Son fetvacılar ve NATO

27.11.2017         iensar_68@mynet.com

Önce NATO?dan başlayalım? En genel yönü ve tarihsel bağlamı üzerinden NATO?ya dair birkaç şeyi belirtmekte yarar var.

 

 
 
Birincisi NATO; İkinci Paylaşım Savaşı sonrası, yani faşizmin yenilgiye uğratılması ve sosyalist blokun kurulması, dünya halklarının antiemperyalist bilincinin ve mücadelesinin gelişip derinleştiği, yaygınlaştığı bir tarihsel dönem ve bağlam içerisinde kurulan bir örgüttür. 
 
İkincisi NATO esas olarak, büyük kapitalist-emperyalist ülkelerin çıkarlarını korumak, bu ülkelerin jandarmalığını yapmak, dünya halklarının mücadelesini bastırmak ve sosyalizme karşı yıkıcı faaliyetleri örgütlemek üzere kurulmuştur. 
 
Üçüncüsü NATO, başından beri bir saldırı örgütüdür. 
 
Ve son olarak, başta ülkemiz olmak üzere, kendisine bağlı kontrgerilla örgütlerini kurmak, yönetmek, ülkelerde darbeler yaptırmak, yükselen halk muhalefetlerini bastırmak ve emperyalizmin merkez ülkelerine bağlı (ABD ve diğerleri) ve bağımlı olan hükümetleri iş başına getirmek, iktidarda tutmak üzerine genel faaliyetler sürdürmek… diye özetlenebilir.
 
Son NATO tatbikatı esnasında düşman güçler arasına Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adlarını koyulması; sadece provokatif bir eylem olmanın ötesinde, planlı, bilinçli ve tasarlanmış bir plan üzerinden mesajlar vermek diye özetlenebilecek bir politik tutumdur. 
 
Olay, elbette Türkiye’de de geniş yankı uyandırdı. Kimileri, NATO’nun bu tutumunu “düşmanca”  bir davranış olarak yorumladı. “Dost ve müttefik” olma haliyle örtüştüremediğini belirterek NATO’yu eleştirdiler. Kimileri de kendi tarihlerini unutarak, aslında halka unutturmaya çalışarak birden bire anti-NATO’cu keskinliğine bürünmüş göründüler. 
 
Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık edenler, yakın tarihi ile ilgilenenler bilirler ki, özellikle 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren ve 68’in başta Deniz Gezmiş ve Arkadaşları olmak üzere gençlik önderleri ve gençliği, 6’ncı FİLO’nun askerlerini (ki bunlar NATO ve Amerikan askerleridir) Dolmabahçe’den denize dökerken, şimdi bugünlerde NATO’ya veryansın edenlerin önemli bir kesimi, o gün başta da TBMM Başkanı İsmail Kahraman olmak üzere, palalarla, satırlarla NATO’nun yanında saf tutarak devrimci gençlere saldırıyorlardı. 
 
Ve yine bilinir ki, aynı tarihsel dönemden itibaren Türkiyeli devrimciler, yurtseverler, bağımsızlıkçı güçler ve demokratlar, NATO’ya karşı bir duruş sergilemişler, NATO’dan çıkılmasını savunmuşlar, Türkiye’de bulunan NATO üst ve tesislerinin kapatılmasını talep etmişler ve ABD ve NATO ile yapılan gizli, ikili anlaşmaların iptalini istemişlerdir, bu uğurda mücadele etmişler ve bedelini ödemişlerdir. 
 
Ve yine şimdi NATO’yu taşlayanların önemli bir bölümü, o gün NATO ve Amerika’yı alkışlayanlar olmuştur. 
 
Ve bugün de Türkiyeli devrimciler, yine aynı güçler, aynı taleplerle anti-emperyalist mücadelelerini sürdürmektedir. 
Buradan son fetvacılara geçelim… Kurtuluş Savaşı önderleri, başta Mustafa Kemal olmak üzere hakkında fetva yayınlayanlar, onların ölüm fermanını duyurup vatan haini ilan edenlerin adları okullara veriliyor… Mustafa Sabri adı Tokat’ta bir okula veriliyor… Tepkiler üzerine geri çekiliyor…
 
Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak, “Bizim gavurumuz elin gavurundan daha şiddetli. Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı” dile buyurmamış mıydı! Daha vahimi Memur-Sen’in Genel Başkanı Ali Yalçın’ın, “Mustafa Sabri ismine tahammülsüzlük asla kabul edilemez. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi sadece Tokat`ın değil bu milletin, ümmetin bir değeridir. Ondan rahatsız olanlar bilgilerini ve zihinlerini sorgulasınlar. Tabela iner ama yüreklerden ve zihinlerden saygınlığı asla inmez” sözleridir. 
 
Kurtuluş Savaşı sonrası, işgalcilerin gemisine girip bu toprakları terk eden Mustafa Sabri, Ali Yalçın’ın gönlünde olabilir, ama bu milletin büyük çoğunluğunun gönlünde olmayacağı kesindir. 
 
Mısıroğlu, Ali Yalçın ve benzerleri, esas olarak Kurtuluş Savaşının karşısında yer alan Mustafa Sabri gibilerin damarından, soyundan gelmektedirler. Ve burada Mustafa Sabri bir simgedir ve o simge “hilafetin”, “şeriatın” ve ülkeyi yeniden Cumhuriyet öncesi karanlık bir rejime taşımak isteyenlerin; Mustafa Kemal Atatürk’e, Cumhuriyete ve onun bütün kazanımlarına ve Kurtuluş Savaşına, ulusal bağımsızlıktan yana olan politikalara cepheden karşıtlığın simgesidir.
 
İşte bu güçlerin, bugün NATO’ya, NATO’nun Atatürk’ü ve Erdoğan’ı düşman güçler olarak niteleyip hedefe koymalarına karşı olmaları tarihin garip bir ironisi ve inanılmaz bir ikiyüzlülüğü olarak görülmektedir. 
 
Nasıl ki, NATO Atatürk ve Erdoğan’ı bir simge olarak hedefe koyuyorsa, mesajını semboller ve simgeler üzerinden veriyorsa, Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin izini sürenler de onu bir sembol ve simge olarak öne çıkarma gayretini gösteriyorlar. Mustafa Sabri’yi savunanların NATO’ya ve onun gerisindeki emperyalizme karşı sözleri inandırıcılıktan ve iç tutarlılıktan yoksundur. 
 
Eğer, bugüne kadar bu ülkenin devrimcileri, yurtseverleri, ulusal bağımsızlıktan yana güçleri, NATO’nun gerçek yüzünü onlara anlatamadıysa, bu onların “NATO kafa NATO mermer” özelliklerinden değil, taaa Mustafa Sabri’ye uzanan tarihsel bağlarının getirdiği, emperyalizme göbekten bağlanmanın bir sonucudur diyebiliriz. 

657

Yazarın daha önceki yazıları

Yazarın Arşivine ulaşmak için tıklayınız.
© 1998 - 2015 Çanakkale Olay
TÜm hakları saklıdır.


E-mail adresiniz ile abone olun

POPÜLER ETİKETLER

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI

AFAD da bunu yaparsa!
15.01.2018    1381