Sevmek için cesur olalım…

14.07.2017         

Bugün cesaret üzerine yazmak isterim. Cahil cesareti diyebileceğimiz abartılı gözü peklik veya fiziksel güç üzerine kurduğumuz cesaret değil, eylemlerimizin sorumluluğunu alma ve seçim kapasitemiz yani korkularımızın üzerine gitme cesareti üzerine duralım.

 

 
Kader mahkumu, kader utansın, kaderin oyuncağı gibi arabesk söylemleri hiç anlayamamışımdır. Elbet bizim irademizin yetmediği pek çok x faktörü vardır hayatta ancak kendi eylemlerimizin farkında olabildiğimiz ölçüde ve kendilik bilinciyle seçimlerimizi yaptığımız, bir suçlu aramadığımız ölçüde kendimizle yüzleşme cesaretidir bahsettiğim.
Nilgün Marmara’nın Kırmızı Kahverengi Defter kitabındaki şu hikaye ne önemli bir noktaya değiniyor.
“Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum. Dönüp gelip kendime yerleşemiyorum. Kendime bir yer edinemiyorum. Kafatasımın içini küçük bir huzur adına aynalarla kaplattım.Ölü ben’im kendini izlesin bir yandan.O tuhaf sır içinden.Paniği kukla yapmış hasta bir çocuğum.Bu oyuncağı panik olan sayrı yalnızlık kendi kendine nasıl eğlenir?
 -Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına? Niye kimseler izin vermez yollarına kuş konmasına?
-Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna…
…Bir çocuk demiş.
Çocuklara bakalım… Ne vazgeçerler yürümeyi öğrenirken defalarca kez düşseler de ne de neşelerini kaybederler. Oysa biz büyükler biraz kaçamak mı yaşıyoruz ne?
Kendinden kaçtıkça o çocuksu masumiyeti, neşeyi ve direnci yitirmez mi insan? Cesareti yitirdiğimiz oranda da sevgisizleş miyiz? Yoksa sevgisiz olan mı korkak olur?Yoksa korkanların şiddetin kökenleri içinde kendimiz sandığımız bize yansıtılan şeylerin eriyip gitmesinden korkuyor muyuz kargayla kedi gibi?Oysa sevdiğimiz şeyle aramızdaki en büyük şey zamandır yani ona zaman veririz.Bir şeye ne kadar çok zaman veriyorsak o kadar sevgiyi büyütür bu ve işte tam olarak da bu durum sevdiğimiz sedyen sorumlu olduğumuzu gösterir.İşte bizi zaman vermeye iten, tanış olmaya götüren perdeleri aralamaya iten cesarettir sevgi.
  Öylece severiz işte aslında..Hesapsız, kitapsız….Arkadaş, dost, yar..Sevgiyi o huzur alanı dediğimiz kavramlara hapsedip biz mi zorlaştırıyoruz ne?
Hep ardında bir şeyleri kaybetmekten  korkmamız yatmıyor mu?Hani yerinin bulamayan karga gibi belki yerini, belki huzur alanını..
Sahip olmak mı yoksa olmak mı? Diyor Eric Fromm. Sanki sevgiye sahip olabilirmişiz gibi onu nesneleştirdiğimiz ya da sevgimizi yönelttiğimiz kişiyi veya şeyleri nesneleştirdiğimiz ölçüde korkularımız büyüyecek. Çünkü o benim diyeceğiz, benimle değil.
Kendimizi, insanı ve dünyayı sevmek için cesur olalım…

403

Yazarın daha önceki yazıları

© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER