dalga geçer gibi, seçimleri etkilememek için çok titizlendiğini, "kul hakkı" yemek istemediğini yazmış. İnsan zekâsıyla dalga geçiyor diye düşünmeden edemedim. Takdir edersiniz ki bu durumun insanlıkla, modern toplumsal birlikte yaşamla, demokrasiyle alakası yok da, merak ettiğim Akit yazarının temsil ettiği değer yargılarıyla alakası var mı? Lütfen çıksın da bu konuda bilgisi olan birisi bize bu durumu anlatsın.
Ha, bizden dediği adam için anlatıyor "ulusalcı rektörlerin egemen olduğu dönemlerde doçentliği, profesörlüğü geç verilmiş". Geç dediği bir yıl ha…
Allah Allah, ben de her ikisi için birer yıl bekledim, ben de mi bunlardanım neyim?

1423

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun