Şaşırdım!

03.08.2015         tkoc@comu.edu.tr

Evet, şaşırdım kaldım. Bu bir itiraftır. Şaşırdım kaldım. Ne yazacağım ben şimdi? Nasıl bu insanlar (insanlar demekle hata mı yapıyorum acaba?) bu kadar utanmaz olabiliyor/olabiliyorlar?

 Hep söylenip duruyordu; “Bunlar iktidarı demokratik yollar ile bırakmazlar” diye. Bunların; ülke, hak, halk, insan, vatan, özgürlük, adalet, demokrasi, eşitlik, kardeşlik, barış gibi dertleri yok. Bunlar insanın insan ve aynı zamanda yaşadığı sistemin/dünyanın uyumlu bir parçası haline gelmesinden rahatsız olurlar/oluyorlar.

İyi ama daha düne kadar, yani oyları alıp iktidar gücü ile ülkeyi fantezilerinin gerçekleştiği bir oyun alanı haline getirirken her şey iyi idi. Hani millet iradesi her şeyin üzerinde idi.

Her tarafa “BARIŞ” yazdırıyordunuz.

Çanakkale-Eceabat arasında çalışan feribotun üzerinde hem İngilizce hem Türkçe “Barış mümkün” yazdırmıştınız ne oldu?

Ne yapacaksınız o yazıyı şimdi?

Sakın “Suruç terör saldırısı oldu” demeyin. Ha sahi öyle bir katliam vardı değil mi? Devlet güçlerinin en fazla bulunduğu, güvenlik önlemlerinin en fazla olduğu Suruç’ta bu saldırı nasıl gerçekleşti? Bu katliamda hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye ziyaretinde bulunuldu mu? Bu saldırının sorumluları belirlendi mi? Hayır bu katliamın sorumlularının bulunması yerine; “Ne işleri vardı orada?”, “Patlamada … lar neden ölmedi?” “Kobane’de çocuk yok ki” gibi insan olanın söylemeyeceği sözler kullanıldı.

Bütün herkes biliyor ki bu oyun unutturmaya çalıştığınız 17-25 Aralık sürecinde ortaya dökülen telefon konuşmalarında “Gönderirim dört adamımı, attırırım sekiz füze savaşın gerekçesini oluştururum” şeklinde ifade edilen yaklaşımın uygulamaya geçmiş şeklidir.

En iyisi “Hedefime ulaşmak için her yöntemi kullanırım” diye yazdırın. En azından bu aşamaya kadar “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyenlere “Yapıyorlar ama açık sözlüler” diye kullanabilecekleri bir bahane daha vermiş olursunuz.

 

Gerçekten şaşırdım kaldım.

Ne yazsam yetersiz kalıyor diye düşünüyorum. Ne anlamı var bu yazının. Bana göre hiçbir anlamı yok. Çünkü yazdıklarımı ve daha fazlasını herkes biliyor ve buna rağmen insanlar ölüyor.

İnsanlar öldürülüyor.

İnsanlar öldürülüyor.

Bizlerde bunun iktidar/egemen olmak için oluşturulmuş kanlı bir senaryo olduğunu biliyoruz. Biliyoruz, biliyorsunuz, biliyorlar.

İşte tam burada şaşırdığım bir başka durum gündeme geliyor. Daha dün bütün sıkıntılarına rağmen barış, barış süreci, demokratikleşme adına her ne dersek diyelim destekleyenlere ne oldu. Nasıl oldu da şimdi ağızlarından kan damlıyor?

Başbakan çıkıyor: “Evlatlarımızı feda etmeye hazırız” diyor ve çılgınca alkışlanıyor.

Bu söz karşısında en net ve yerinde açıklama Sibel Alaş’tan geliyor:

“- Başıma bir iş gelmeyecekse… Ya da gelecekse gelsin… Şehitler ölür, biraz daha sıkı çalışırsanız vatan da bölünür…

- Nefret ediyorum ezberletilmiş avuntulardan. "Ölmez" dediğin şehidin anasına, babasına, çoluğuna çocuğuna, sevdiğine, sevdiceğine sor bir de.

- Kimin evlatlarını feda etmeye hazırsınız? Sordunuz mu evlatlara, "Feda edilmeye razı mısınız?"

diyor. İşte sanatçı duruşu budur. Gerçekler bu şekilde bütün çıplaklığı ile ifade edilir.

 

Dostlar yıllardır inadına ve bütün bunlara rağmen “İnadına emek, inadına barış inadına özgürlük” dedik ve bunu haykırmanın bedelini fazlasıyla ödedik. Bununla birlikte güncel gelişmelerde de olduğu gibi yine haklı çıktık. Bu yazının yayınlandığı gün bizler yine Ankara sokaklarında duymayan kulaklara, görmeyen gözlere ve emek düşmanları ile işbirliği edenlere inat “İnadına emek, inadına barış, inadına özgürlük” diye demeye devam edeceğiz.

Çünkü dostlar toplu sözleşme süreci var ve hükümet yine yandaş ve destekçi sendikalarında katkısı ile memurları yoksulluğa mahkum etmeye çalışıyor.

Süreç ne kadar sıkıntılı olursa olsun emek ve barış mücadelesi kazanacak.

 


1162

Yorumlar

Avatar Seçiniz
 
Adınızı giriniz
Yorumunuz
(max 500 harf)

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum
 

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
Tüm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun