Madencilik... Neyin uğruna?

08.07.2019         

Çanakkale yöresinde, başta Kazdağları ve Çan-Yenice bölgesi ile Atikhisar Barajı su toplama havzası üzerindeki madencilik faaliyetleri kenti tedirgin ederken, 2014 yılında ortaya çıkan asit gölleri gündemdeki yerini koruyor. ÇOMÜ'lü öğretim görevlisi Halk Sağlığı Uzmanı Prof.Dr.Coşkun Bakar, bölgede yaptığı incelemelerin ardından açıklamada bulunarak, "Bugün açılan ve işletilen tüm maden ocakları 25-50 yıl sonra aynı Hayırtepe gibi olacaktır. Sorulması gereken soru şu. Ne uğruna?" diye sordu..

 

Özel Haber: Seçkin Sağlam

Yıllardır kömür ocakları, feldspat gibi ocakların yanında, altın, bakır, çinko, gümüş vb gibi metalik madencilik ve daha pek çok yer altı kaynaklarına yönelik girişim ile mücadele eden, bu kaynakların çıkarılması noktasında uluslararası şirketler, ağaç kesimleri, faaliyetin öncesi ve sonrasındaki çevre talanı vb birçok sorunu tartışan Çanakkale, havasını, soyunu, toprağını, tarımını ve bunlara bağlı bir bütün olarak canlı yaşamını korumaya çalışıyor. 2014 yılında ortaya çıkan, yıllar önce terk edilmiş kömür ocaklarından arta kalan ‘asit gölleri’ ise Çanakkale’nin önündeki en önemli örnek olarak duruyor. “Vahşi madencilik” olarak nitelendirilen faaliyetler yer altındaki bir avuç cevher için yerin üzerindeki milyonlarca yılda oluşmuş doğal yaşamı yok ettiğinin en önemli göstergesi olan asit gölleri, yıllar önce yapılan faaliyetin bugüne yansıması kadar, bugün Çanakkale’nin birçok yöresinde sürdürülen ve proje aşamasında olan birçok faaliyetin, gelecekte yaratacağı tahribat için bir prototip oluşturuyor. 

Yaklaşık iki ay önce Tıp Fakültesi halk sağlığı uzmanlık öğrencileri olarak, Jeoloji Bölümü öğretim üyeleri, Jeoloji Mühendisleri Derneği ve farklı disiplinlerden oluşan uzmanların katılımı ile Etili Beldesi yakınlarında bulunan Keçiağılı Köyüne 500 metre uzaklıkta eski kömür ocaklarından Hayırtepe olarak isimlendirilen bölge ziyaret edildi. ÇOMÜ’lü öğretim görevlisi Halk Sağlığı Uzmanı Prof.Dr.Coşkun Bakar, ziyaretin ardından Gazetemiz Çanakkale OLAY’a özel açıklamalarda bulundu. “Ben bölgeyi 2014 yılında da ziyaret etmiş ve fotoğraflamıştım” diyen Bakar, “Bölge bugün terkedilmiş bir kömür ocağı. Eğitim amacıyla yapmış olduğumuz bu ziyarette bölgenin özellikleri ve asit gölleri hakkında detaylı bilgi edinme şansına sahip olduk” dedi. 

Rehabilite edilmeden bırakılan madenin ardından…
ÇOMÜ’lü öğretim görevlisi Halk Sağlığı Uzmanı Prof.Dr.Coşkun Bakar, “Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Üniversitemizin Jeoloji ve Maden Mühendisliğinde bulunan akademisyenleri bu bölgeyle ilgili çok önemli çalışmalar yapmış olduklarından bize net bir şekilde bölgenin özellikleri, asit kaya/maden drenajı ve nedenleri konusunda çok ayrıntılı bilgiler sundular. Akademisyenlerin bu konuda bilimsel yayınları da bulunmaktadır. Üniversite bu konuda üzerine düşen işin önemli bir kısmını yerine getirmiştir. Bize verilen bilgilerde asit maden drenajının maden alanlarında olduğu, pirit, pirotin ve markazit gibi demir sülfür minerallerinin nemli ortamda oksitlenmeye maruz kalmasıyla gelişen tepkimeler sonucu sulu ortama proton vermesi ve çözeltinin asidik niteliğe bürünmesiyle asit maden drenajının ortaya çıktığı belirtilmiştir. Bu olay madencilik dışında doğal ortamda ortaya çıkarsa buna da asit kaya drenajı denilir. Hayırtepe bölgesinin zaten özellikleri gereği asit kaya drenajına yatkın bir alt yapısı bulunmaktadır. Ancak bu alt yapı hali hazırda bulunan gölleri oluşturabilecek potansiyelde değildir. Bu bölgede yapılan kömür madenciliği ve maden alanının rehabilite edilmeden terk edilmesi bugün yaşanan sorunların belirleyicileri arasındadır” dedi. 

“Yer altı suları tehdit altında”
“Asit maden drenajının olası birçok etkileri bulunmaktadır” diyen Bakar, “Özellikle bu bölgedeki gibi büyük göllerin oluşması yer altı suları için bir tehtittir. Bölgede bulunan su kaynakları etkilenebilir ve tarım alanlarına zarar verebilir. Anack bu konuda elimizde fazala bir çalışma bulunmamaktadır. Ziyaret ettiğimiz Hayırtepe gölü söylendiğine göre 1999 yılından beri boşaltılmamaktadır. pH’sı 3 civarlarındadır. Gölün alanı 27706 m2 ‘dir. Gölün üzerinde bulunduğu atık pasa alanı ise 420000 m2 ‘dir. Gölün hacminin ise 196990 m3 olduğu tahmin edilmektedir. Göl suyu içinde alüminyum, demir, mamgan, nikel ve çinko metaller yoğun bir şekilde bulunmaktadır. Gölün üzerinde bulunduğu pasa alanı üzerinde doğal yolla olduğu tahmin edilen bir çam ağacı yoğunluğu bulunmaktadır. Ekibimizde bulunan Ziraat Mühendislerinden öğrendiğimize göre bu ağaçların asidik karakterde olan bu toprağı tercih edebildikleri için bu bölgede yayılabildikleridir” dedi. 
 
“Asit göllerinin etkilerini izlememiz gerekiyor”
ÇOMÜ’lü öğretim görevlisi Halk Sağlığı Uzmanı Prof.Dr.Coşkun Bakar, asit göllerinin yapısının ve özelliklerinin bilindiğini, ancak bu oluşumların yer altı ve yer üstü etkilerinin ise izlenmesi gerektiğini ifade etti. Bakar, “Bu bölgeyi ziyaretimiz sırasında dikkatimizi çeken konulardan birisi de bölgenin hale bir atık ya da çöp alanı olarak kullanılmaya devam edilmesi olmuştur. Hayır kapları atıklarından seramik fabrikaların atıklarına kadar birçok atık güncel olarak bölgeye bırakılmaya devam etmektedir.  Bölgedeki asit göllerinin özelliklerini, yapısını yapılmış olan bilimsel çalışmalar sayesinde biliyoruz. Ancak bu yeterli değil. Bu asit göllerinin etkilerini de izlememiz gerekir. Örneğin;Yeraltı sularına etkileri ne?  Bu etkiler tarım ya da hayvancılık üzerinde bir etkisi var mı?  Bölgede bulunan yaban hayatının bu göllerle olan ilişkisi ne?  Son olarak da bu bölgenin insan sağlığı üzerindeki etkisi nedir? Tüm bu sorulara şimdilik verebileceimiz net bir yanıtımız yok. Şimdilik…Daha yapılması gereken çok çalışma/proje var. Ancak bölgenin etrafında yoğun bir yerleşim biriminin olmaması, insan sağlığı için olumlu bir durum. Ancak ziyaret sırasında gördüğümüz kadarıyla bölgede hiçbir uyarı levhası yok ve insanların göllerden uzak tutacak bir bariyer yok. Her isteyen gölün yanına kadar gelebiliyor. Gölün görüntüsü nedeniyle insanların yaklaşması zor gibi. Ancak bu duruma güvenilemez. Yakınlarda köy var çocukların göle yaklaşması tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Hayvanlar için aynı şey çok mümkün görünmüyor. Onlar bir şekilde bu suyun kendilerine yaramadığını anlayabiliyorlar. Ancak yine de bölgenin kontrol altına lınması insan ve hayvan girişine izin verilmemesi gerekiyor” dedi. 
 
“Bölgenin rehabilite edilmesi gerekiyor”
Bakar, son olarak, “Bir diğer konu da bölgenin rehabilitasyon sorunu. Acilen bu bölgenin rehabilite edilmesi gerekiyor. Ancak bu o kadar kolay bir şey değil. Anladımız kadarıyla bu rehabilitasyon oldukça pahalı ve zahmetli bir iş.  Ayrıca bu maliyeti kim üstlenecek? Sonuçta burada ticari amaçla bir iş yapıldı. Bu işin bir maliyeti ve kazancı var. Maden hakkında bir bilgimiz yok. Bölgedeki maden potansiyeli bitince terk edilmiş. Ancak rehabilitasyon maliyetlerini de bu kömür maliyetleri üzerine eklemek gerekiyor. Bu yükü de işin kazancını alan kimse onu yüklenmesi gerekiyor. Bu bölge bize başka bir konu hakkında da bilgi veriyor. Yaklaşık 20 yıl önce işletilen bir maden alanı ormanlık alan için çıban gibi duruyor ve etrafa zehir saçıyor” dedi. 
 
“İyi madencilik yok, hep doğa tahribatı hep yıkım var”
“Günümüzde ise Çanakkale bölgesinde birçok altın ya da metalik madencilik faaliyeti yapılacak. Maden şirketleri bölgeye çok büyük ekonomik kazanç sağlayacaklarını iddia ediyorlar. Ancak sağlayacakları kazanca arkalarında bırakacakları böyle bir çıbanın maliyetlerini ekliyorlar mı? Bu maliyeti yüklenmeyi düşünüyorlar mı? Yoksa Hayırtepe’de olduğu gibi arkalarında milletin sırtına yük olarak bırakıp kaçacaklar mı? Bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler hiç de iyi bir referans olmuyor. Bu satırları okurken bazılarınızın bu kötü madencilik iyi madencilikte bunlar olmuyor dediklerini duyuyorum. Ancak kusura bakmayın benim etrafımda gördüğüm birçok örnekte iyi madencilik yok gibi. Hep doğa tahribatı hep yıkım var.  O zaman hem kamuoyunu hem de bu işlere karar verenleri bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Maden alanlarının rehabilitasyon hesaplarını yapmadan bu işe girmek akla ve bilime uygun değil.  Bir kehanet yaparak bitirecek olursam. Bugün açılan ve işletilen tüm maden ocakları 25-50 yıl sonra aynı Hayırtepe gibi olacaktır. Sorulması gereken soru şu. Ne uğruna?” dedi. 
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

İKİ ACI KAYIP..
10.07.2019    664