Nefret suçu!!!

06.06.2016         tkoc@comu.edu.tr

Çok kararlıydım. Türkiye’de gerçekleşen bu kadar tuhaf, ilkel, saçma, insanlık dışı ve benzeri olayı yaşadıktan sonra artık hiçbir şey bir şey beni şaşırtamaz diyordum. Ama yanıldım.

 

 

            Çok şaşırdım.

            Konu ne?

            Çanakkale Belediyesinde bir kadın arkadaşımız işe başlıyor.

            Eee, ne var bunda? Diyeceksiniz haklı olarak.

            Bana göre de bir şey yok. Bu aşamada işe başlayan arkadaşa “Hayırlı olsun”, Çanakkale Belediyesine de “Dilerim verimli olur” demekten başka bir şey gerekmez.

            O zaman neden gündeme geldi bu konu?

            Çünkü bu konuda önce sosyal medyada saldırılar başlıyor sonra da konu Çanakkale Belediye Meclisi gündemine kadar geliyor.

            Bir kişinin işe başlaması nasıl bu kadar konu olabilir?

            Eğer bu kişinin işe başlamasında hukuki bir sorun var ise. O zaman yasal yollar ile ne gerekirse yapılır ve yapılmalıdır.

            Konu işe başlayan kişinin işe başlayışının hukuki durumu ile değil işe başlayan arkadaşın annesinin bir partiden milletvekili adayı olması ile ilgili olarak gündeme getiriliyor. Burada parti ismini özellikle vermiyorum. Çünkü bildiğim kadarı ile seçime giren partiler arasında hukuki bakımdan hiçbir fark yoktur. Bu konuyu sosyal medyaya taşıyan kişi ve Çanakkale Belediyesi meclisinde gündeme getiren kişi de bildiğim kadarı ile değişik partilerden aday adayı oldular. Başarabilselerdi aday ve belki de bu partilerden milletvekili olacaklardı. İşe başlayan arkadaşın annesinin bir partiden verdiği seçilme çabası ile bu konuyu saldırı, siyaset, dedikodu, karalama malzemesi yapanların verdiği çaba arasında hukuki bakımdan bir fark yoktur. Bu konu istenirse seçim kurulundaki hâkimlere sorulabilir.

            İşin daha da kötüsü bu konuyu bu çirkin şekli ile gündeme getirenlerin hukukçu, akademisyen, siyasetçi olma iddialarının olmasıdır.

            İddia diyorum çünkü yaşanan olaylar bu konularda soru işaretleri oluşturuyor.

            “Nedir yaşana olay?” kendime çok sordum.

            Bu konu Türkiye’deki insan malzemesi, siyasi ahlak eksikliği ve başka şekilde açıklanabilir.

            Bana göre bu konu bu kadar basit değil.

            Bana göre konu “Nefret suçudur”.

            Nefret suçu: Bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlar. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak adlandırılırlar. Bu suçları engellemeye ve suç işleyenleri cezalandırmaya yönelik düzenlenmiş yasalara ise nefret yasası denir.

Bir suçlu tarafından bir şahsa veya bir mülke karşı işlenen herhangi bir cezai suçun kaynağı o kimsenin: Irkı, rengi, etnik kökeni ya da uyruğu; dini; cinsiyeti, cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel veya zihinsel engelleri ise bu suç nefret suçunu teşkil eder. Nefret suçları şu şekillerde işlenebilir: Sözlü taciz, tehdit edici davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, postayla veya e-postayla rahatsız etmek, telefonla rahatsız etmek, mesajla rahatsız etmek, duvar yazısı, fiziksel saldırı, kabadayılık, mobbing, soygun, hırsızlık, gasp, taciz, tecavüz, sarkıntılık, gözdağı verme, şiddet, aile içi şiddet, kundakçılık veya diğer herhangi bir şekilde hasar verme (https://tr.wikipedia.org/wiki/Nefret_suçu).

            Çünkü Çanakkale Belediyesinde işe giren arkadaşın bu işteki yeterliliği değil annesinin bir partiden milletvekili adayı olması konuşuluyor.

            Bu toplumda siyaset yapma tarzı bu kadar çirkin durumda mı?

            Görünen o ki durum bu.

            Yalnızca siyaset mi?

            Kahvedeki konuşmalar, insanlar arasındaki ilişkiler, yaşam tarzları, sendikal çalışmalar, oy verirken tercihler kısacası toplumsal kültür bu. Bunu en iyi yapabilen en büyük lider olarak tanımlanıyor.

            Hani ne oldu?

            Sorgulayıcı düşünceyi ve bilimsel veriyi esas alan bir cumhuriyette yaşıyorduk.

            Demek ki çıkarın başladığı yerde insan hakları, uluslararası sözleşmeler, evrensel ilkeler, insanı insan yapan farklılığa saygı, kişilik, ahlak ve bunlar gibi değerler bitiyor.

            Hatta öyle olaylar yaşanıyor ki açıklamak daha da zorlaşıyor.

            Bir kişinin doğru dediğini yarın milyonlar doğru diyor. Devamında o kişi bir saat sonra önce söylediğinin tam tersini ifade ettiğinde de milyonlarca insan önce söylediklerini unutup tam tersini savunuyor olabiliyor.

            Bu yalnızca DİKTATÖRLÜKLERDE görülebilen bir akıl tutulmasıdır.

            Durum böyle olunca her aşamadaki görevliler/yetkililer/siyasetçiler “Nefret Suçu” işleme yarışına giriyorlar.

            Dostlar işte yazının en zorlandığım kısmı burası. Bu akıl almaz süreç nasıl tanımlanabilir?

            Benim söyleyebileceğim ÇİRKİNLİK ve KOKUŞMUŞLUKTUR.

            Bitti mi?

            Hayır bitmedi. Bizim belirlediğimiz her soruna çözüm bulma ve yaşam geçirme sorumluluğumuz var.

            Bizim yani İNSANIN yanıtı;

İnsani nitelikleri koruyarak geliştirmek,

Hak, özgürlük ve adalet çabamızı yükseltmek,

Bilim ve sanat alanlarındaki üretimlerimizi arttırmak,

Birlik ve dayanışmamızı gerçekleştirmek

ve sonunda bu çirkinlikleri üreten kişileri tedavi edebildiklerimizi tedavi etmektir.

Tedavi edilemeyecek durumda olanları ise yargı sürecine taşımak olmalıdır.

Bu çirkin saldırıya uğrayan Belediye Başkanımız Ülgür Gökhan ve kadın arkadaşımızın bu nitelikli tavır içinde olduklarını görmek beni mutlu etti.

Belki diyorum.

Belki ülkede hukukun üstünlüğünü esas alan savcılar vardır.

Hukukun işlediği bir ülkede en basiti ile TCK 216’dan işlem yapılması gerekir.

Madde 216-(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

 

 

 

 


949

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

Tarih yerine AVM
18.01.2017    2523
Çanakkale’de su kesintisi
19.01.2017    1249
Kaza mı, kasıt mı?
23.01.2017    889