MÜREKKEP

27.06.2011         



Bir zamanlar, o kırılırken dahi kanamamış burnunu kanatana kadar akıp da kalemine dolan ve kağıda damlayan mürekkebin yerini, şimdi klavyenin sıradan tuşları almıştı. Şımarık ve utanmazı insan sıfatına sokmak için, kirli de olsa tuttuğu eli sonuna kadar mücadele etmeden bırakmamış olmak için, bir soyut tutkuyu ölümsüz kılmak için; yaşarken ölümü tatmış, umudunu bir liman kıyısında dalgaların insafına fırlatıp atmış; işini en iyi bilen o olsa da işsiz, dört duvar arasında ümitsiz ve eksik kalmıştı.
Yolundan dönmektense, üzerine çökecek yoksunluğa meydan okumaya bayılırdı. Somut kazançlar uğruna; ne susup da vefasıza içinde sesi kalır, ne de kalıp da hayına elleri açılırdı. Dünya malını, isteyeni alsındı. Sevmeyi ya da mertliği bilmeyene tahammül edecekse, gerekirse bir ömür yapayalnız ya da yoksun kalsındı. Zaten para kadına gerekti ve sadece kadını korurdu. Erkeğin tek serveti ise kadındı, çünkü erkeği sadece kadını korurdu. Bu öğretilebilir ve insanın en başından beri içinde olmamışsa da, sonradan içine konabilir sanırdı. İşte bu konuda o sahiden yanılırdı.
 
Prenses zarafetinin ardında bile bir ucube olur muydu, bu her an her şeyin olabileceği tuhaf hayatta? Ve nedense  tuhaflıklar da hep gelir onu bulur muydu? İyiysen iyiydi her şey ama kötüysen de her şey kötüydü, ne yazık ki doğruydu. Ama iyi de olsan, her şey de iyi olsa da; daha niye o prenses ucubelikten vazgeçmemişti? Düşünmekten acıtana kadar beynini, yorup durmuştu boşuna yıllarca bunun için kendini.
 
Oysa okyanusu geçsen de kara göründüğünde boğuluyorsan her seferinde, vazgeçemediğin aslında o okyanustu. Yoksa sevdiğini korumak için kimsenin bilgeliğe, öğretiye ihtiyacı ya da aşkın bir el kitabı yoktu.
 
Dayak yiyeceğini bildiği bir kavgaya atak yüreğiyle ve çıplak bileğiyle tereddütsüz girer gibi; idam sehpasında dimdik durup ölüme gülümserken, isyan eder gibi inadına ayakları korkudan titrer gibi. Ve ölüme bir adım kala, yaşamayı ilk kez bu kadar fazla ister gibi.. Kırdı attı sonunda, mürekkebe dönmüş gözyaşlarıyla dolu o kahrolası kalemini.
 
Bundan böyle, yazılarında yalnızca mutluluk ve sevinç olacaktı. Ya da hiç yazmayacaktı.
 

5066

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun