Ne oldu bize?

05.12.2016         tkoc@comu.edu.tr

Ey Anadolu halkı ne oldu bize? Dağda çobanlık (kimseyi koyun yerine koymadan), tarlada çiftçilik, harmanda işçilik, yollarda şoförlük, okullarda öğretmenlik, kıtada askerlik, üniversitelerde bilim insanlığı, sokakta emek mücadelesi yapmış yani bir parçanız olarak soruyorum.

 

 

Ne oldu bize?

İnsanlık tarihinde yerleşik hayata ilk geçen,

Bütün insanlığı besleyen Mezopotamya ve Ege medeniyetlerini oluşturan,

Bilim ve felsefenin temelini atan,

Mazlumu koruyan,

Komşusu aç yatarken tok yatamayan,

Kadın ve çocuğu yaşamının en önemli bileşenleri olarak gören,

Uygarlık tarihi boyunca hiçbir diktatöre boyun eğmeyen,

“Mağrurlanmayı” ayıp sayan,

Binlerce yıldır bütün farklılıkları ile aile ilişkileri kurarak akraba olan,

Böyle olunca “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” diyen,

“Ne olursan ol gel” diyebilen,

“Yârin yanağından gayrı her şey ortak” diyebilen,

“Tek bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesiniz” diyebilen,

Emekçinin hakkının “Alnının teri kurumadan verilmesi gerekir” diyebilen,

Çalışanı ayırmadan “Kolay gelsin” diyen,

İmece ile dayanışmayı yaşama geçiren,

“Hak yemekten” korkan,

“Eline, beline, diline” sahip olan,

Yalan söylerken yüzü kızaran,

Çanakkale’de bütün kardeşleri ile birlikte emperyalizme karşı savaşan,

Kurtuluş savaşını bu coğrafyanın bütün bileşenleri ile birlikte veren,

“Köylü milletin efendisidir” diyerek emek ve üretimi öne çıkaran,

Bunları daha da çoğaltabilirim ama hepsini siz daha iyi biliyorsunuz. Bu sıraladıklarım ve daha fazlasının bütün güzelliklerini yaşamış birisi olarak soruyorum:

Ne oldu bize?

Bu sıraladığımız değerleri yaşayabiliyor muyuz?

Şimdilerde;

Altta kalanın canı çıksın,

Benim memurum/halkım işini bilir,

Bal tutan parmağını yalar,

Her koyun kendi bacağından asılır,

Devletin malı deniz, yemeyen domuz,

Gemi değil gemicik,

Okumuştan korkacaksın,

Tecavüzcüsü ile evlendirelim,

Rızası vardı!!!

Bir kere ile bir şey olmaz,

Ananı alda git,

Güzel öldüler,

Kadının karnından sıpayı karnından sopayı eksik etmeyeceksin,

Benden farklı düşünen herkes terörist,

Benim İŞİD’im iyidir,

Kadının yeri evidir,

Fazla okuma deli olursun,

Güçlü olan haklıdır,

Dün “Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık” bu gün tek…, tek…, tek…,

Dün paralel yönet, bu gün paralel örgüt,

Dün hoca efendi bu gün terörist,

Kendisine gelince yargı FETÖcü, halka ve muhalefete gelince yargıya güvenmeli,

Çıkarı olunca millet egemenliği, işine gelmeyince terörist,

Her söylediğim bir diğerinin 180 derece (360 değil) tersi olsa da alkışlarım/alkışlanırım,

Hakaret ettikçe daha fazla oy veriyorlar,

Yalan en etkin siyasi araç,

Eğitim ve bilim pazar malzemesi ve siyaset aracı,

Muhtarlar millet iradesi, bilim insanları rektörünü seçemez,

Anayasayı askıya aldım, yenisini hazırlayın bana ama yenisine de işime geldiği kadar uyarım,

Memleketin her köşesine daha büyük bayrak dikerim ama fabrikasından deresine kadar her şeyini satarım,

Saray yaptırmaya gelince “Temsilde tasarruf olmaz” asgari ücret konu olunca ekonomi batar

Bütün bunların üzerine aşağıda değişik kaynaklardan özetlediğim hikâyeyi paylaşmak istedim:

Stalin etrafında dalkavukluk yarışına girmiş adamlarına çevirerek sordu:

Söyleyin bakalım halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır? Her kafadan bir ses çıkar ama yanıtları beğenmez.

-Yönetimi eline geçiren hükümdarın tanrıdan pek farkı yoktur! Halkın karşınızda bas eğip durması için ne yapmanız gerektiğini durun da su beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım... Hemen hizmetçileri çağırıp emretti.

-Çabuk bana bir tavuk getirin...

Aceleyle bir tavuk kapıp getirdi adamları... Stalin, canlı canlı tavuğun tüylerini yolmaya bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi.

Zavallı tavuk; bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı canımı atayım diyor soğuktan tir tir titriyor, masaların altına giriyor köşeli masa ayakları canini yakıyor, duvar diplerine koşuyor teleksiz tüysüz kanatları yara bere içinde kalıyor, şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor. Çaresiz, tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına saklanıp, sığınıyor. O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp yolunmuş tavuğun önüne tane tane atıveriyor. Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse pesinden koşuveriyor.

Stalin: gördünüz mü, halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir. Tüylerini yolup al ve serbest bırak. O zaman yönetmek kolay olur...

Daha ne yazılabilir?

Ne oldu bize?

Ama tam zamanıdır…

 

……..

Demir, 
         kömür 
                   ve şeker 
ve kırmızı bakır 
ve mensucat 
ve sevda ve zulüm ve hayat 
ve bilcümle sanayi kollarının 
ve gökyüzü 
                 ve sahra 
                             ve mavi okyanus 
ve kederli nehir yollarının, 
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı 
               bir şafak vakti değişmiş olur, 
bir şafak vakti karanlığın kenarından 
                onlar ağır ellerini toprağa basıp 
                                        doğruldukları zaman
. (Nazım Hikmet Ran)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


405

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun