Paradigmamızı değiştirmeliyiz

28.06.2015         tsavas@comu.edu.tr

Dünyada değişim baş döndürücü bir hızda gerçekleşti. Son 100-150 yıl içerisinde yaşamış olanlar ömürlerine çok şey sığdırdılar.

 Öncesinde teknik bu denli hızlı gelişmiyordu. Ancak öte yandan çocukluğumda ve gençliğimde yaşadığımız, geleceğe ilişkin yoğun bilgi bombardımanını düşününce aslında o günlerde tasavvur edilen gelişmelerin olmadığını düşünüyorum.

Örneğin bizde 1970’li yılların sonunda gösterilmeye başlanan “Uzay yolu 1999” dizisini bizim kuşak ve üzeri hatırlar. O günlerde 1999 yılı çok uzak görünüyordu. Ancak üzerinden tamı tamına 16 yıl geçti. Ne zaman geçti, nasıl geçti? Ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

Evet, 1999’da değil 2015 yılındayız ve insanoğlu hala “deep space”e uzay gemisi yollayamadı. Uzay araçları aklımızın almayacağı işler yapmıyor değil. Geçtiğimiz Kasım ayında Philae’nin kuyruklu yıldıza inişi ve bilgi gönderişi gibi… Ancak Philae’de Kaptan Kırk de yok Mr. Spock da; bildiğiniz gibi Mr. Spock uzaylı, uzaylılardan ise hala ses seda yok…

Daha neler neler… Jetgillerdeki gibi, Dünya üzerinde uçan arabalar… Bunlar bizlerde o dönemlerde, çok kısa sürede bunlar gerçekleşecekmiş gibi bir algı yarattı. Ama Allahtan ki görmemişiz. İki boyutlu karayollarında olanları görünce, bir de üç boyutlu olarak düşünün, tepenize bindirirler arabalarını kendilerini bedava götürtmeye kalkarlar. Karayolunda iki araç çarpışınca en azından içerisindeki insanların yaşama şansları daha fazla, 10-15 metre yukarıda çarpıştıklarını düşünün bir de, yere çakılmak var.

Üniversitede öğrenciliğim sırasında biyolojide inanılmaz gelişmelerin gerçekleştiğini öğrendik. Aklımızın almayacağı işler yapıyordu moleküler biyologlar (şimdi düşününce pek de inanılmaz değilmiş). 10-15 yıl içerisinde insan genomu çözülecek, katilleri, hırsızları, basur olup olmayacağımızı, ne zaman öleceğimizi genlerimizden belirleyeceklerdi. Bekliyoruz…

Bundan 25-30 yıl önce, biyoteknoloji alıp başını gitmişti. Hala popülaritesini koruyor. Ama size bir şey söyleyeyim mi, öğrenciliğimden bu yana pek bir şey değişmedi, pek bir ilerleme kaydedilmesi.

Ölüme çare bulunamadı. Bırakın ölümü birçok hastalığa henüz çare yok. Tabi bunu gelişmeleri küçümsemek için söylemiyorum. Organ nakillerini falan düşününce muazzam bir gelişme elbette. Örneğin çocuk yaşta kalbindeki bir sorun nedeniyle ölen dayım bu gün olsaydı ölmezdi. Sadece çocukluk ve gençlik yıllarımda yaratılan abartılı algı için söylüyorum bunu.

Bazı hastalık etmenlerinin Dünya’dan tamamen yok edilebilineceğine yani eradike edilebilineceğine inanıldı. Ama benim bildiğim çiçek dışında eradike edilmiş bir hastalık yok. Hatta tam tersi, 1928 yılında penisilinin keşfiyle enfeksiyon hastalıklarında bir devrim gerçekleşti, ancak günümüzde birçok mikroorganizmanın antibiyotiklere direnç geliştirmesi nedeniyle bazı hastalıklar tekrar  tehdit olmaya başladılar.

Bunlar bana neyi gösterdi?

Mekanik düşündüğümüzü...

Ancak Dünya bizim sandığımız şekilde işlemiyor. Teorik olarak birçok fizik, kimya ve biyoloji sorununu çözebilirsiniz; ancak uygulamak başka. Teoride dikkate alabildiğiniz faktör sayısı kısıtlı; hatta siz kendiniz kısıtlıyorsunuz, kısıtlamak zorunda kalıyorsunuz. Ancak iş uygulamaya gelince kısıtlama olanağınız yok. Bunun üzerine bir de henüz bilmediğiniz faktörleri eklerseniz, iş çok zor…

Bilimsel ve teknik gelişmeler önemli… Ancak bunlara bakarak oluşan düşünce biçimlerimizden kaynaklı abartılı öngörülerimiz gelişmeleri olumsuz etkiliyor. Ütopya güzel bir şey, hayal kurmak bilimin lokomotifi, ancak düşünce biçimlerimizi değiştirmemiz lazım.

Bir, gelişmeler yavaşladı,

iki, teorik olarak düşünülen her şey uygulanabilir değil,

üç, çözümsüz sorunlar daima olacak,

dört, bu düşüncelerle yaşamak durumundayız.


1056

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun